14 Ağustos 2006

Gece Kuşu ve Zen Ustası... Pauls Reeps





*

No war! Stop the war!

*
_/ Yurtta sulh, cihanda sulh
Peace at home, peace at the World _/

Mustafa Kemâl (Pasha) ATATÜRK

***
Welcome to the zen garden

* * *


GECE KUŞU


Zen ustası Sengai 'yle birlikte
meditasyon öğrenen
çok sayıda öğrenci vardır.
İçlerinden biri geceleri kalkmakta,
tapınak duvarına tırmanıp kente,
eğlenmeye gitmektedir.

Bir gece Sengai koğuşları denetlerken
bu öğrencinin yatağını boş bulur,
bir de duvara tırmanırken
kullandığı yüksekçe bir tabure görür.
Sengai tabureyi duvar dibinden çekip,
kendisi dikilir yerine.

Gece kuşu dönünce Sengai'yi seçemez,
tabure sanıp ustanın kafasına basar,
içeriye atlar.
Yaptığını görünce de donakalır.

Sengai
:
"
Sabahları çok soğuk oluyor.
Kendine iyi bak soğuk almayasın
."
der.

Öğrencisi geceleri kaçmaz ondan sonra.

Paul Reeps

Zen Eti, Zen Kemiği
Çeviren: Nevzat Erkmen

YOL YAYINLARI
*
Kitabı, Can Dostlarımdan
Ali Göreç hediye etti. Teşekkürler...
*
Ete kemiğe büründüm
Yunus olarak göründüm.

YUNUS EMRE

*
Derleyen: Ayhan Görür

13 Ağustos 2006

Dünya Barışı, Vorld Peace...Ayhan Görür


*
*

Rainbow Peace Flags

Everything for childrens

Derleyen: Ayhan Görür

Stop the war... Ayhan Görür

*
***
Please! Look into the Picture.
Stop the war.

*

*
No More War

There is no honorable way to kill, no gentle way to destroy.
There is nothing good in war. Except its ending.
***
Abraham Lincoln
16th US President
*
***
United Nations
***
Kofi Annan
Secretary-General of United Nation
16.Peace is a paramount mission of the United Nations. It is the basis of our existence; the essence of our identity; the course that animates everything we do. 21st September, the International Day of Peace, is the day on which we reaffirm our commitment to this quest. It is an opportunity to consider how to strengthen our system of collective security. And it is meant to be a day of global ceasefire.
I call on all countries and all people to stop all hostilities for the entire day. I urge all people around the world to observe a minute of silence at Noon.
24 hours is not long enough, but it is time enough for combatants and political leaders to consider the destruction they are visiting on their people and on their lands. It is long enough to look over the barricades and through the barbed wire to see if there is another path.
On this International Day of Peace, let us all honor those who have suffered from violence. Let us hold in our hearts the ideal of peace.
*
~ Kofi Annan,
Secretary-General of the United Nations
*
Derleyen: Ayhan Görür

Uygarlık Savaşı - Civil War

May Peace Prevail On Earth
***
Abraham Lincoln
(1809-1865)
16th US President


Abraham Lincoln was born to a poor family but became the 16th President of the United States and remains one of America's greatest icons. In the mid-19th century, the nation was deeply divided over the issue of slavery. Because he was strongly against slavery, Abraham Lincoln's election as President in 1860 intensified the tensions. Before he was even inagurated, seven Southern slave states secceeded and formed the Confederate States of America, and a month after his inaguration, the nation was embroiled in the Civil War. Although his handling of the presidency during a time of war remains controversial, Abraham Lincoln is best remembered for helping to preserve the Union and for abolishing slavery with the Emancipation Proclamation and the 13th Amendment to the Constitution. Lincoln, forever to be remembered as Honest Abe and the Great Emacipator, became the first president to be assassinated five days after the Confederate General, Robert E. Lee surrendered

www.betterworldheroes.com/lincoln.htm

  • Thanks, From Turkey Ayhan Görür

***

HARPER'S WEEKLY

JOURNAL OF CIVILİZATION

VOL.VIII.-No.403 NEW YORK, SATURDAY, SEPTEMBER, 17, 1884

PRESIDENT LINCOLN AT HOME.-

PHOTOGRAPHED BY MATHEW BRADY

Civil War Valentine - 1861

  • Thanks, From Turkey Ayhan Görür

Everything for peace

Barış, Peace... Mustafa Kemal Atatürk




*

*
Yurtta barış, dünyada barış.
Peace at home, peace at the world.

