14 Aralık 2006

ZEN ve Tendai






GÜNDÜZ UYKUSU

Soyen Shaku Usta
, yeryüzünden ayrıldığında altmışbir yaşındaydı. Yaşam görevini tamamladığında çoğu Zen ustalarınınkinden daha bereketli bir öğreti bırakmıştır.
Öğrencileri, sıcak yaz günlerinde yatıp kestirirlermiş. Soyen buna aldırmaz ama kendisi bir
saniyesini bile boş geçirmezmiş.

Daha oniki yaşındayken Tendai felsefi kurgusunu öğrenmişti. Boğucu bir yaz günü küçük Soyen, öğretmeni dışarı çıkınca, uzatır ayaklarını, uykuya dalar.
Üç saat sonra birden uyanır. Öğretmeni içeri girmektedir. Çok geç ! Öğretmen onu, kapının ağzında yere uzanmış görür.
Alçak sesle, “ Özür dilerim, özür dilerim... “ diyerek, adımlarını Soyen’in üzerinden özenle aşırtır. Sanki önemli bir konuktur yatan! Soyen öğleden sonraları uyumaz bir daha.

Tendai : Chih-i ’nin kurduğu mezhep. Çinde çok yandaşı olan bu öğretiyi Dengyo Daishi Japonya’ya getirmiştir. Doğaötesi yönü dışında Zen’e benzer. Zen’in pratikliğine karşın, Tendai’de doğaötesi yöne ağırlık verilir.
ZEN ETİ - ZEN KEMİĞİ
PAUL REPS
Derleme
Çeviri : Nevzat Erkmen ,S. 52,Yol Yayınları
Derleyen:Ayhan Görür

Bekleyen Enayidir...Bektâşi

Salvador Dali
* * *
BEKLEYEN ENAYİDİR

Bir hoca, vaazında içkinin haram oluşunu, bu dünyada sabredip içki içmeyenlere, öbür dünyada şarabın, sütün, balın, suyun kendi ırmaklarından ikram edileceğini anlatıyormuş.
Bu vaazı dinleyen Bektâşi, “ Hoca Efendi, o anlattığın şeyler bu dünyada da var, oraya gidene kadar bekleyen enayidir ” diye müdahale etmiş.
Bunun üzerine “ Vay zındık !” diyerek Bektâşiyi yakapaça tutup Şeyhülislâm’a götürmüşler, olanları anlatmışlar.
Şeyhülislâm Baba Erenlere, “ Yine ne halt ettin ! “ diye çıkışmış. Bektâşi “ Ben “ demiş, “ Doğru söyledim. Hocanın öbür dünyada verileceğini söylediği şeyler bu dünyada da var. “
“Nasıl olur ?” diye sormuş Şeyhülislâm. Baba Erenler cevap vermiş:
Efendim,
" şarap aşkı,
" süt ilminden istifade edilen adamı,
" bal halinden memnun olmayı,
" su Allah’ın rahmetini
ifade eder.
Bunlar gerçekten bu dünyada da var. Bu nedenle öteye gidene kadar bekleyen enayidir, dedim.
Anonim
Derleyen: Ayhan Görür

Mevlâna ile yaşamak...Ayhan Görür

* * *
* * *
Julie - Lavender - Seabreeze

  • İki can birbirine karışmadıkça ayrılıktır,
    mülakât düzensiz olur.
    Mesnevi, 2/12
  • Sen bir horluk görür görmez aşktan kaçmadasın.
    Bir addan başka aşktan ne bekliyorsun ki ?
    Aşkın yüzlerce nazı, edası, ululuğu vardır.
    Aşk yüzlerce nazla elde edilebilir.
    Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır.
    Vefasız adama bakmaz bile.
    İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne.
    Kökün iyileşmesine sağlamlaşmasına çalışmak gerek.
    Bozuk düzen ahit çürümüş köktür.
    Kökü çürümüş ağaç, kurumuşsa faydası yok.
    Fakat kökü sağlam da yeşil yaprakları yoksa
    nihayet günün birinde yüzlerce yaprak, el sallar.
    İlminle gururlanma da ahdını bütünlemeye bak.
    Çünki bilgi kabuğa benzer, ahitse onun içidir.

    Mesnevi, 3/ 70

  • Hışım, şehvet ve hırs rüzgârı namaz
    ehli olmıyan kişiyi silip süpürür.
    Hiddete kapılma. Hiddet padişahlara bile kötülük eder.
    Hışım şehveti ve hırs rüzgarı bizim kölemizdir.
    Hiddete gem vur, üstüne bin.
    Mesnevi, 1/302

