17 Nisan 2008

Dergâhın Kuyusu...Nâzım Hikmet/MEVLÂNA


*
"Hak Yolcusu"
Bir Derviş
'e...
Ey! "HAK YOLCUSU"!

arayan adam aradığım adam olma
aranmasan da aramayan adam olma
Ayhan Görür

Açılımı;
http://ayhangorur.blogspot.com/search/label/Arayan%20adam%20arad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20adam%20olma%2FAranmasan%20da%20aramayan%20adam%20olma

*
MEVLÂNA (documentary in eng)



Devamı için MENU'yü tıklatın...

DERGÂHIN KUYUSU

Ne içli bir dua, ne içten bir âh,
Uyuyor serviler altında dergâh!..
Tek tük kandillerde yorgun alevler
Titriyor gecenin sert rüzgârlarıyla.
Gece sanki sönen yıldızlarıyla
Gölgeli dergâhın dolmuş içine...
Bir inilti, bir ses... Bu yalvarış ne?

Yarabbi, ne içten anıldı adın!..
"Ölmeden öl"
diyen bir itikadın
Gönülden duyarak ulu sesini,
Ruha şifa sunan felsefesini,
Biri zikrediyor dergâhta işte.
Elemi gizlidir bir âh u vâhın.
Çoktan dervişleri yattı dergâhın...
Bu yalvaran kimdir, kim bu zikreden?
Yoksa ağlıyor mu gönlüm bilmeden!..
Gönül! Bu inilti senden mi geldi?
Hayır, işte o ses yine yülseldi,
Yine yalvarıyor, yine ağlıyor.
Gözüme dumandan eli bağlıyor
İçimde yakılan bir buhurdanın...
Vuruşu duruyor kalbimde kanın.
Bir hayalet oldu yanan benliğim:
Bu kuvvetli ruh kim? Bu zikreden kim?
Kim bu varlığımı kendine çeken?..
Şimdi bir zulmette gölge gibi ben
O yalvaran sese ilerliyorum,
"Benliğim ölmeden öldü" diyorum...
Böyle yürüyerek geçtikçe her an,
Gitgide geliyor sesi yakından
Gitgide sinerken ben gölgelere
Yorgun ayaklarım çarptı bir yere.
Titredim bir taşa ânî temasla,
Ömrümde bu kadar korkmadım asla:
Sanki ta kalbimi bir bıçak yardı...
Önümde bir küme karanlık vardı.
Bütün varlığımı bir an unuttum,
Yavaşca eğilip o yeri tuttum.
Dergâh kuyusunun duvarıydı bu...
Yeniden benzimi sararttı korku.
Burdan geliyordu o iniltiler!
Gönülden titrerken şüpheli bir yer
Allaha yalvaran Allahın adı
Beynimin içinde bir uğuldadı.
Sanki bir dakika çarpmadı kalbim...
Ey ulu Allahım, ey ulu Rabbim!
Kuyuda ağlayan, zikreden kimdi?
İçine eğildim... Anladım şimdi:
İsm-i Celâlini candan andıkça,
Yer yer yükselerek çalkalandıkça,
Kuyunun zulmette parlayan suyu...
Kuyu zikrediyor ağlıyor kuyu!


(Ümid, 7 Teşrin-i evvel 1336/1920)

Nâzım Hikmet

Derleyen: Ayhan Görür

15 Nisan 2008

Yaşamaya Dair 1...Nâzım Hikmet


Kadıköy'den, Marmara Denizi
Fotograf, Ayhan Görür
Mart, 2008



YAŞAMAYA DAİR

1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi meselâ,

yâni, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yâni, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yâni, o derece, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz bir gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yâni, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yâni ağır bastığından.

