LOVE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LOVE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2007

Michelangelo...LOVE /Celine Dion...My Heart Will Go On


AŞK,
Yaratan'ın kendisine kadar yükselmesi için
sana verdiği kanattır.

Michelangelo

Celine Dion



My Heart Will Go On- On Titanic

Every night in my dreams
Her gece rüyalarımda
I see you, I feel you
Seni görüyorum, seni hissediyorum
That is how I know you go on
Bu şekilde devam ettiğini biliyorum
Far across the distance and spaces between us
aramızdaki uzak mesafe ve boşluklardan
You have come to show you go on
Devam ettiğini göstermek için geldin
Near, far, wherever you are
Yakın, uzak, nerede olursan ol
I believe that the heart does go on
İnanıyorum ki kalp çarpmaya devam edecek
Once more you open the door
Bir kez daha, kapıyı açıyorsun
And youre here in my heart
Ve sen burda kalbimdesin
And my heart will go on and on
Ve kalbim çarpmaya devam edecek...
Love can touch us one time
Aşk bize bir gün dokunabilir
And last for a lifetime
Ve bir ömür sürer
And never let go till were one
Ve bir olduğumuz sürece gitmesine izin vermeyiz
Love was when I loved you
Aşk seni sevdiğim zamandı
One true time I hold to
Seni bir kere gerçekten sardığım zaman
In my life well always go on
Hayatımda hep devam edeceğiz
Near, far, wherever you are
Yakın, uzak, nerede olursan ol
I believe that the heart does go on
İnanıyorum ki kalp çarpmaya devam eder
Once more you open the door
Bir kez daha, kapıyı açıyorsun
And youre here in my heart
Ve sen burda, kalbimdesin
And my heart will go on and on
Ve kalbim çarpmaya devam edecek..
There is some love that will not go away
Asla kaybolmayacak bir sevgi var
Youre here, theres nothing I fear
Sen burdasın, korktuğum hiçbir şey yok
And I know that my heart will go on
Ve biliyorum ki kalbim çarpmaya devam edecek
Well stay forever this way
Sonsuza dek bu şekilde kalacağız
You are safe in my heart
Kalbimde güvendesin
And my heart will go on and on
Ve kalbim çarpmaya devam edecek ve edecek




Derleyen: Ayhan Görür

19 Kasım 2007

Aşk,Love,Yaradılış...Michelangelo


* * *

Yaradılış, Âdem

AŞK,
Yaratan'ın kendisine kadar yükselmesi için
insana verdiği
kanattır.


David

Michelangelo
(1475-1564)

Derleyen: Ayhan Görür

20 Temmuz 2007

O Mavi Gözlü Bir Devdi/The Blue-Eyed Giant...Nâzım Hikmet




hanımeli, chevrefeuille
honeysuckle


O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
Nâzım - Piraye
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın yoruldu
devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde
ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde
ebruliiiii
hanımeli
açan ev..



THE BLUE-EYED GIANT,
THE MINIATURE WOMAN AND THE HONEYSUCKLE


He was a blue-eyed giant.
He loved a miniature woman.
The woman's dream was of a miniature house
with a garden where the honeysuckle grows
in a riot of colours
that sort of house.

The giant loved like a giant.
And his hands were used to such big things
that the giant could not
make the building,
could not knock on the door
of the garden where the honeysuckle grows
in a riot of colours
at that house.

He was a blue-eyed giant.
He loved a miniature woman.
A mini miniature woman.
The woman was hungry for comfort
and tired of the giant's long strides.
And bye bye off she went to the embraces of a rich dwarf
with a garden where the
honeysuckle grows
in a riot of colours
that sort of house.

Now the blue-eyed giant realizes,
a house isn't even a graveyard for a giant love:
with a garden where the
honeysuckle grows
in a riot of colours
that sort of house...

Translated by Richard McKane
www.nazimhikmetran.com

Nâzım Hikmet


Derleyen: Ayhan Görür

15 Temmuz 2007

Gizli Sevda...Behçet Necatigil

* * *

Sayfalarda bitti... by HNDE

Gizli Sevda

Hani bir sevgilin vardı
Yedi-sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selâm söyledi.


Behçet Necatigil


Derleyen: Ayhan Görür

13 Temmuz 2007

Kimi Sevsem Sensin...Atillâ İlhan

* * *


KİMİ SEVSEM SENSİN

kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarim bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

atillâ İlhan

Derleyen: Ayhan Görür

Ben Sana Mecburum...Attilâ İlhan


* * *
Frida

BEN SANA MECBURUM

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin

atillâ ilhan


Derleyen: Ayhan Görür

8 Temmuz 2007

Les yeux d'Elsa...Lauis Aragon/Orhan Veli Kanık


* * *

* * *
Les yeux d'Elsa

Tes yeux sont si profonds qu'en me penchant pour boire
J'ai vu tous les soleils y venir se mirer
S'y jeter à mourir tous les désespérés
Tes yeux sont si profonds que j'y perds la mémoire