Mevlâna Celâleddin Rumî

Sunan: Ayhan Görür

Kadı'nın kadılıktan şikâyeti...Mevlâna

*

* * *

Kadı’nın kadılıktan şikayeti, naibin ona
verdiği cevap

Birisini kadı yaptılar. Ağlayıp inlemeye koyuldu.
Naip kadıya : “ Bu ağlama nedir ?
Ağlamak, feryadetmek zamanı değil..
sevinecek, kutlanacak zamanın
” dedi.
Kadı, bir ah edip dedi ki: “ Gönlüne hâkim olmıyan,
işin içyüzünü bilmeyen nasıl hükmedebilir ?
O, işin hakikatini bilen iki kişi arasında
bir cahilden başka bir şey değildir ki.
O iki hasım, ne yaptıklarını bilirler.
Zavallı kadı o iki kişinin hilesini ne bilsin ?
Hallerini bilmez, gâfildir.
Böyle olduğu halde kanlarına,
mallarına nasıl hükmedecek ?
“
Naip “ Hasımlar, bilgili ama illetlidir.
Halbuki sen, cahilsin ama şeriat mumusun.
Çünki sende bir kasıt ve illet yok.
İşte şu illetsizlik yok mu ? Gözlerin nurudur.
O iki bilgiyi garazları kör etmiştir.
Bilgilerini de kasıtları, illetleri mezara tıkmıştır.
Kasıtsızlık, bilgisizi âlim yapar, kasıt ve garaz
ilmi aykırı bir hale sokar, zulüm haline koyar.
Sen rüşvet almadıkça kör değilsin,
fakat tamah ettin mi körsün,
kul köle kesilirsin
“ dedi.

Ben hevadan vazgeçmişim,
şehvet lokmalarını az yemişim.
Gönlümün tat alma duygusu aydın..
doğruyu yalandan ayırdeder.

Mevlâna Celâleddin Rumî
MESNEVİ II, Sayfa : 210, 211

Çeviren: Veled İzbudak

Sunan: Ayhan Görür

Kibirlenmek üzerine...Ferideddinî Attâr







Kate-Mawdsley-Bugs

Bal arısıyla karıncanın hikâyesi


Arının biri, kovanından pek neşeli, pek kararsız bir halde uçup geliyordu.
Bir karınca, onu böyle sevinçli, kulluk hükmünden çıkmış görünce.
Dedi ki: Neden sen böyle neşelisin; niçin sevincinden bir yere sığmıyorsun ?
Arı, a karınca dedi, neden neş’eden gönlüm coşmasın; niçin neşelenmeyeyim ?
Nerede istersem orda oturuyor, ne dilersem seçip yiyorum.
Dilediğim gibi dünyayı gezip dalaşmaktayım. Artık bir an bile neden kederleneyim ki ?
Bu cevabı verip yaydan fırlayan ok gibi bir kasap dükkanına dek uçup gitti.
Dükkanda yağlı bir et parçası vardı; ona konup hemencecik iğnesini daldırdı.
Kasap, ete satırı çalınca arı, ikiye bölünüverdi:
Yere düştü. Karınca haberdar olunca gelip yarısını aldı;
Yolda zorlukla onu hem çekiyor, hem de diyordu ki:
Dilediği şeyi yiyen, gönlünün istediği yere konan kişi,
dilemediği şeyi görür, senin akıbetine uğrar.
Dilediği gibi yaşayan, senin gibi ölür. Bak sonun ne oldu?
Haddin olmayan yere adım attın ama bilgisizlik yüzünden kendi kendinin kanına girdin.


"


Az ululanmak, az kibirlenmek, güzel huy ve kerem sahibi olmak gerek.
Gücü kuvveti olanın, terazide Kafdağı kadar ağır gelenin bile ağırlığı, değeri, bir arpadan daha aşağıdır.
İnsanları az incit; bu huyu seç. Hafif ve çevik ol. Bundan daha kısa, bundan daha yakın yolun yoktur senin.

Ferideddin- i Attâr

İLÂHİNAME
II
Çeviren : Abdülbâki Gölpınarlı
s. 34, 35, 36


Sunan : Ayhan Görür

Tanrı vergisi,Halk vergisi...Mevlâna

* * *

* * *

Tanrı vergisiyle Tanrı kudreti, halk vergisinde
olduğu gibi kâbiliyete muhtaç değildir. Çünkü
vergi önsüzdür, kâbiliyet sonradan meydana gelme.
Vermek Tanrı sıfatıdır, kâbiliyet yaratılmışın sıfatı.
Evveli olmayan, sonradan meydana gelen şeye
bağlı değildir. Bağlı olduğu farzedilirse sonradan
meydana gelmenin imkânsız olması lazım gelir.