1947


Nâzım Hikmet

Derleyen: Ayhan Görür

Yaşamaya Dair 2...Nâzım Hikmet



İstanbul'da Kış ve Yaşam
Eminönü
Fotograf, Ayhan Görür

Şubat, 2008


YAŞAMAYA DAİR

2
Diyelim ki ağır ameliyatlık hastayız,
yâni, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimâli de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz Bektâşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden,
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da onsekiz sene olsun açılmasana demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yâni, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yâni nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

Nâzım Hikmet

Kardelen
Derleyen: Ayhan Görür

Yaşamaya Dair 3...Nâzım Hikmet


Soğuk Bir İstanbul Günü
Fotograf, Ayhan Görür
Şubat, 2008

YAŞAMAYA DAİR

3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından

mavi kadifede bir yaldız zerresi yâni,

yâni, bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hattâ bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmem için...
Şubat 1948

Nâzım Hikmet

Siste Fenerbahçe Parkı
Fotograf, Ayhan Görür
Şubat, 2008

Giderayak...Nâzım Hikmet


Fenerbahçe, Kadıköy
Fotograf, Ayhan Görür
Mart 2008
Can Dostu; İlhan Selçuk'a...
GİDERAYAK

Giderayak
işlerim var bitirilecek,

giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım
portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum
yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan
çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller
dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara
doyulamadı.
Giderayak
işlerim var bitirilecek,
giderayak.
(Haziran 1959)
Nâzım Hikmet


Derleyen: Ayhan Görür

10 Nisan 2008

Çini Sanatı...Ebru Turhan



Turkey
İznik, Çini Sanatı, Ebru Turhan
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=11244&start=0

* * *

*
İstanbul, Martılar
Fotograf, Ayhan Görür
Şubat 2008

9 Nisan 2008

Ağa Camii...Nâzım Hikmet


***

İşgal'de Beyoğlu, İstanbul
192 1
* * *

Beyoğlu Ağa Camii

*

Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üzerindedir.
1594 yılında
Galatasaray Ağası Şeyhülislam Hüseyin Ağa
tarafından yaptırılan cami,
daha sonra II. Mahmud döneminde 1894 yılında

onarım görmüştür.

Ağa Camii

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce.
Ah, ey zavallı cami, seni böyle
görünce
Dertli, bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini
daha çok candan aldım.
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki,
anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evlâdı var...
Böyle sokaklarda ki çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruh
ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu
,
Anlıyorum bu yerde azap çeken
ruhunu
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki
sen
Bir arkadaş bulurdum, ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan
bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

(Anadolu'da Yeni Gün, 21 Mart 1337/1921)

Nâzım Hikmet Ran


Derleyen: Ayhan Görür

6 Nisan 2008

The Rising Sun Over Europe!...FENERBAHÇE - UEFA


İstanbul, Kadıköy
Fotograf, Ayhan Görür

UEFA - FENERBAHÇE



THE RISING SUN OVER EUROPE!
Avrupa'nın Yükselen Güneşi!

FENERBAHÇE: 2 - CHELSEA: 1



Here is Kadıköy; there is no way out!
Burası Kadıköy; burdan çıkış yok!

Güneş Doğudan Yükselir
Kadıköy, Caddebostan
Fotograf, Ayhan Görür
Mart 2008


Derleyen: Ayhan Görür

3 Nisan 2008

Çirkin Bedende Eksiksiz Doğa...Chuang Tzu




Çirkin Bedende Eksiksiz Doğa

Lu Beyi Ai, Konfüçyüs'e dedi ki:
"We ülkesinde adına Kambur Çalık
derler
çok çirkin bir adam vardı.
Çevresindekiler onu öylesine severdi ki,
hiç ayrılmazlardı.
Bir düzüneden fazla cariyesi vardı da,
yine de onu gören genç kızlar analarına,

  • 'başka birinin nikâhlı karısı olacağıma
    onun cariyesi olayım daha iyi,'

derlerdi.
Oysa değerli bir yanı
olduğunu
bugüne dek ne gören olmuştu,
ne de duyan.

  • Herkesle
    barışık yaşayıp gidiyordu,
    hepsi bu kadar.