Mustafa Kemal Atatürk

*


Derleyen: Ayhan Görür

12 Ağustos 2006

STOP... PINK FLOYD

*

*
STOP
I wanna go home
Take off this uniform
And leave the show
And I'am waiting in the cell
Because I have to know
Have I been guilty all this time.
*
Pink Floyd
*
DURUN
Eve gitmek istiyorum
Bu üniformayı çıkarmak
Ve gösteriyi terk etmek istiyorum
Ve hücrede bekliyorum
Çünkü bilmem gerek
Her zaman suçlu muydum?
*
Çeviren: Orhan Kâhyaoğlu- Sinan Güler
METRONOM YAYINLARI
Derleyen: Ayhan Görür

Eskimolar ve Savaş... Prof.Dr.Engin Geçtan

*
*
Toplumların politik bir düzen oluşturmasında başlıca etmen savaş olmuştur. Başlangıçta insanın doğal bir savaş içgüdüsü yoktu. İlkel gruplar barış ve sükun içinde yaşamışlardı.
Eskimolar, Avrupalılarla ilk karşılaştıklarında, onların birbirlerini öldürmelerini ya da birbirlerinin toprağını çalmalarını bir türlü anlayamamışlardı. Topraklarının altında bulunabilecek değerli madenlerin buz ve karla kaplı olmasına şükretmişler, çoraklıklarının kendilerini koruduğuna inanmışlardı.

*

Prof.Dr.Engin Geçtan

İNSAN OLMAK

Remzi Kitabevi, 1985

Derleyen: Ayhan Görür

Aşk... Mevlâna Celâleddin Rumî

*
*
Aşk öyle engin bir denizdir ki,
ne kenarı vardır ne de bucağı.
*
Mevlâna Celâleddin Rumî
Derleyen: Ayhan Görür

11 Ağustos 2006

Dikkat! Attention! Dikkat!.. Ayhan Görür

*
*
Look into my eyes! You will understand what I say!
Gözlerime bak! Ne dediğimi anlarsın!

Derleyen: Ayhan Görür

Akıl nerededir?... Ayhan Görür

*
*
Akıl yaşta değil, baştadır.
Derleyen: Ayhan Görür

9 Ağustos 2006

Zaman Ötesine Geçeceksin... William Shakespeare

*
*
SONE
18

Bir yaz günü gibisin, diyebilirdim sana,
Oysa çok daha yakınsın sen ılıman sıcaklığınla.
Güzelim Mayıs goncalarını sert rüzgârlar sarsar,
Yaz dediğinse bugün gelir, bakarsın geçip gitmiş yarın.
Gökyüzünün gözü bakarken yakar kavurur kimi zaman,
Gün gelir o altın yüze gölge düştüğü de olur.
Zamanla gelir geçer güzelin güzelliği;
Ya kısmeti budur, ya mevsimler götürür yaldızını.
Oysa senin sonsuz yazın hiç, ama hiç solmayacak;
Alıp götüremeyecek güzelliğini hiçbir şey.
Ne de ölüm övünebilecek, gölgesinde geziniyorsun diye;
Çünkü sen sonsuz dizelerde zaman ötesine geçeceksin.

İnsanoğlu soluk aldığı, gözler gördüğü süre,
Bu dizeler de yaşayacak ve can verecek sana

*

SONNET
18

Shall I compare thee to a summer's day?
Thou art more lovely and more temperate.
Rough winds do shake the darling buds of May,
And summer's lease halt all too short a date:
Sometime too hot the eye of heaven shines,
And often is his gold comlexion dimm'd;
And every fair from fair some time declines,
By change, or natures changing course, untrimm'd;
But thy eternal summer shall not fade
Nor lose possession of that fair thou ow'st.
Nor shall Death brag thou wand'rest in his shade,
When in eternal lines to time thou grow'st.

So long men can breathe or eyes can see,
So long lives this, and this gives life to thee.