" "
Bu gönlün ıslâh olmasına çare, insanı halden hale döndüren Tanrı’nın ihsan ve lütfudur. Onun vergisine de kabiliyet şart değildir.
Belki kabiliyete sahip oluşa şart, onun lütuf ve ihsanda bulunmasıdır. Tanrı vergisi içtir, kâbiliyet deri.
Şunu görsene: Musa’nın sopası ejderha olmada, avucu güneş gibi parlamada.
Peygamberlerin, aklımıza fikrimize sığmayan yüzbinlerce mucizeleri, sebeplerden olmamıştır, Tanrı yaratmasıyla olmuştur.Yoklara kâbiliyet nereden geliyor ?
Kâbiliyet, Tanrı işinde şart olsaydı hiçbir yok, varlık alemine gelmezdi.
Arayanlar için bu gök perdenin altında bir âdettir kodu, sebepler ve yollar yarattı.
Olan şeylerin pek çoğu o âdete göre olagelir. Fakat bazı da olur ki kudret, o âdeti yırtar kaldırır.
Hoşluk ve tatlılıkla âdet, yol, yordam kodu ama sonra da o âdeti, o yolu yordamı yırttı, adına mucize dendi.
Sebepsiz olarak bize yücelik gelmez. Gelmez ama kudret , sebebi kaldırmada aciz değildir.
Ey sebebe kapılan, sebepten dışarı uçma. Fakat sebebi yaratanı da abes sanmaya kalkışma.
Sebebi yaratan Tanrı, ne dilerse yapar. Mutlak olan kudret, sebepleri de yırtar, ortadan kaldırır.
Fakat arayan muradına erişsin diye çok defa, yaptığı işleri sebeple yapar, sebeple yaratır.

Sebep olmasa murit, nasıl yol arasın ? Şu halde yolda sebeplerin görünmesi lazımdır.

Bu sebepler, görüşlere perdedir. Çünkü her göz, onun sanatını görmeye lâyık değildir.

Sebepleri yırtacak bir göz gerek ki perdeleri kökünden çekip çıkarsın.
Bu suretle de mekânsızlık yurdunda sebepleri yaratanı görsün, çalışmayı, kazancı ve dükkânı saçma ve beyhude saysın.
Her hayır ve şer, sebebini yaratandan gelir. Babacığım sebep ve vasıtalar,
Bir zamancağız gaflet devri yürüyüp gitsin diye ana yolun üstünde toplanmış

bir hayalden başka bir şey değildir.

Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
V
Veled İzbudak
Sayfa 128, 129, 130
Sunan : Ayhan Görür

Yapılma yıkılmadadır...Mevlâna

* * *
* * *
Leslie-Bernsen-Garden

Yapılma yıkılmadadır;
topluluk dağınıklıkta:
düzeltme kırılmada..
murat muratsızlıktadır;
varlık yoklukta..

Her şey buna benzer..
öbür zıtlar ve eşler de hep bunlar gibidir.
" "
Birisi geldi, yeri belemeye, sürmeye başladı. Aptalın biri dayanamayıp feryat etti.
Dedi ki: Bu yeri neden yıkıyorsun.. neden yarıyor, dağıtıyorsun ?
Adam dedi ki : A ahmak, yürü git... benimle uğraşma ! Sen, yapılmayı yıkılmada bil !
Bu yer, böyle çirkin ve yıkık bir hale gelmedikçe nasıl olur da gül bahçesi, buğday tarlası haline gelir !
Düzeni altüst olmadıkça nasıl olur da bostanlık, ekinlik olur; mahsul ve meyve yetiştirir ?
Yarayı neşterle deşmedikçe iyileşir, onulur mu hiç ?
Ahlatın, ilaçla yıkanmadıkça hastalığın nasıl geçer, nasıl şifa bulursun ?
Terzi kumaşı paramparça eder.. bir kimse çıkıp da o sanatını bilen terziye,
Bu canım atlası neden bu hale getirdin.. neden kestin; ben kesik kumaşı ne yapayım der mi ?
Her eski yapıyı yaparlar, yenilerlerken eski yapıyı yıkmazlar mı ?
Marangoz, demirci ve kasap da bunun gibi yeni bir şey yapacakları zaman önce o şeyi yıkıp harap etmez mi ?
O halileyi, belileyi döğmek, onları adeta telef etmek, bedenin yapılmasıdır.
Buğdayı değirmende ezmeseydin ondan ekmek yapılabilir miydi.. bizim soframızı bezeyebilir miydi ?

Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
IV
Sayfa 189, 190
Çeviren: Veled İZBUDAK

Derleyen:Ayhan Görür

Zıddı olmadıkça bir şey görünmez...Mevlâna

* * *

* * *

Zıddı olmadıkça bir şey görünmez.
O misli olmayan padişhınsa zıddı yoktur.
"
O ahmağın nazını da çekeriz, onun gibi yüzlercesinin nazını da. Bu, renk aşkından, koku sevdasından değildir.
Bu kaza ve kader bizim dersimizin talebeleridir. Artık savaşmamızın debdebeleri nereye varır, bir düşün.
Nereye mi varır ? Yere bile olmayan bir yere.
Işığı, gözleri alan Tanrı ayına ancak!
O nur, bütün vehimlerden ve tasavvurlardan uzak olan nurun nurunun nurunun nurunun nurudur!
Dedikoduyu senin için aşağılattım. İbret al da kötü huylu arkadaşla arkadaş ol, uzlaş.
“ Sabır, sıkıntının anahtarıdır ” sırrına ermek için gülerek hoşlanarak onun derdini çek.
Bu aşağılık kişilerin aşarılıklarını çekersen sünnetlerin nuruna ulaşırsın.
Peygamberler aşağılık adamların zahmetlerini çok çektiler. Bu çeşit yılanlardan nice ıstıraplara uğradılar.
Yargılayan Tanrı’nın muradı, hükmü, ta ezelden tecelli ve zuhur etmekti.