Bey değil ki, birini ölümden kurtarsın.
Zengin değil ki, birinin karnını doyursun.
Yine de erkek kadın herkes
onun çevresinde olmak istiyordu.
Her halde olağanüstü bir yanı vardır diye
düşünüp huzuruma çağırttım.
Ben de baktım,
gerçekten korkunç derecede çirkindi.
Bir ay kadar yanımda kaldı,
o kadar çirkin gözükmez oldu gözüme.
Bir yıl geçmedi,
güven duymaya başladım ona.
Başvezirim yoktu o sırada.
Başvezirlik görevini önerdim.
Kararsız ve isteksizdi:
öyle ki, önerimden utandım.
Yine de ısrar edip razı ettim onu
devleti yönetmeye.
Ama çok geçmedi bırakıp gitti beni.
Sevdiğim biri gitmiş gibi üzüldüm.
Ülkeme bakıp da
mutluluğumu paylaşacak
kimsem yok gibi geldi.
Nasıl insandı bu?"



Konfüçyüs dedi ki:
" Bir gün yolumun üstüne
yavrularını emzirdiği sırada
ölmüş bir dişi domuz çıkmıştı.
Yavrular emmeye devam ediyorlardı
analarının memelerini.
Bir süre sonra analarına baktılar
gözlerini kırpıştırarak:
Anaları onlara bakmıyordu artık.
Yabancılaşmıştı
onlara.
Bunun üzerine onu öylece bırakıp gittiler.

  • Analarında sevip bağlandıkları şey
    onun
    bedeni
    değil,
    o bedene can veren
    onu
    yaşatan şeydi.
    Bu yüzdendir ki
    Kambur Çalık
    konuşmasa da
    herkes inanır ona.
    Hiç bir şey yapmasa da
    herkes sever onu.
    Bu yüzdendir ki,
    beyler ülkelerini teslim ederler ona da,
    tek kaygıları,
    ya görevi reddederse korkusu olur.
  • Demek ki
    onun doğası tammış
    ve
    yüreği
    dış görünüşüne

    yansımıyormuş."
"Doğası tam ne demek? "
diye sordu diye sordu Ai Bey.
Konfüçyüs yanıtladı:
"
Doğmak ile ölmek, yaşam ile ölüm,
yengi ile yenilgi, fakirlik ile zenginlik,
şan ve şeref ile utanç ve şerefsizlik,
ödül ile ceza,
sıcak ile soğuk
Gök'ün çarkının dönüşüne göre
olayların akışı içinde
durmadan yer değiştirirler
.

  • Bu yüzden bunlara kafa yorup
    iç huzurunu
    bozmaya değmez.
    Ruhun mekânına
    bunların girmesine
    izin
    vermemek gerek.

  • Her kim ki yüreğinde bu uyumu
    tüm ömrü için peşinen
    duyumsamayı başarır da
    mutluluğunu hiç yitirmezse,
    her kim ki,
    gece olsun gündüz olsun,
    dünyaya hep
    bu bahar yumuşaklığı ile yönelir
    ve
    zamanın akışına göre
    yüreğinde oluşanları da
    aynı yumuşaklıkla kabul ederse,
    işte, onun doğası tam demektir.
    "

" Ya
yüreği dış görünüşe yansımıyor
ne demek?"
Konfüçyüs
dedi ki:
" Hiç bir şey huzur ve
sükûnu
durgun su kadar iyi dile
getiremez.
Onu
örnek almak gerek.

  • Her kim ki içindekini tutar,
    onu dışa taşımazsa,
    onun doğası
    iç uyumu kurmaya yetenekli olur.
    Yüreği dış görünüşe
    yansımayan kişi,
    Doğa'sıyla
    bozulmaz bir uyum içinde kalır.


Chuang Tzu
Taoculuk Üzerine
Meseller-Diyaloglar
Çeviren: Ömer Tulgan
Yol Yayınları

Bu yazıları
ekinimize kazandırdığı için
Yol Yayınları'na,Ömer Tulgan'a
çok teşekkür ederim... (A.G.)

Kadıköy, Caddebostan
Fotograf, Ayhan Görür
Şubat 2008

Dünyanın Anlamı...Ludwig Wittgenstein


Raffael School of Athens


Sermayenin Sırrı

" Dünyanın anlamı dünyanın
dışında bir yerlerde mevcut olmalıdır.
Dünyada her şey olduğu gibidir ve
vuku bulduğu gibi vuku bulur.
İçinde hiçbir
değer
yoktur
-yoktur ve şayet olsaydı,
o
değersiz olurdu.