À l'ombre des oiseaux c'est l'océan troublé
Puis le beau temps soudain se lève et tes yeux changent
L'été taille la nue au tablier des anges
Le ciel n'est jamais bleu comme il l'est sur les blés

Les vents chassent en vain les chagrins de l'azur
Tes yeux plus clairs que lui lorsqu'une larme y luit
Tes yeux rendent jaloux le ciel d'après la pluie
Le verre n'est jamais si bleu qu'à sa brisure

Mère des Sept douleurs ô lumière mouillée
Sept glaives ont percé le prisme des couleurs
Le jour est plus poignant qui point entre les pleurs
L'iris troué de noir plus bleu d'être endeuillé

Tes yeux dans le malheur ouvrent la double brèche
Par où se reproduit le miracle des
Rois Lorsque le coeur battant ils virent tous les trois
Le manteau de Marie accroché dans la crèche

Une bouche suffit au mois de Mai des mots
Pour toutes les chansons et pour tous les hélas
Trop peu d'un firmament pour des millions d'astres
Il leur fallait tes yeux et leurs secrets gémeaux

L'enfant accaparé par les belles images
Écarquille les siens moins démesurément
Quand tu fais les grands yeux je ne sais si tu mens
On dirait que l'averse ouvre des fleurs sauvages

Cachent-ils des éclairs dans cette lavande où
Des insectes défont leurs amours violentes
Je suis pris au filet des étoiles filantes
Comme un marin qui meurt en mer en plein mois d'août

J'ai retiré ce radium de la pechblende
Et j'ai brûlé mes doigts à ce feu défendu
Ô paradis cent fois retrouvé reperdu
Tes yeux sont mon Pérou ma Golconde mes Indes

Il advint qu'un beau soir l'univers se brisa
Sur des récifs que les naufrageurs enflammèrent
Moi je voyais briller au-dessus de la mer
Les yeux d'Elsa les yeux d'Elsa les yeux d'Elsa

Louis Aragon


Elsa'nın Gözleri

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orda bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdayların üzerinde

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgâr
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camın kırılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar

Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Peru’mdur benim Golkond’um Hindistan’ım

Kâinat paramparça oldu bir akşamüzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken
Elsa’nın Gözleri Elsa’nın gözleri Elsa’nın gözleri.

Louis Aragon

Çeviri: Orhan Veli KANIK

Derleyen:Ayhan Görür

Alla'sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı... W.H.Auden/Can Yücel


* * * * * *

ALLA'SEN SÖYLE NEDİR
AŞKIN ASLI ASTARI


Kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
Kimine göre bir kuş,
Kimi der, kalp kuruş;
Ama komşuya sordum, nedense yüzüme
Mânâlı mânâlı baktı,
Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
Aşkedecekti tokadı.

Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
Yoksa kandil çiçeğine mi,
Hacıyağına mı benzer dersin kokusu
Yoksa leylâk çiçeğine mi?
Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
Andırır mı yoksa pufla yastıkları,
Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!


Tarih kitapları dokundurur geçer
Köşesinde kenarında,
Hele bir lafı açılmaya görsün
Şirket vapurlarında;
Eksik olmaz gazetelerin, bilhassa
İntihar haberlerinde,
Mâniler düzmüşler gördüm üstüne
Telefon rehberlerinde

Aç kurtlar gibi ulur mu dersin
Bando gibi gümbürder mi yoksa,
Taklit edebilir misin istesen kemençede,
Ne dersen piyanoda çalınsa;
Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
Yoksa ağıraksak bir hava mı?
İstediğin zaman kesilir mi sesi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

Bir hâl oldum çardakların altında
Onu araya araya,
Küçüksu'ya baktım orada da yok,
Boşuna çıktım Çamlıca'ya;
Anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
Bir acayip gülün lisanı da;
Benim bildiğim o kümeste değildi.
Ne de yatağın altında.

Aklına esince çıkarabilir mi dilini,
Başı döner mi asma salıncakta,
At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
Usta mı düğüm atmakta,
Millet der peygamber demez mi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı.

Ona rasladığı zaman duyduğu şeyleri
Kabil değil unutamazmış insan,
Yolunu gözlerim bacak kadardan beri
Ama o geçmedi bile yanımdan;
Merdiven dayadım otuz beşime,
Öğrenemedim gitti bir türlü,
Ne mene mahlûktur bu düşerler peşine
Bunca insan geceli gündüzlü?

Gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
Burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
Ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
Talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
Gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
Selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
Değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

W.H. Auden

Çeviri: Can Yücel

Derleyen: Ayhan Görür

7 Temmuz 2007

I can't explain - Anlatamıyorum ... Orhan Veli Kanık


* * *

* * *

I CAN'T EXPLAIN

(Moro romantico)

If I cried, could you hear
My voice in my poems,
Could you touch my tears
With your hands?

Before I fell prey to this grief,
I never knew songs were so enchanting
And words so mild.

