Nurullah Ataç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nurullah Ataç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2008

TARANCI.-... Nurullah Ataç


in life and death by Xio xenna

G Ü N C E

* *
1956-1957

Tarihsiz

TARANCI.-
Varlık dergisinin 15 kasım sayısı geldi,
Cahit Sıtkı Tarancı üzerine yazılar var...
Hepsini okumadım daha, okuyacağımı sanmıyorum.
Gene de dergiyi bırakamıyorum elimden,
karıştırdıkça tatlı bir üzünç duyuyorum.
Cahit Sıtkı'yı yanımda görür,

kendisiyle konuşur gibi oluyorum.
Ne iyi bir arkadaştı!
İçer içer ne dediği anlaşılmaz olurdu,
gene de bir gülüşü vardı,

güven verirdi kişinin içine.

Söyledim,
pek aldırmam ozanların, yazarların ölümüne.
Kendileri öldükten sonra da yaptıkları kalır,
onları okuruz.
Bir ozanın ölümü,
yırlarının( şiirlerinin) son okunduğu gündür.
Ondan sonra ise
onun yaşamış olduğunu da, ölmüş olduğunu da
kimse bilmez.

Bu böyle ya, avutmuyor kişiyi.
Ozan Cahit Sıtkı Tarancı'yı,
istedim mi betiklerinde bulabilirim.
Ya arkadaş Cahit Sıtkı'yı?
Onu da arayınca gönlümüzde bulabiliriz,
diyeceğim,
yetmiyor bu kişioğluna?

Nurullah Ataç

Caddebostan, İstanbul
Ocak 2008

Photograph, Ayhan Görür

22 Ocak 2008

DEVRİM...Nurullah Ataç



"

Nurullah Ataç
1956 - 1957

Cuma, 27 Temmuz 1956

DEVRİM. - Büğün bütün acun (dünya) bir devrim çağı geçiriyor. Eski değerlerin çoğuna inanılmaz oldu artık. Şimdi kişioğluna yeni bir düşünüş aşılamağa çalışılıyor. Kim yapıyor bunu? Bilgi-severler (filozoflar) düşünürler, yazarlar, bilginler.

Buna karşı koymak isteyen akımlar var: Mussolini'nin "Fascisme"i, Hitler'in "ulusal toplumculuk"u gibi. Bunlar yeni düşünceyi, yeni dörütü istemiyorlar, eski düzeni, gücün sürdürebileceklerini sanıyorlar. Hepsi de "bourgeois" uygarlığını kurtarmaya çalışıyor. Mussolini ve Hitler ortadan kalktı, ektikleri bider (tohum) topraktan sökülmedi.

Onlar yeni düşüncenin yayılmasına engel olmaya uğraşıyorlar da, ortaklamacılık (communisme) yeni düşünceyi benimseyip yaymak mı istiyor? Bakmayın öyle demesine, kanmayın. Ortaklamacılık da eski değerleri savunuyor. Ortaklamacıların yeni bir uygarlık istedikleri yok, ancak "bourgeois" uygarlığını işçilerin yürütmesini istiyor. Bakın ortaklamacılar da yeni düşünceyi, yeni dörütü kötülüyor. Onlar, üstelik yasak etmeğe de kalkıyor. Mussoliniciler, Hitlerciler, Stalinciler yeni yırı (şiiri) yeni bedizi (resmi), yeni çalgıyı yerip atmakta öyle anlaşıyorlar ki! Bütün dövüşleri onların bir kardeş geçimsizliği...
Bunun içindir ki bir yandan öte yana kolayca geçebiliyorlar.