William Shakespeare
THE SONNETS
Çev, Dr.Saadet Bozkurt, Dr.Bülent Bozkurt

Derleyen: Ayhan Görür

En Büyük Devrim... Ayhan Görür

*
*

La plus grande des révolution
Si toute personne qui peut dire;
"Je vais bien" prenait
la responsabilite d'une personne
qui ne va pas bien, ce serait
la plus grande des révolutions.
*
Kendinin iyi olduğunu söyleyebilen biri;
eğer, işleri iyi gitmeyen birinin sorumluluğunu
üstüne alabilseydi,
bu dünyanın en büyük devrimi olurdu.
**
Fransız Ata Sözü
*
Çeviren: Can Dostlarımızdan, Feryal Konuk
Derleyen, Ayhan Görür

7 Ağustos 2006

Rakkase... Halil Cibran

*


*


Rakkase

Bir keresinde Birkaşa şehzadesinin sarayına sazendeleriyle
birlikte bir rakkase geldi. Muhafız onu çok güzel karşıladı.
Şehzadenin huzurunda ud, kaval ve kanun eşliğinde raksetti.

Ateşdansını oynadı, kılıçlar ve mızraklar dansını,
yıldızlar ve feza dansını,
en son olarak da rüzgardaki çiçeklerin dansını oynadı.
Daha sonra tahtın önünde durdu.
Eğilerek şehzadeyi vücuduyla selâmladı.
Şehzade ona yaklaşmasını emretti.
Ve ona dedi:
"Ey güzel kadın, ey neş'e ve mutluluğun kızı!
Sanatını nereden getirdin?
Ve tabiatın unsurlarını yönetme ve
onları senin ritim ve
kafiyelerinle yönlendirme kabiliyeti sana nasıl bahşedildi.

Rakkase, şehzadenin huzurunda ikinci kez eğildi ve
cevap verdi:


" Ey yücelik ve lütuf sahibi!
Sorularınızın cevabını ben bilmiyorum.
Bütün bildiğim şudur ki

  • filozofun ruhu kafasında,
  • şairin ruhu kalbinde,
  • şarkıcının ruhu ise hançeresinde yaşar.
  • Ama rakkasenin ki bütün bir bedeninde gizlidir. "
This picture
My Friend from AL PETRONI


Cibran Halil Cibran

Kum ve Köpük
Avare
Aforizmalar ve Meseller
Çeviren: İlyas Aslan
Kaknüs Yayınları


Derleyen: Ayhan Görür

5 Ağustos 2006

Doğa,Kadın, Aşk ve Sanat... Ayhan Görür

*


*
Doğa yaratır.
Aşk ve sanat ise onu süsler.
Ayhan Görür

2 Ağustos 2006

Aşkımız ve Saçlarımız, ... Mevlâna Celâleddin Rumi

* *
Aşka tutulan saçların perişanlığı,
tarakla düzeltilmez.

Mevlâna Celâleddin Rumi
Derleyen, Ayhan Görür

25 Temmuz 2006

On peace

*
*
Mustafa Kemal Pasha and TIME
*
Peace at home, peace at the world.
*
Mustafa Kemal Atatürk

Derleyen: Ayhan Görür

23 Temmuz 2006

Hayat ve İlim... Mustafa Kemal Atatürk

***
*
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Mustafa Kemal Atatürk
*
Derleyen: Ayhan Görür

22 Temmuz 2006

Aşk ve Sevgi... Ayhan Görür

***

*
Aşk hak ve hakikatin,
Sevgi hayatın ve gerçeğin
anahtarıdır.

Ayhan Görür

Güç, Sabır ve Sağduyu Üzerine...Halil Cibran

*
*
Tanrım;
Değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmem için
güç,
Değiştiremeyeceğim şeylere katlanabilmem için
sabır,
İkisini birbirinden ayırdedebilmem için de
aklı-selim (sağduyu)
ver.
Halil Cibran
Derleyen: Ayhan Görür

21 Temmuz 2006

Vermek Üzerine...Halil Cibran

*

*

Vermek Üzerine

Sonra zengin bir adam dedi ki, bize Vermek’ten Söz Et.
Ve o ( El Mustafa ) yanıtladı:

  • Malınızdan mülkünüzden verirken pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız.
    Gerçekten vermek kendinden vermektir.
    Çünkü mal mülk, bir gün gerekir endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir ki?
    Ve yarın, yarın ne getirir, kutsal kente gidin hacıların peşine düşmüşken, iz tutmaz kumlara kemikler gömen aşırı tedbirli köpeğe?
    Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir?
    Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak, asıl giderilemez susuzluk değil midir?
  • Çok şeye sahip olup çok azını verenler vardır- bunu şan olsun diye yaparlar ve gizli arzu hediyelerini yoz eder.
    Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır.
    Bunlar yaşama ve yaşamın cömertçe verilmiş bir ödül olduğunu inananlardır ve onların sandığı hiç boş kalmaz.
    Sevinçle verenler vardır ve o sevinç onların ödülüdür.
    Ve acıyla verenler vardır ve acı onları arındırır.
    Ve veren ve verirken acıyı bilmeyen, sevinç aramayan, faziletli olmayı düşünmeden verenler vardır;
    Şu vadideki mersin ağacının kokusunu havaya saçması gibi verenler.
  • Tanrı böylelerinin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinden dünyaya gülümser.
    İstenince vermek iyidir, fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir;
    Ve eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir.
    Sanki alıkoyabileceğiniz bir şey var mı?
    Tüm sahip olduklarınız bir gün verilecek;
    Öyleyse şimdiden verin de, size ait olsun verme mevsimi, mirasçılarınıza kalmasın.
  • “Veririm ama sadece hak edenlere” dersiniz sık sık.
    Ne meyva bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler.
    Onlar yaşayabilmek için verir, çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır.
    Günler ve geceler bahşedilmeye değer bulunmuş olan, sizin vereceklerinizi almaya da lâyıktır kuşkusuz.
    Ve hayat ummanından içmeyi hak etmiş olan, sizin küçük derenizden tasını doldurmayı da hak eder.
    Ve bir şeyleri alma cesaretinden ve güveninden, hattâ hayır severliğinden büyük fazilet var mıdır?
    Önünüzde göğüslerini bağırlarını yırtıp itibarlarından soyunmaya, böylece size çırılçıplak değerlerini ve gizlisi saklısı kalmamış gururlarını sergilemeye kim adına zorlayabilirsiniz insanları?
    Siz önce bakın, veren olmaya ve vermenin aracı olmaya lâyık mısınız bakalım.
    Çünkü aslında hayata bir şeyler vermek hayata mahsustur – kendini bağışın kaynağı olarak sizler sadece tanıksınız.
    Ve siz alanlar – ve hepiniz alıcısınız – minnetin ağırlığını yüklenmeyin, yoksa kendinize ve verene boyunduruk takmış olursunuz.
    Tam tersine verenle birlikte hediyelerinin üzerinde yükselin kanatlanırcasına;
    Çünkü borcunuz konusunda aşırı titizlik, anası eli açık toprak ve babası Tanrı olanın cömertliğinden kuşku duymak demektir.

    Halil Cibran

    The Prophet
    Ermiş
    Çeviren: Ayşe Berktay
    Alkım Yayınevi

    On Giving
    Then said a rich man, “Speak to us of giving.”
    Ang he answered:
    You give but little when you give of your possessions
    It is when you of yourself that you truly give.
    For what are your possessions but things you keep and guard for fear you may need them tomorrow?
    And tomorrow, what shall tomorrow bring to the overprudent dog burying bones in the trackless sandas he follows the pilgrims to teh holy city?
    And what is fear of but need itself?
    Is not dread of thirst when your well is full, thirst is un quenchable?
    There are those who give little of the much which they have – and they it for recognition and their hidden desire makes their gifts unwholesome.
    And There are those who have little and give it all.
    These are the believers in life and the bounty of life, and their coffer is never empty.
    There are those who give with joy, and that joy is their reward.
    And there are those who give with pain, and that pain is their baptism.
    And there are those who give know not pain in giving, nor do they seek joy give with mindfulness of virtue;
    They give as in yonder valley the lyrtle breathes its its fragrance into sapace.
    Though the hands of such as these God speaks, and from behind their eyes He smiles upon the earth .
    It is well to give when asked, but it is better to give unasked, through uderstanding;
    Nd to the open- handed the search for one who shall receive is joy greater than giving
    And is there aught you would withhold?
    All you have shall some day be given;
    Therefore give now, that the season of giving may be yours and not your inheritors’.
    You often say, “ I would give, but only to the deserving.”
    The trees in your orchard say not so, nor the flocks in your pasture.
    They give that they may live, for to withhold is to perish.
    Surelyhe who is worthy to receive his days and his nights is worthy of all else from you.
    And he who has deserved to drink from the ocean of life deserves to fill his cup from little stream.
    And what desert greater shall be than that which lies in the courage and the confidence, nay the charity, of receiving?
    And who are you that men should rend their bosom and unveil their pride, that you may see their
    Worth naked and their pride unabashed?
    See first that you yourself deserve to be a giver, and an instrument of giving.
    For in truth it is life that gives unto life – while you, who deem yourself a giver, are but a witness.
    And you receivers – and you are all receivers- assume no weight of gratitude, lest you lay a yoke upon yourself and upon him who gives .
    Rather rise together with the giver on his gifts as on wings;
    For to be overmindful of your debt, is to doubt his geneosity who has the free- hearted earth for mother, and God for father.