ZIDDI OLMADIKÇA BİR ŞEY GÖRÜNMEZ. O MİSLİ OLMIYAN PADİŞAHINSA ZIDDI YOKTUR.

Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
IV
Sayfa 171
Çeviren: Veled İzbudak
Sunan: Ayhan Görür

Gizli öze perde olan kötü huy...Mevlâna

* * *
* * *
by Mark-Rothko

İnsanın nefsinde bir şey vardır ki, hayvanlarda, canavarlarda bile yoktur derler ya; bu söz, insan onlardan beterdir demek değildir.
Şu yüzden söylenmiştir bu söz : İnsanda gizli bir öz var ya; ona karşılık bu kötü huy, nefsin şu kötülüğü, şu fenalıklar, o öze perde olmuştur; inci-mücevher, ne kadar değerli, ne kadar büyük, ne kadar yüce olursa perdesi
de o kadar büyük olur.
Demek
kötülük
, kötü huylar, o öze, inciye bir perde oluyor: bu perde de çok çalışmayla kalkıyor ancak.

Çalışmalar
çeşit – çeşittir.
Çalışmaların en ulusu Tanrı’ya yüz tutmuş, bu alemden yüz çevirmiş dostlara karışmaktır.

Temiz dostlarla düşüp kalkmaktan
daha çetin hiçbir savaşma yoktur.
Çünkü onları görmek, nefsi, bedeni eritip yok etmektir.
Hani derler ya; yılan, kırk yıl insan görmese ejderha olur; bu söz, kendindeki uğursuzluğu yakıp eritecek bir kimseyi
görmez demektir.
Nereye büyük kilit takarlarsa orda değerli, ağır birşey
var demektir.
İşte şimdicek nerde büyük bir perde varsa orda daha iyi bir inci
var demektir.

Definenin üstünde kötü yılan var amma yılanın çirkinliğine bakma definedeki değerli şeyleri
gör.

Mevlâna Celâleddin Rumî


FİHİ MA - FİH
Sayfa 204
Çeviren : Abdülbaki Gölpınarlı

Sunan : Ayhan Görür

Yol, Erdem üzerine...Lao Tsu

* * *
* * *

yücelerden bilge YOL’u duyunca
izler onu uyumla

ortacalardan bilge YOL’u duyunca
bir uyar bir şaşar

alçakçalardan bilge YOL’u duyunca
güler ağız dolusu

ve gülmezse bil ki
doğru YOL değildir o

ne der atasözü –
açık YOL karanlık görünür
ileri YOL geri görünür
doğru YOL eğri görünür
en yüce ERDEM alçak görünür
en temiz insan kirli görünür
en engin ERDEM dar görünür
en cesur ERDEM kaçak görünür
en doğru öz dönek görünür

BÜYÜK ARAÇ GEÇ YETKİNLEŞENDİR
en doğru dörtgenin köşesi olmaz
büyük sesin sesi duyulmaz
büyük resmin şekli görünmez


YOL gizemli ve adsızdır
ama ancak onunla varolur her şey

Lao Tsu

TAO TECHİNG
YOL VE ERDEM KİTABI SÖZ VE CAN KİTABI
Türkçesi ve Yorumu : ÖMER TULGAN
Yol Yayınları,Sayfa: 56

Sunan : Ayhan Görür

Söz üzerine... Mevlana

* * *
* * * * *
Joan - Mino

Bu dil çakmak taşıyla çakmak demiri gibidir.
Dilden çıkan da ateşe benzer.
Mânâsız yere gah hikâye yoliyle, gah lâf olsun diye çakmak taşıyle demiri birbirine vurma !
Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu.
Pamuk arasında kıvılcım nasıl durur ?
Zâlim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır.
Bir söz, bir âlemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder.
Canlar aslen İsa nefeslidir; bir anda yara, bir anda merhem olurlar.
Canlardan perde kalkaydı;
her canın sözü, Mesih’in sözü gibi tesir ederdi.
Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma, bu helvayı yeme !
Feraset sahiplerinin iştahları sabradır,
onlar sabretmek isterler. Helva ise, çocukların istediği şeylerdir.
Sabreden göklerin üstünde yükselir; helva yiyenlerse geriler, kalır !
Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
I
Çeviren: Veled İzbudak
Sayfa 128

Sunan: Ayhan Görür

Sutra

* * *
* * *
SUTRA YAYINLAMAK

Japonya’da, Tetsugen adlı bir zen tutkunu o günlerde salt Çincesi bulunan sutraları yayınlamayı aklına kor. Kitapların, tahta basma kalıplarla, yedi binlik bir baskısı yapılacaktır. Bu da büyük bir girişimdir.
Tetsugen bu amaçla gezilere çıkıp bağış toplamaya başlar. Birkaç duygudaş, çıkarıp yüzer altını basarlar; ama çoğu kimse bir iki yenle geçiştirir. O da hepsine eşit duygularla teşekkür eder. On yıl sonra Tetsugen yeterli parayı denkleştirip işe koyulur.
Ne var ki, o sıralarda Uji ırmağı taşar. Kıtlık olur. Tetsugen kitap için topladığı parayı harcayıp açları doyurur. Sonra gene para toplama işine başlar.
Aradan yıllar geçer, ülkede tifo salgını çıkar. Tetsugen nesi var nesi yoksa yurttaşlarına yardım için dağıtır.
Üçüncü kez işe koyulur; yirmi yıl sonra ereğine ulaşır.
Sutraların ilk baskısında kullanılan tahta kalıplar bugün Obaku manastarında görülebilir.
Japonlar çocuklarına Tetsugen’in, sutraları üç takım olarak ürettiğini, ilk iki görünmez takımın sonuncusundan çok daha üstün olduğunu anlatırlar.