Büğün derinden derine anıklanmakta (hazırlanmakta) olan devrim, o akımların dilediği toplumsal devrim değil, bireyi sıkı altına alan, kişiliğin gelişmesini önleyen devrim değil, tersine, bireysel (ferdî) diyebileceğimiz bir devrim, bireyi kendi dileklerine, kendi eğilimlerine göre yaşamağa bırakacak, çoğunluğa karşı azınlığı da, bir başına kalmış kişiyi de koruyacak bir devrim. Hırısitiyanlık, "Tanrı, kişioğlunu kendi sınında (suretinde) yaratmıştır." diyerek kişioğlu saygısını aşılamağa, yaymaya çalışmıştır, kişioğlu Tanrı'ya benzediği için kutsal olduğunu söylemiştir. Büğün ise kişioğlunun salt kişioğlu olduğu için ulu olduğu, saygı görmesi görmesi gerektiği düşünüşü (fikri) belirdi. Doğa-üstü güçlerin baskısından, buyruğundan da kurtulmuş, aktöresini (ahlâkını) kendi kurup yaşamını kendi düzenleyecek bir kişioğlu... Gelmekte olan büyük devrim budur. Buna karşı koymağa çalışan akımların hepsi de - ister sağcı olsun ister solcu olsun - geriliktir, geriyen dönmedir. Baskıdan bıkmış, bağımsızlık isteyen bireyi
daha büyük bir baskıya alarak yola getireceklerini sanıyorlar.

Özgürlük, kişicilik...
Yarınki toplum bunlar üzerine kurulacaktır
.
Bunlara
karşı gelenler, bireyleri değersiz sanıp da kişiliğin özgürlük içinde gelişmesine bakmayanlar gerçekten devrimci değildir,
gerçek devrimi
durdurmaya çalışan kimselerdir.

Nurullah Ataç

Derleyen: Ayhan Görür

1 Ocak 2008

ÖZGÜRLÜK...Nurullah Ataç


G Ü N C E
*
1953 - 1955

ÖZGÜRLÜK
.
- Rousseau'ya yazdığı bir mektupta Voltaire "Sizin bu kitabınızda savunduğunuz düşünceler, benim tuttuğum, beğendiğim düşünceler değildir. Karşıtım ben onlara. Gene de sizin bunları söyleyip savunabilmeniz için canımı da vermeğe hazırım." demiş. Gerçek özgürlük(hürriyet), budur işte.

Neden böyle söylüyor Voltaire? Kendisi de düşünen bir kişi de onun için. Düşünen kişi olup özgürlükten yanadır. Bilir, anlar kendisinden başkaların da düşündüklerini söylemek ihtiyacında olduğunu. Herhangi bir kimse karşısındakini birtakım yasaklarla susturmağa kalkarsa, bilin ki o kimse gerçekten düşünmüyordur, birtakım kanılara, inanlara saplanmıştır, çıkarını sağlayan, rahatını sağlayan birtakım kanılar, inanlar. Onların doğruluğunu gösteremeyeceğini de sezer, göremez kendinde o gücü, bunun için de tartışmaya girişmez, o kanılara, inanlara bağlı olmayanları yasaklarla susturmağa kalkar.

Düşünen kişi özgürlüksüz edemez. Voltaire gibi, özgürlük uğrunda, yalnız kendi özgürlüğü değil, başkalarının da özgürlüğü uğrunda, yalnız canını da vermeğe hazırdır. Bir kimse komşusunun ağzının tıkandığını görüp de "Bana ne? bana dokunmuyorlar ya" derse, bilin ki o kimse özgürlüğü kendi için de istemiyordur, kendisine de "Sus !" denilince usuverecek, tısıverecektir, özgürlük sevgisini, ihtiyacını duymamıştır içinde.

Nurullah Ataç

Derleyen: Ayhan Görür

4 Aralık 2007

LAİKLİK...Nurullah Ataç



* * *Boğaziçi - Anadolu Kavağı, İstanbul


Nurullah Ataç

G Ü N C E
**
1956 - 1957
Tarihsiz
LAİKLİK.- Önce şunu söyleyeyim, böyle yazıyorum bu "laiklik" tilciğini. Uymuyor bizim dilimize: Bir "a", sonra bir "i", üstelik de "l" ile başlıyor... Ne yapayım ki Türkçesini bulamadım daha. Yunanca "iaos" tilciğinden gelirmiş, "laos" da kamu, halk demekmiş, "laikos" kamudan, halktan olan, okumuşlar, bilginler, toyunlar (rahipler) katından olmayan. Aramalı Türkçesini, uydurmalı. Neyse! şimdik kullanalım o yabancı tilciği, "laik" diyelim "laiklik" diyelim.