Değeri herhangi bir değer olsaydı, o,
bitenlerin ve
varolanların
dışında
bir yerlerde mevcut olmalıdır.
Çünkü tüm olup bitenler ve varolanlar
bir kaza eseridir.

Kaza eseri
olmamayı sağlayan şey,
bu dünyada bir yerlerde
olamaz,
Çünkü aksi takdirde bu da
bir kaza eseri olurdu.

O, dünya dışında bir yerlerde olmalıdır. "
(Dünya, Evren... A.G.)

Ludwig Wittgenstein
Tarctatus Logico-Philosphicus


Ludwig Wittgenstein and an autograph page
from the Philosophical Investigation



Hernando De Soto
Sermayenin Sırrı
Kapitalizm Batıda Zaferler Kazanırken
Diğer Yerlerde Neden Başarısız?
Liman Kitapları

Derleyen: Ayhan Görür

FENERBAHÇE - CHELSEA


AVRUPA ÜZERİNDE YÜKSELEN GÜNEŞ!
FENERBAHÇE
THE RISING SUN OVER EUROPE!
2.4.2008

FENERBAHÇE: 2 - CHELSEA: 1


HERE IS KADIKÖY!
THERE IS NO WAY OUT!

FENERBAHÇE
Parkı
Fotograf, Ayhan Görür

FENERBAHÇE

Dün FENERBAHÇE'de gördüm,

İri zümrüt içindeydi bahar...
Bir mücevherde yalan bir cennet Görünür;
Çağlayanlar dökülür yüksekten,
Çeşmelerden su akar rengârenk...

Göğe ser çekilmiş ağaçlar yükselir.
Bu mücevherde fakat
Vatanın en gerçek

En sevilmiş ve gezilmiş yeri var;
Üç taraftan denizin sardığı yer.

Bu büyük zümrütte
Varsa her aşkın uzun hâtırası,
Varsa her sevgili, her sevdâlı,
Varsa engin geceler, gündüzler,
Bu derin zümrütte
Biz de cânânla beraber varız.

Yahya Kemâl Beyatlı
(Asıl Adı, Ahmed Âgah)

Kadıköy
Caddebostan'dan Fenerbahçe Sahilleri
Fotograf, Ayhan Görür
Şubat 2008

31 Mart 2008

İnsan...Chuang Tzu



Brett Whiteley
Famous Australian Artists

İnsan

Taocu öğretinin esas konusu insandır.
Taoculuk
'un bugün bilinen
en eski yapıtı olduğu sanılan
"Yin Fu Jing" (Sırlar Kitabı)
şöyle diyor:


  • Ve doğayı yaratır benlik...
    Göğün en derin özü : insan?

Bu nedenle Tao'dan sonra
en önemli kavram "Te"dır.
Taoculuk'ta: Tao ete kemiğe bürünür.,
insanda Te(dı) diye görünür.
Ama onun da içeriği çok zengin:
Erdem, insandaki,
Doğa'nın tümü ile
uyum sağlama yeteneği
,
yaşam gücü,
can demektir.
Bir bakıma Qi ile eş anlamlıdır.

Te, insan davranışlarına "edimsizlik" (wu wei)
ile yansır.
Edimsizlik,
Batı dünyasındaki eylemsizlik
gibi anlaşılıyor.
Oysa Taocu bilge dünyadan el etek çekmez;
o, yaşamın ta içindedir.
Onun uzak durduğu,
yaşamın doğal uyumuna
ters, tutkulu, huzursuz eylemlerdir.
Hazla, tadını çıkara çıkara yaşar,
çalışır, yaratır, insanlığa, canlılara,
bin bir türe hizmet eder.

Ve gerekli olduğu zaman ve yerde
yaşama ters düşeni yenmeyi bilir:
Öfkesiz, acelesiz, sabırla.
Suyun taşı yendiği gibi,
bu benimdir demeden,
ben benim demeden...