Sutra: Budacılığın kutsal yazılarında anlatılanlar; özellikle Buda’nın sözleri.

ZEN ETİ, ZEN KEMİĞİ
Derleme
PAUL REPS
Çeviri: Nevzat Erkmen
Sayfa: 50

Sunan: Ayhan Görür

Kâmil İnsan...Şıblî -Yunus Emre - Zen






Hesti tâcı Ârifan ender cihanı ber çârı terk:
terk-i dünya
terk-i ukba
terk-i hesti
terk-i terk


Ariflik tâcını giyebilmek için dört şeyi terk etmek lâzımdır:
dünyayı terk etmek
âhireti terk etmek
varlığı terk etmek
terki terk etmek


Şıbli

./././././././././././././././

10. YERYÜZÜNDE
Yalınayak bağrım açık, insanlarla haşir neşir,
Yırtık çulum, tozlu yolda ne mutluyum.
Büyü müyü değil beni böyle uzun yaşatan;
Neye baksam diri diri, ağaçlar da taşlar da!

Yorum:Geçitten geçtim artık. Bilmez beni bilge milge. Bahçemdeki güzelliği göremiyor hiç kimse.Pirlerin izlerinden yürümek de niye, niye? Şarap testisiyle gider pazar yerine, sonra elimde asa dönerim evceğizime. Şarapçıya uğrarım, pazarda dolaşırım, kime bir bakış atsam aydınlığa katarım.

ZEN ETİ, ZEN KEMİĞİ
Derleme
PAUL REPS
Çeviren: Nevzat Erkmen

Yol Yayınları

./././././././././

Ete kemiğe büründüm
Yunus olarak göründüm

Yunus Emre

Derleyen:Ayhan Görür

Şehvet...Mevlâna


*
* *


Halil aleyhisselâmın’ın horozu kesmesi, müridin
içinde bulunan helâk edici ve kötü sıfatlardan
hangi sıfatın giderilmesine işarettir ?

"
Horoz, şehvete mensuptur, şehvetine pek tapar. O zehirli ve kötü şaraptan sarhoştur.
Şehvet soy sop üretmek için olmasaydı Adem, utancından kendisini hadım ederdi.
Melûn iblis, Tanrı’ya avlanabilmek için bana kuvvetli bir tuzak lâzım dedi.
Tanrı, ona altın, gümüş ve at gösterdi, halkı bunlarla aldatabilirsin dedi.
İblis, zahiren bunu beğendi. Beğendi ama suratını ekşitti, sıkılmış turunç gibi dudaklarını sarkıttı.

Tanrı, o geberesiceye güzel madenlerden altın ve mücevheratı armağan etti.
A melûn dedi, şu tuzağı da al.
Şeytan dedi ki: Ey güzel yardımcı, daha artır !
Yağlı, ballı şeylerle ağır ve değerli şaraplar ve bir çok ipek elbiseler verdi.

Şeytan
dedi ki: Yarabbi, imdat et, bundan fazla isterim. Ver de onları iplerimle adamakıllı bağlıyayım.
Bu suretle erkek ve yürekli sarhoşların, erkekçesine o bağları koparsınlar.
Bu hava ve heves tuzaklarıyla ipler, senin erini, adam olmıyanlardan ayırtetsin.
Ey ululuk tahtının sultanı, başka bir tuzak istiyorum, öyle bir tuzak ki insanı baş aşağı atacak kadar şiddetli ve aldatıcı olsun.

Tanrı, şarap ve çalgıyı getirip önüne koydu. Şeytan, bunları görünce hafifce güldü, yarı neşelendi.
Ezeli azgınlığa haber gönderip fitne denizinin dibinden toz kopar dedi.
Musa da senin kullarından bir kul değil miydi ? Deniz dibinde tozdan perdeler salmadı mı ?
Su her taraftan çekildi de deniz dibinden bir tozdur koptu.

Tanrı, erkeklerin aklını, sabrını alan kadın güzelliğini ona gösterince,
Parmakçıklarını şıkırdatarak oynamaya başladı.
Ver ver, şimdicik muradıma kavuştum dedi.
Aklı, fikri kararsız bir hale getiren o mahmur gözleri görünce,
Şu gönlü çöreotu gibi yakıp kavuran dilberlerin yüzlerini seyredince neşelendi.
Yüz, ben, kaş, akik gibi dudaklar. Sanki ince bir perdeden Tanrı parlamış.
Şeytan, incecik perdeden Tanrı tecelli etmiş gibi o işveyi görünce derhal yerinden sıçrayıp oynamaya koyuldu.


Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
V
Çeviren: Veled İzbudak,sayfa 80
Maarif Bakanlığı Yayınları

Sunan: Ayhan Görür

İnsanları neden yarattın, sonra perişan ediyorsun...Mevlâna

* * *
* * *
Fernard - Leger - Carte

Musa aleyhisselamın
Tanrı’ya
“ Neden halkı yarattın, sonra da onları helâk ediyorsun “
diye sorması ve Tanrı’nın cevabı
"
Musa dedi ki: Ey soru hesap gününün sahibi Tanrı, yapıp düzdün; neden yine bozar, yıkarsın ?
Cana canlar katan erler, dişiler yaratırsn.. sonra bunları yıkar, mahvedersin; neden ? Tanrı dedi ki: Bu suali inkar yüzünden yahut gafletle ve nefsine uyarak sormuyorsun, biliyorum.
Yoksa hoş görmez, gazap eder, bu soru yüzünden seni incitirdim.
Fakat bizim işlerimizdeki hikmetleri, varlık sırrını araştırıyorsun.
Bunu bilip sonra da halka bildirmek ve her ham kişiyi bu suretle olgunlaştırmak istiyorsun.
Sen bunu biliyorsun ama halka da bildirmek için sormaktasın.
Çünkü bu sual, yarı bilgidir.Hiç bilmeyen, bu bilgiden dışarıda kalan bu soruyu soramaz.
Sual da bilgiden doğar, cevap da.. nitekim diken de toprakla sudan biter, gül de!
Her sapıklık bilgiden olur, hem doğru yolu buluş da .. nitekim acı da rutubetten hasıl olur, tatlı da !
Bu nefret ve sevgi, aşinalıktan meydana gelir .. hastalık da iyi gıdadan olur, kuvvet de !
Tanrı Kelimi de acemilere bu sırrı bildirmek, onları faydalandırmak için kendisini acemi yaptı.
Biz de kendimizi ondan daha acemi yapalım da bilmez gibi cevabını dinleyelim.
Eşek satanlar, o satışın anahtarını elde etmek için birbirlerine adeta düşman olurlar, çekişir dururlar.

Tanrı buyurdu ki:
Ey akıl sahibi Musa, mademki sordun, gel de cevabını duy!
Ey Musa, yere bir tohum ek de bunun sırrını anla, insafa gel!
Musa, tohum ekti, ekin bitti, kemale gelip başaklandı, güzelce biçmeye başladı. Gaybdan kulağına bir ses geldi!
Neden ekiyor, besliyorsun da kemale gelince kesiyor, biçiyorsun?
Musa dedi ki: Yarabbi, burada tane de var, samanda.. onun için kesiyorum.
Çünkü tanenin saman ambarına konması lâyık değil.. saman da buğday ambarına konursa yazık olur!
Bu ikisini karıştırmak hikmete uygun olamaz. Mutlaka elerken ayırtetmek lâzım. Tanrı dedi ki : Bu bilgiyi sen kimden aldın da bir harman meydana getiriyorsun.
Musa, Tanrım, bana bu temyizi sen verdin dedi..
Tanrı dedi ki: Öyleyse bende nasıl olur da temyiz olmaz.
Halk arasında temiz ruhlar da var, topraklara bulunmış kara ruhlar da.
Bu sedeflerin hepsi bir değil .. birisinde inci var, öbüründe boncuk!
Buğdayları samandan ayırmak nasıl lâzımsa, bu iyiyi de kötüden ayırmak vâcip.
"
Bu âlem halkı, hikmet hazineleri gizli kalmasın, meydana çıksın diye yaratılmıştır.
Ben bir hazineydim dedi Tanrı, hem de gizli .. bunu duy da cevherini kaybetme, meydana çıkar.

Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi
IV
Çeviri: Veled İzbudak
Maarif Yayınları,Sayfa 241, 242, 243
Derleyen:Ayhan Görür

Herkesin kendi doğrusu var...Ayşe Arman

* * *
* * *
Sedef Yılmabaşar Ertugen

"
Hayvan sevgisi üzerine bir tartışma
...
Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna...
Ama işte, yol dediğin şey o kadar çok çatallanıyor ki, her kafadan ama her kafadan başka türlü bir es çıkıyor. Hatta başka tonda,başka üslupta.
Kimi, kedi sevmeyenleri psikoloğa gönderiyor, onların sevgi eksikliği var diyor, kimi de aşırı hayvan sevgisinin bir tür psikopatlık olduğunu iddia ediyor. Kimi hayvanları insanlara tercih ediyor, kimi ise bunun insanlar üzerinde uygulanan bir terör olduğunu söylüyor.
Bir kere daha haklı çıktığımı görüyorum, yeryüzündeki her konuda, yaşayan insan sayısı kadar farklı fikir var. Ve tabii herkes kendi fikrinin mutlak doğru olduğuna inanıyor !
Bu da benim çok işime yarıyor:
Böylelikle hiçbir konuda “Doğrusu budur!“ dememek gerektiğini bir kez daha anlıyorum.
Doğrusu yok arkadaşlar! Herkesin kendi gerçeği var.