I know there's a place
Where you can talk about everything;
I feel I'm close to that place,
Yet I can't explain


Orhan Veli Kanık

Çeviri: Sait Talat Halman


Anlatamıyorum
(moro romantico)

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum.
Anlatamıyorum.

Orhan Veli Kanık

Derleyen: Ayhan Görür

29 Haziran 2007

Üvercinka...Cemal Süreya

* * *
ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil..

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrı'ya kalsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil..

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Bir çok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil..

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil..

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı'nda akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil...

Cemal Süreya
Derleyen: Ayhan Gorur


San...Cemal Süreya


SAN

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların
Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzümün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dörtnala sevişmek lazım.


Cemal Süreya


Derleyen: Ayhan Görür

28 Haziran 2007

Sayım...Cemal Süreya




* * *
by ErotoS, Onan

SAYIM

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni

Cemal Süreya


Derleyen: Ayhan Görür

Önceleyin...Cemal Süreya

***

ÖNCELEYİN

Önce bir ellerin vardı, yalnızlığımla benim aramda,
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar,
Sonra yüzün, onun ardından gözlerin, dudakların,
Sonra her şey çıkıp geldi..

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde,
Sen çıkardın utancını, duvara astın,
Ben masanın üstüne koydum kuralları,
Her şey işte böyle oldu önce...

Cemal Süreya


Derleyen: Ayhan Görür

22 Haziran 2007

Sevgilim, Ben Şimdi...Cemal Süreya

* * *

SEVGİLİM, BEN ŞİMDİ..

Sevgilim, ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim.
Elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket sigara,
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden..
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz,
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere,
O gülün yüzü gülmüyor sensiz,
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı,
Hepten hüzünlü bu günlerde.
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye,
Masada tabaklar neşesiz,
Koridor ıssız,

Banyoda havlular yalnız..
Mutfak dersen - derbeder ve pis,
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş,
Vantilatör soluksuz,
Halılar tozlu,
Giysilerim gardropda ve şurda burda,
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda.
Mavi gece lambası hevessiz,
Kapı diyor ki açın beni, kapayın beni.
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi,
Radyo desen sessiz,
Tabure sandalyalardan çekiniyor,
Küçük oda karanlık ve ıssız..
Her şey seni bekliyor, her şey gelmeni,
İçeri girmeni,
Senin elinin değmesini,
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi...

Cemal Süreya

( 1931 - 1990 )



Derleyen: Ayhan Görür

6 Haziran 2007

Çok Sevmeyeceksin...Can Yücel

* * *
Çok Sevmeyeceksin

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yasayacaksın.
Ucundan tutarak…
Can Yücel


Derleyen: Ayhan Görür

3 Haziran 2007

Rubai...Mevlâna


XII
Ey dust bedustî karinim türa,
Her ca ki kadem nihi zeminim türa;
Der mezhebi âşıkî reva key başed
Âlem betü binim, nebinim türa.



XII
Sevgilim, sana yakın olmamın sebebi
hep muhabbettir. Ayağını nereye
basarsan biz oranın zeminiyiz.
Âşk mezhebinde reva mıdır ki âlemi
seninle gördüğümz halde seni görmeyelim...


Mevlâna Celâleddin Rumî


Farsçadan aslından çeviren
Hasan Âli Yücel (Şair Can Yücel 'in babası)
Rubailer, İş Bankası Yayınları

Derleyen: Ayhan Görür

2 Haziran 2007

Rubaî...Mevlâna



LXXXI
Çün bud ruhî zi can tüst butperesti hoşter,
Çün bade zi can tüst mest hoşter,
Der hestî-i aşk-ı tü çünan nist şüdem,
Kân nistî ez hezar hestî hoşter.


LXXXI
Senin yanağın put olunca
putperestlik iyidir.
Şarap senin kadehinden olunca
mestlik iyidir.
Senin aşkının varlığı içinde
öyle yok oldum ki;
yokluk bin varlıktan yeğdir.

Mevlâna Celâleddin Rumî

Farsça aslından çeviren
Hasan Âli Yücel
RUBAİLER, İş Bankası Yayınları
Derleyen:Ayhan Görür

Rubaî...Mevlâna




LXXIII
Âşık tü yakin dan ki müslüman nebüved
Der mezhebi aşk küfr-ü iman nevübed,
Der aşk ten-ü akl-ü dil-ü can nevübed.
Her kes ki çünin nekeşt-ü an nevübed.


LXXIII
İyi bil ki: Âşık Müslüman olamaz,
çünkü
aşk mezhebinde küfür ve
iman
yoktur.
Aşkta ten, akıl, can ve gönlün yeri
olur mu? Böyle olmayanlar âşık değildirler.


Mevlâna Celâleddin Rumî

Farsça aslından çeviri Hasan Âli Yücel
RUBAİLER, İş Bankası Yayınları

Derleyen: Ayhan Görür