  • insanoğlu dünyaya geldiğinde
    yumuşaktır ve zayıf
    öldüğü zaman sert ve güçlüdür
    bin bir tür dünyaya geldiğinde
    yumuşaktır ve ince
    öldüklerinde kuru ve katıdırlar
    demek sert ve güçlü yandaşıdır ölümün
    yumuşak ve zayıf yandaşıdır yaşamın...
    güçlü ve büyük olan yenilir
    yumuşak ve zayıf olan kazanır

Chuang Tzu

Taoculuk Üzerine
Meseller-Diyaloglar
Çeviren: Ömer Tulgan
Yol Yayınları

Derleyen: Ayhan Görür

30 Mart 2008

Bilgidir bozacak olan dünyanın düzenini...Chuang Tzu




Brett Whiteley
Famous Australian Artists

Bilgidir bozacak olan dünyanın düzenini

Kuang, Lizhu, Chui, Zang, Shi, Yang ve Mo gibiler
erdemi
dışsal şeylerde arar,
göz kamaştıran pırıltılarla
yollarını şaşırttırlar insanlara.
Ve bu yüzden çıkmaz sokaklara sokarlar onları.

  • Beyim sen bilmez misin
    dünyanın yolunda olduğu günleri?
    Çok eski çağları, Yongchang, Dating,
    Bohuang, Zhangyang, Lilu, Liku,
    Xianyuan, Hoxu, Zuenlu, Chuyong, Fuxi,
    Shannag'ların77 günlerini?
  • düğüm atar idi insanlar yazı yazmak yerine
    yiyecekler tatlı idi giyecekler renkli idi
    evler huzurlu törenler keyifli idi
    göresiye yakınken komşu ülkeler
    horozların köpeklerin sesini duyasıya yakınken
    kocamış ölür idi insanlar
    bir kez bile oralara gidip gelmeden
    78
  • Gökün düzeni hâkimdi eskiden göğün altında.

Bugün ise insanlar boyunlarını uzatıp,
ayak parmakları üstüne kalkarak
haber veriyorlar birbirlerine,
"falan kente, filan yere bilge bir kişi gelmiş"
diye:
Haydi evini barkını,
efendisinin işini gücünü yüzüstü bırakan,
yollara düşüyor.
Ayak izleri sınırları aşıyor.
Tekerlek izleri binlerce fersah uzaklara uzanıyor.
Ama hükümdarlar, beyler
Tao'ya
değil de
hünere değer verirse,
elbet bozulur

göğün altındaki düzen!

  • Nereden mi biliyorum böyle olduğunu?
    Dinle bak:

Yaylar, oklar ve tatarokları üzerine
bilgi fazla arttı mı,
gökteki kuşların düzeni bozulur.

Olta, yem, ağ ve balık avı üzerine
bilgi fazla arttı mı,
sudaki balıkların düzeni bozulur.

Ökse, tuzak, hendek ve kara avcılığı üzerine
bilgi fazla arttı mı,
yerdeki hayvanların düzeni bozulur.

Tartışma sanatı üzerine
bilgi fazla artıp da,
dâhiyane "Beyaz nedir - sert nedir?
Görüş ayrılığı nedir - görüş birliği nedir?"79

tartışmalar yaygınlaştı mı,
basit insanların kafasının düzeni bozulur.

Bu yüzden, ne zaman dünya alt üst olursa
bil ki, nedeni insanların

bilgiye fazla değer vermesindendir.

Eğer göğün altında herkes
yalnız bilmediği şeyleri merak eder de,
kimse bildiği şeyleri merak etmezse,
herkes başkalarının eksiklerini kınar da
kimse kendi eksiğini kınamazsa,
sonunda bu,
dünyanın düzenini altüst eder.

Güneş ile ayın ışığını karartır;
dağların, ırmakların can damarını kurutur;
dört mevsimin sırasını bozar.

Bu yüzden
en küçük sineğe, en basit kurtçuğa
varıncaya dek, her şey
gerçek doğasını
yitirir.

Dünyayı bilmeye
fazla değer vermektir
düzeni bozacak olan
dünyanın.
(10, 1-4)

Chuang Tzu

Taoculuk Üzerine
Meseller - Diyaloglar
Yol Yayınları
Çeviren:
Ömer Tulgar'a
Çok Teşekkürler...

İstanbul, Kadıköy
Fotograf, Ayhan Görür
Mart 2008