Ayşe Arman
Hürriyet, 2 Mart 2002
Sunan :Ayhan Görür

Örtülü Kadın...Ahmet Hâşim

* * *
* * *
Le Turban Vert Framed
Tamara de Lempicka
ÖRTÜLÜ KADIN

“ Son Saat “ in anket yazarı A.Sırrı Bey, tertip ettiği anketin suallerini görderdi. Sırrı Bey’in bütün sualleri bende aynı alâkayı uyandırmadı. Onun için yalnız ikisi üzerinde duracağım!
Anket yazarı soruyor:
- Kadınları açık saçık mı, kapalı mı görmeyi tercih edersiniz ?
Sırf ahlâkı bir endişeye uyarak, kadınları mümkün olduğu kadar açık saçık görmeyi tercih ettiğimi itiraf ederim. Çıplak kadın tamamen zararsızdı. Kadın ancak örtünüp saklandığı andan itibarendir ki bir fitne ve fesat unsuru oluyor. Eski san’at, çıplak kadın heykellerinde ahlaka aykırı hiçbir mahiyet görmezdi. Bunda derin bir isabet var. Çıplak Afrodit heykeli örtülü Meryem sembolü yanında baştanbaşa safvet ve iffettir. Zira çıplak bir kadın karşısında hayalimiz harekete gelmek için hiçbir gıda bulmaz. Halbuki, “hayal” örtülü bir kadınla karşı karşıya gelince derhal mahrem örtülerin altına girer ve orada heyecan verici bir âlem yaratmaya başlar. Halbuki tahrik eden her şey gibi “örtülü kadın” da ahlâka aykırıdır.
“Kadın“ tabii unsurlarına irca edilince, sanıldığı kadar korkunç ve tehlikeli bir yaratık değildir. Erkek kadından değil, kendi yarattığı kadının elinden şu çektiği azabı çekiyor. Yüz binlerce tezgah, kadının hakiki vücudunu gizlemek için, rengârenk kumaşlar dokuyor, binlerce kimyahanede soluk dudaklarını kırmızılatmaya, sönük gözlerini siyahlatmaya, esmer yüzünü beyazlatmaya, kansız tırnaklarını pembeleştirmeye ve ona çiçeklerin kokusunu vermeye mahsus tozlar, boyalar, macunlar hazırlanıyor. Bazen bütün bu sırmalar, bu ipekler, bu boyalar da kâfi gelmiyor. Vehmi tamamlamak için gecenin karanlığı veyahat lâmba ışığının sihri lâzım geliyor. Halbuki terzi, manikür, kürkçü, berber ve kunduracı hünerinin müthiş elektriklerle yüklü bir ölüm bataryası halinde bize gösterdiği kadın, tabii halinde bir iğne iplik çekmecesi kadar zararsız ve tehlikesizdir.
Kadın açık saçık göründükçe, etinin bizim etin cinsinden olduğunu anlar ve onu sevmek ve ona hürmet etmek için cinsî cazibe dışındaki faziletlerini bulmaya çalışırız. Erkek, ipek ve sırma örtüler arkasından bakan sürmeli siyah ve derin bir gözün tılsımıyle yüreği çarptıkça, kadının dostu değil, düşmanıdır. Erkek, ancak sihir ve füsunundan sıyrılmış, yâni çıplak kadının karşısında emniyetle durabilir ve onun hakikî faziletlerini görmek için korkusuz gözünü açabilir.