    Khalil Gibran
    The Prophet
    www.library.cornell.edu/colldev/mideast/probht.htm
  • Ağzın yemekle doluyken nasıl şarkı söyleyebilirsin.
    Elin altınla doluyken nasıl dua için açabilirsin?

Halil Cibran
Remel ve zebed
Kum ve Köpük

Aforizmalar
Çeviren : ilyas aslan

Derleyen: Ayhan Görür

18 Temmuz 2006

Çalışmaya Dair... Halil Cibran

*

Taç Mahal

Çalışmaya Dair
Sonra bir çiftçi dedi ki, bize Çalışmak’tan Söz Et.
Ve o yanıt verdi, dedi ki:

  • Yeryüzüne ve yeryüzünün ruhuna ayak uydurmak için çalışırsınız.
    Çünkü boş gezmek, mevsimlere yabancı düşmek, sonsuzluğa doğru görkemle ve gururlu bir tevekkülle yürüyen hayat kafilesinin dışında kalmaktır.
  • Çalışırken bir ney olursunuz, saatlerin fısıltısı müziğe dönüşür neyin yüreğinde. Tüm varlıklar uyum içinde bir ağızdan şarkı söylerken dilsiz ve sessiz bir kamış olmayı isteyecek çıkar mı aranızda?
  • Size hep işin bir lânet ve çalışmanın talihsizlik olduğu söylendi.
    Fakat ben size diyorum ki, çalışırken yeryüzünün en ırak düşünün, daha o düş doğarken sizin payınıza düşmüş parçasını gerçekleştirmiş oluyorsunuz,
    Ve çalışmayı sürdürmek yoluyla sevmek hayatın en derin sırrına ermek demektir.
  • Fakat eğer ıstırap çekip dururken, doğduğunuz güne lânet edip bedeninizin yükünü taşımayı alnınızın kara yazısı sayıyorsanız, o zaman size cevabım şudur, yazılanı ancak alınterinizle silebilirsiniz.
    Sizlere hayatın karanlık olduğu da söylendi ve sizler bezginlik içinde bezginlerin söylediklerini tekrarlıyorsunuz.
    Ve ben diyorum ki hayat gerçekten karanlıktır, dürtü olmadığı zaman,
    Ve tüm bilgiler boşunadır, iş olmadığı zaman,
    Ve tüm işler boştur, aşk olmadığı zaman;
    Ve aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize ve birbirinize ve Tanrı’ya bağlanırsınız.
  • Peki aşk ile çalışmak nedir?
    Kumaşı yüreğinizden çekilmiş ipliklerle dokunmaktır, sevgiliniz giyermişçesine. Evi muhabbetle inşa etmektir, sevgiliniz oturacakmışçasına.
    Tohumları sevecenlikle ekmek ve hasılatı sevinçle kaldırmaktır, mahsulü sevgiliniz yiyecekmişçesine.
    Yaptığınız her şeye kendi ruhunuzdan bir soluk katmak,
    Ve bütün kutlu ölülerin çevrenizde durup sizi izlediğini bilmektir.
  • Uykunuzda konuşur gibi şunları söylediğinizi çokça duydum: “Mermeri işleyen ve taşta ruhunun şeklini yakalayan, toprağı sürenden daha soyludur.
    Ve gökkuşağını yakalayıp insanın sureti olarak kumaşa yerleştiren, ayağımıza giydiğimiz sandaletleri yapandan daha değerlidir.”
    Fakat ben, uykuda değil, öğle güneşinin tüm uyanıklığı içinde derim ki, yel, dev meşelerle en çelimsiz otlarla konuştuğunuzdan daha tatlı dille konuşmaz; Ve aşkıyla rüzgârın sesini daha da tatlı bir şarkı haline getirenden yücesi yoktur.
  • İş, gözle görülür kılınmış aşktır.
    Eğer aşkla çalışamıyor ve hoşnuzsuzluktan başka bir şey duyamıyorsanız, işinizi bırakıp tapınak kapısında oturmak ve sevinçle çalışanların sadakalarını almak yeğdir.
  • Çünkü gönülsüz pişirilen ekmek acı olur ve ancak yarısını giderir açlığınızın.
    Eğer üzümleri istemeye istemeye ezerseniz, gönülsüzlüğünüz şaraba zehir katar.
    Eğer melekler gibi şarkı söyler ama şarkı söylemeyi sevmezseniz, insan kulağını günün ve gecenin seslerine kapatırsınız.