Birkaç yıldır ağızlarda dolaşan bir söz var: "Laiklik, dinsizlik demek değildir." Boyuna söylüyorlar bunu. İşliyorlar bu sözü, söylevler kuruyorlar bunun üzerine. "Dinsizlik demektir" diyen mi oldu? Yoo! İstedikleri, kimseyi yanıtlamak değil, "Laiklik dinsizlik demek değildir." diye başlıyorlar, sonunda "Laiklik, dinlilik demektir." demeğe getirmek istiyorlar. Değildir, dinlilik demek de değildir laiklik.

Dini gönüllere bırakmak demektir.

Durul (devlet) işlerinden açılınca, yasa yapmak gerekince dini karıştırmamak demektir. Bir toplantıda, durul işleri konuşulurken biri kalkıp da dini ileri sürerse, bilin ki o kişinin davranışı laikliğe aykırıdır. Victor Hugo bir yırında, "Défense a Dieu d'entrer dans nos laboratores" demiş: "Tanrı bizim çalışaklarımıza giremez, yasaktır." Bilgin kişi dinsiz olur, Tanrı'ya inanmaz demek değildir, araştırmalarına dini işin içine karıştırmaz demektir. Tanrı çalışaklara (laboratorium'lara) giremeyeceği gibi kamutaylara, kurultaylara, acun işleri konuşulan yerlere de girmemelidir. Tapınaklar yeter Tanrı'ya. İnanıyorsanız, sizin gönlünüz de yeter. Karışmayın başkalarının inançlarına.

Başkalarının inançlarına karışmamak ellerinde değil. Yeryüzünde kim varsa kendi düşüncelerine, kendi inançlarına uyacak. Uymadı mı, toplumdan atmaya kalkacaklar. Birtakım da yeni bir söz çıkarmışlar: "Dinsizlik solculuktur." Solculukta, biliyoruz. bu ülkede ortaklamacılığın (communisme'nin) adı. Bu gibi sözlerle anları (zihinleri) karıştıracaklar. Dinsizler arasında solcu da vardır, sağcı da vardır. Ortaklamacılar arasında da dinliler, koyu dinliler bulunuyor.

Ne demek bu? Kişi inanabildiğine inanır. Ben dinsizsem Tanrı'ya inanmıyorsam size ne? Sizin dininiz de söylüyor: Dinsizler tamuda (cehennemde) yanacaklarmış. Demek yeryüzünde değil, öbür acunda, Tanrı verecekmiş onların kıyınlarını (cezalarını). Peki, size ne oluyor? Siz Tanrı'nın yerine mi koyuyorsunuz kendinizi?

Doğrusu
, istemiyorlar laiklik ilkesini. Devrimi yıkmak için onu sarsmağa çalışıyorlar. Açıkça da söylemiyorlar bunu. Yüzyıllardır ala (hileye) alışmışlar, "laiklik" ilkesine bağlı olduklarını ileri sürecekler, gene de o tilciği anlamından boşaltacaklar, laiklik dinliliktir demeğe getirecekler. Hani Atatürk'ü de bir anlatmaları var: Sanırsınız ki devrimi yapan kişi değil de herhangi bir Hacı Mustafa Efendi...

Katlanamıyorum buna:
Atatürk
'ün yaptıklarını,
devrimi
diledikleri gibi, işlerine geldiği gibi yorumlamalarına

bırakmayalım.

Bilelim ki devrim ilkelerinin özü laikliktir,
dini acun işlerine karıştırmamaktır.

Ona
su katılmasına bıraktık mı,
gene dünkü yaşayışa döneriz.
Bizi o eski, çürümüş düşünüşten
kurtaracak
bir
Atatürk daha kolay kolay gelmez.

Nurullah Ataç



Bu yazı 49 sene önce, 1956 yılında yazılmıştır.

Derleyen: Ayhan Görür