The wave
William - Adolphe Bouguereau


Türk Klasikleri
ÜÇ ESER,
Bize Göre
Gurabahane-i Laklakan
Frankfurt Seyahatnamesi

AHMET HÂŞİM
Sayfa 141,142
Sunan : Ayhan Görür

Annesinin mezarı başında...Atatürk



* * *













* * *


ATATÜRK ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA
27.1.1923

“Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu bütün bir ulus için ülkü olmuş İzmir’in kutsal topraklarına vücudunu emanet etmiş bulunuyor. Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır. Böyledir ama yine de üzüntü verici belirtileri vardır. Burada yatan annem, zulmün, zorbalığın, bütün ulusu uçuruma götüren kuraldışı yolsuz yönetimin kurbanlarından biridir. Bunu açıklamış olmak için; izin verirseniz, acılı yaşamımın belirgin birkaç evresini aydınlatayım:
Abdülhamit günlerinde idi. 1905 yılında okuldan kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Ama bu ilk adım hayata değil zindana rastladı. Gerçekten de beni bir gün aldılar ve yolsuz yönetimin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. Annem bunu ancak ben zindandan çıktıktan sonra duydu. Ve hemen beni görmek için koşup İstanbul’a geldi. Ama orada kendisi ile ancak üç-beş gün konuşabildim. Çünkü yeniden o kötü yönetimin jurnalcıları, casusları ve cellatları oturduğumuz yeri sarmış, beni yine alıp götürmüşlerdi. Anam ağlayarak arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek olan vapura arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek vapura bindirirlerken o kadar çok istediği halde benimle görüşmesi yasaklandı da göz yaşları içinde Sirkeci rıhtımında tek başına kaldı. Sürgündeki korkutucu günlerimi o, gönül kaygıları ve göz yaşları ile geçirdi. Sonra; Mütareke yıllarında ben Anadolu’ya geçince de annemi yine kaygılı ve kuşkulu olarak İstanbul’a bırakmak zorunda kaldım. Yanımda kendisinin bana arkadaş diye verdiği bir adam vardı. Onu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman annem tek başına geldiğini duyunca, benim için Padişahın verdiği “a s ı l s ı n” fermanının yerine getirildiğini sanıp inmeli oldu. Ondan sonrası savaş ve uğraş yılları onun günlerini hep kaygıya, derde ve üzüntüye boğan nedenlerle dolu geçti. Böylelikle, düşmanlar kadar padişah da ona baskı yapmış, kaygı vermiş, acı yüklemiş oldu.
Oturduğu evler, bin türlü nedenlerle ikide bir basılırdı, aranırdı. Kendisini sıkıştırırlar, bilmediği şeyleri söyletmek isterlerdi. Annem o zamanlarda üç buçuk yıllık bütün gece ve gündüzlerini göz yaşları içinde geçirdi. Bu göz yaşları yüzünden neredeyse gözlerini yitirecekti. Ancak şu son bir iki yıl içinde onu İstanbul’dan kurtarıp yanıma getirebilmiştim. Ona kavuştuğum zaman o artık yalnız duygularıyla yaşıyordu.
Annemi yitirmekten çok üzüldüm. Ama benim bu acımı gideren bir avuntum var: Anayurdu yoksulluğa, yokluğa sürükleyen yönetimin, artık bir daha geri gelmeyecek gibi yokluğun mezarına götürülmüş olduğunu görerek ölmüş olmasıdır. Annem, şimdi bu toprağın altındı; ama bu toprağın üstünde Anayurt bütünlüğü ve
ulus egemenliği dünyanın sonuna kadar sürecek gidecek; beni avutan en etkili güç işte budur. Evet, ulusal egemenlik dünyanın sonuna kadar sürüp gidecektir. Annemin ve bütün atalarımın ruhunu tanık tutarak vicdanımdan kopan andı bir daha söyleyeyim:

Annemin mezarı önünde ve
Tanrı’nın yüce katında söz verip and içiyorum ki, ulusumun bu kadar kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için gerekirse annemin yanına gitmekte gecikmeyeceğim. Ulus egemenliği uğrunda canımı vermek, benim için vicdan borcu olsun, namus borcu olsun. “

Bugünün Diliyle
ATATÜRK’ÜN SÖYLEVLERİ
Bugünkü dile aktaran
Behçet Kemal Çağlar
Sayfa: 92,93
TÜRK DİL KURUMU YAYINLARI

Derleyen: Ayhan Görür

10 Aralık 2006

Bedenin Dili...Prof.Dr.Zuhal Baltaş,Prof.Dr.Acar Baltaş

* * *
* * *
BEDENİN DİLİ

Yüz yüze kurulan insanlararası iletişimin
en önemli ögesi
/
bedenin dilidir.


İnsanlarla ilişkilerinizi
geliştirmek istiyorsanız:

  • Karşınızdakiyle göz teması kurun.
  • Gülümseyin ve yumuşak bir ifadeye sahip olun.
  • Kollarınızı kavuşturmayın.
  • Konuşma veya dinleme sırasında
    geriye yaslanarak durmayın ve oturmayın.
  • İlişkide olduğunuz küşinin adını kullanın.
  • Size söyleneni bilseniz bile dinleyin.
  • Aynı fikirde olmadığınız durumlarda dahi
    söze "Hayır", diye başlamayın.
  • İlk izlenim çok önemlidir.
  • Dış görünüşünüze özen gösterin.

İnsanlarla ilişkilerinizi bozmak istiyorsanız:

  • Karşınızdakinin yüzüne bakmadan konuşun ve dinleyin.
  • Çatış kaşlar ve gergin bir ifadeyle oturun.
  • Kollarınızı kavuşturun, bacak bacak üstüne atın.
  • Konuşurken veya dinlerken iyice arkaya yaslanın,
    başınızı hayli yukarı kaldırın.
  • Size tanıştırılan birinin adına dikkat etmeyin ve kullanmayın.
  • Karşınızdakinin sözünü kesin.
  • Konuştuğunuz kişinin görüşlerinde boşluklar arayın ve ona hatalarını göstermeye çalışın.
  • Dış görünüşünüze önem vermeyin.
    "Önemli olan insanın kendisidir" diye düşünün.
Bedenin Dili kitabı size insan ilişkilerinizi geliştirmek,
başarı ve etkinliğinizi artırmak için yeni ufuklar açacaktır.

Prof.Dr.Zuhal Baltaş, Prof.Dr.Acar Baltaş
Remzi Kitabevi
yayınları.

Derleyen: Ayhan Görür