Halil Cibran
The Prophet

Ermiş
Çeviren: Ayşe Berktay
Alkım Yayınları

“La ruhbaniyete fid din “ - “Dinde papazlık yoktur.”
Derleyen: Ayhan Görür

17 Temmuz 2006

Düşüncede saplantı, azgınlık ve Ölçü... Montaigne

*










*
ÖLÇÜ

İnsan elinde ne illet var ki, dokunduğunu değiştiriyor, kendiliğinden iyi ve güzel olan şeyleri bozuyor... İyi olmak arzusu bazan öyle bir tutku oluyor ki, iyi olalım derken kötü oluyoruz. Bazıları der ki, iyinin aşırısı olmaz, çünkü aşırı oldu mu zaten iyi değil demektir. Kelimelerle oynamak diyeceği geliyor insanın buna.

Felsefenin böyle ince oyunları vardır. İnsan iyiyi severken de, doğru bir iş yaparken de pekalâ aşırılığa düşebilir. Tanrı'nın dediği de budur: Gereğinden fazla uslu olmayın, uslu olmanın da bir haddi vardır.

Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu kedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz. İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da. Platon'da Kallikes der ki, felsefenin fazlası zararlıdır. Felsefe bir kerteye kadar iyidir, hoştur; faydalı olduğu kerteyi aşacak kadar derinlere gidersek çileden çıkar, kötüleşiriz; herkesle doğru dürüst konuşmaya, herkes gibi dünyadan zevk almaya düşman oluruz; kimseyi yönetemeyecek, başkalarına da kendimize de hayrımız donunmayacakbir hale geliriz; boş yere şunun bunun sillesini yeriz.

Kallikas doğru söylüyor; çünkü felsefenin fazlası bizim gerçek duygularımızı körleştirir; lüzumsuz inceleme ile bizi tabiatın güzel ve rahat yolundan çıkarır.

(Kitap II, bölüm xxx)

Düşüncede saplantı ve azgınlık en açık ahmaklık belirtisidir. Canlılar arasında eşekten daha kendisinden emin, daha vurdumduymaz, daha içine kapalı, daha ciddi, daha ağır başlı olanı var mıdır?


Montaigne

Denemeler
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu
Cem Yayınları
Derleyen:Ayhan Görür

9 Temmuz 2006

Bilmece ve Tanrı... Kleist

* *
Sence ben herhalde bir bilmeceyim.
İçin rahat etsin: Tanrı da bence öyle.

Kleist

Derleyen: Ayhan Görür

Tanrı ve İnsan... Voltaire

*

*
Ey insanoğlu!
O Tanrı sana
aklı "kendini" yönet diye vermiş,
kendi yarattığı şeylerin
özüne giresin diye değil.

Voltaire

Derleyen: Ayhan Görür

Aşk, Tanrı ve Tanrıtanımaz... Voltaire

* * * *
Kardelen
*
Aşk, tanrıtanımazlar ülkesinde,
insanı tanrıya tapındırır.

Voltaire

Derleyen: Ayhan Görür

7 Temmuz 2006

Eğer bir şey verirseniz... Ayhan Görür


*

*
eğer bir şey verirseniz
veren Allah siz memursunuz

eğer bir şey vermezseniz
vermeyen Allah siz mazursunuz

Anonim


Kadıköy,Göztepe, Özgürlük Parkı
Ayhan Görür

25 Haziran 2006

FENERBAHÇE... Ayhan Görür

* * *















1323 - 1907


FENERBAHÇE


Dün FENERBAHÇE'de gördüm,

İri zümrüt içindeydi bahar...
Bir mücevherde yalan bir cennet
Görünür;

Çağlayanlar dökülür yüksekten,
Çeşmelerden su akar rengârenk...

Göğe ser çekilmiş ağaçlar yükselir.
Bu mücevherde fakat
Vatanın en gerçek

En sevilmiş ve gezilmiş yeri var;
Üç taraftan denizin sardığı yer.

Bu büyük zümrütte
Varsa her aşkın uzun hâtırası,

Varsa her sevgili, her sevdâlı,
Varsa engin geceler, gündüzler,
Bu derin zümrütte
Biz de cânanla berâber vârız.

Yahya Kemâl Beyatlı
(asıl adı Ahmed Agâh)

Derleyen: Ayhan Görür

Zangoç ve Papaz... Şükrü Kızılot

*

*
Zangoç ve Papaz
PAPAZ, iki metre ilerisinde Zangoç'a sormuş:
-Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?
Zangoç'ta derin bir sesezsizlik.
İyice köpürmüş Papaz:
-Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun?
-Hayır. Buradan hiçbir şey duyulmuyor efendim!
-Olacak şey mi! İki adım öteden beni duymuyorsun...
Zangoç bıyık altından gülmüş:
-İsterseniz yer değiştirelim,anlarsınız.
Yer değiştirmişler. Bu kez Zangoç seslenmiş:
-Kilise için toplanan yardımları kim iç ediyor?
Papaz kendi kendine söylenmiş:
-Hakikaten yahu! Buradan hiç bir şey duyulmuyor.

Şükrü Kızılot

Jale Kozkaman ve
Prof.Dr.Metin Taş'dan naklen
Hürriyet,14 Ocak 2006

Derleyen, Ayhan Görür

22 Haziran 2006

PARADOKS: Hırsızlar da erdem sahibi olmalı... Chuang Tzu



* *
Büyük hırsız nasıl olunur?

_/ Haydutlar da erdem sahibi olmalı! ******
Çetebaşı Zhi'ya çetesindeki haydutlar sormuş:
"Haydutlara da erdem gerekli midir?
"Elbette" diye yanıt vermiş Zhi.

_/ Erdemleri***** olmasa ne yapar haydut.

  • Sezgisi ona neyin nerede gizli olduğunu gösterir: Bu, onun bilgeliğidir*!
  • İçeri girmesi gerekir: Bu, onun cesaretidir**!
  • Sonra çıkmasını bilmesi gerekir:Bu, onun sorumluluk duygusudur***!
  • Olur mu-olmaz mı, karar vermesi gerekir: Bu, onun ustalığıdır****!
  • Ganimeti paylaşmayı bilmesi gerekir: Bu, onun adaletidir.*****!

Bu beş erdemi taşımayan kişi, yaşamı boyunca büyük hırsız olamaz. Gördün mü işte, eski bilgelerin kurdukları erdem ilkeleri iyi insana iyiliği için ne kadar gerekliyse, haydutbaşı Zhi'ya da sanatını icra edebilmesi için aynı vazgeçilmezlikle gerekli.

_/ Yalnız küçük bir ayrıntı var: Dünyada iyilerin sayısı az, kötülerin sayısı çok. Bu yüzden de eski bilgelerin dünyaya yararı küçük olmuş hep, zararı büyük..._/

"Zhi, Cı"

Chuang Tzu

Taoculuk Üzerine, Meseller-Diyaloglar, s,96
Çeviren, Ömer Tulgan
YOL YAYINLARI


Paradoks* , is. Fr. Paradox, kökleşmiş inançlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce.

"Başından beri çevremizde biz karşı bir kalabalık, gerçek dışı bir grup olarak kaldık, toplumsal bir paradoks olarak."
- Atillâ İlhan,
TDK. Türkçe Sözlük


Derleyen, Ayhan Görür