14 Aralık 2006

Annesinin mezarı başında...Atatürk



* * *













* * *


ATATÜRK ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA
27.1.1923

“Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu bütün bir ulus için ülkü olmuş İzmir’in kutsal topraklarına vücudunu emanet etmiş bulunuyor. Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır. Böyledir ama yine de üzüntü verici belirtileri vardır. Burada yatan annem, zulmün, zorbalığın, bütün ulusu uçuruma götüren kuraldışı yolsuz yönetimin kurbanlarından biridir. Bunu açıklamış olmak için; izin verirseniz, acılı yaşamımın belirgin birkaç evresini aydınlatayım:
Abdülhamit günlerinde idi. 1905 yılında okuldan kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Ama bu ilk adım hayata değil zindana rastladı. Gerçekten de beni bir gün aldılar ve yolsuz yönetimin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. Annem bunu ancak ben zindandan çıktıktan sonra duydu. Ve hemen beni görmek için koşup İstanbul’a geldi. Ama orada kendisi ile ancak üç-beş gün konuşabildim. Çünkü yeniden o kötü yönetimin jurnalcıları, casusları ve cellatları oturduğumuz yeri sarmış, beni yine alıp götürmüşlerdi. Anam ağlayarak arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek olan vapura arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek vapura bindirirlerken o kadar çok istediği halde benimle görüşmesi yasaklandı da göz yaşları içinde Sirkeci rıhtımında tek başına kaldı. Sürgündeki korkutucu günlerimi o, gönül kaygıları ve göz yaşları ile geçirdi. Sonra; Mütareke yıllarında ben Anadolu’ya geçince de annemi yine kaygılı ve kuşkulu olarak İstanbul’a bırakmak zorunda kaldım. Yanımda kendisinin bana arkadaş diye verdiği bir adam vardı. Onu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman annem tek başına geldiğini duyunca, benim için Padişahın verdiği “a s ı l s ı n” fermanının yerine getirildiğini sanıp inmeli oldu. Ondan sonrası savaş ve uğraş yılları onun günlerini hep kaygıya, derde ve üzüntüye boğan nedenlerle dolu geçti. Böylelikle, düşmanlar kadar padişah da ona baskı yapmış, kaygı vermiş, acı yüklemiş oldu.
Oturduğu evler, bin türlü nedenlerle ikide bir basılırdı, aranırdı. Kendisini sıkıştırırlar, bilmediği şeyleri söyletmek isterlerdi. Annem o zamanlarda üç buçuk yıllık bütün gece ve gündüzlerini göz yaşları içinde geçirdi. Bu göz yaşları yüzünden neredeyse gözlerini yitirecekti. Ancak şu son bir iki yıl içinde onu İstanbul’dan kurtarıp yanıma getirebilmiştim. Ona kavuştuğum zaman o artık yalnız duygularıyla yaşıyordu.
Annemi yitirmekten çok üzüldüm. Ama benim bu acımı gideren bir avuntum var: Anayurdu yoksulluğa, yokluğa sürükleyen yönetimin, artık bir daha geri gelmeyecek gibi yokluğun mezarına götürülmüş olduğunu görerek ölmüş olmasıdır. Annem, şimdi bu toprağın altındı; ama bu toprağın üstünde Anayurt bütünlüğü ve
ulus egemenliği dünyanın sonuna kadar sürecek gidecek; beni avutan en etkili güç işte budur. Evet, ulusal egemenlik dünyanın sonuna kadar sürüp gidecektir. Annemin ve bütün atalarımın ruhunu tanık tutarak vicdanımdan kopan andı bir daha söyleyeyim:

Annemin mezarı önünde ve
Tanrı’nın yüce katında söz verip and içiyorum ki, ulusumun bu kadar kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için gerekirse annemin yanına gitmekte gecikmeyeceğim. Ulus egemenliği uğrunda canımı vermek, benim için vicdan borcu olsun, namus borcu olsun. “

Bugünün Diliyle
ATATÜRK’ÜN SÖYLEVLERİ
Bugünkü dile aktaran
Behçet Kemal Çağlar
Sayfa: 92,93
TÜRK DİL KURUMU YAYINLARI

Derleyen: Ayhan Görür

10 Aralık 2006

Bedenin Dili...Prof.Dr.Zuhal Baltaş,Prof.Dr.Acar Baltaş

* * *
* * *
BEDENİN DİLİ

Yüz yüze kurulan insanlararası iletişimin
en önemli ögesi
/
bedenin dilidir.


İnsanlarla ilişkilerinizi
geliştirmek istiyorsanız:

  • Karşınızdakiyle göz teması kurun.
  • Gülümseyin ve yumuşak bir ifadeye sahip olun.
  • Kollarınızı kavuşturmayın.
  • Konuşma veya dinleme sırasında
    geriye yaslanarak durmayın ve oturmayın.
  • İlişkide olduğunuz küşinin adını kullanın.
  • Size söyleneni bilseniz bile dinleyin.
  • Aynı fikirde olmadığınız durumlarda dahi
    söze "Hayır", diye başlamayın.
  • İlk izlenim çok önemlidir.
  • Dış görünüşünüze özen gösterin.

İnsanlarla ilişkilerinizi bozmak istiyorsanız:

  • Karşınızdakinin yüzüne bakmadan konuşun ve dinleyin.
  • Çatış kaşlar ve gergin bir ifadeyle oturun.
  • Kollarınızı kavuşturun, bacak bacak üstüne atın.
  • Konuşurken veya dinlerken iyice arkaya yaslanın,
    başınızı hayli yukarı kaldırın.
  • Size tanıştırılan birinin adına dikkat etmeyin ve kullanmayın.
  • Karşınızdakinin sözünü kesin.
  • Konuştuğunuz kişinin görüşlerinde boşluklar arayın ve ona hatalarını göstermeye çalışın.
  • Dış görünüşünüze önem vermeyin.
    "Önemli olan insanın kendisidir" diye düşünün.
Bedenin Dili kitabı size insan ilişkilerinizi geliştirmek,
başarı ve etkinliğinizi artırmak için yeni ufuklar açacaktır.

Prof.Dr.Zuhal Baltaş, Prof.Dr.Acar Baltaş
Remzi Kitabevi
yayınları.

Derleyen: Ayhan Görür

9 Aralık 2006

Ernest Hemingway ve ATATÜRK...Ayhan Görür















* * *

* * *
Ernest Hemingway (Amerikalı Romancı, Yazar)

Mustafa Kemal 'e övgü...

" Marmara kıyısındaki sıcak, toz toprak içinde,
eciş bücüş yollu ikinci sınıf kıyı kasabası
Mudanya'da,
Batı ile Doğu karşı karşıya geldiler.
İsmet Paşa
'yla görüşecek müttefik generallerini taşıyan
İngiliz sancak gemisi "
İron Duke"
kül rengi öldürücü kulelerine rağmen,
Batılılar buraya barış dilenmeye geliyordu;
yoksa barış istemeye, ya da şartlarını dikte ettirmeye değil...
Bu görüşmeler, Avrupa'nın Asya üzerindeki
egemenliğinin sonunu gösteriyor
.
Çünkü Mustafa Kemal, herkesin bildiği gibi,
Yunanlıları silip süpürmüştü. "

(The Toronto Daily Star: 23 Ekim 1922)


Derleyen: Ayhan Görür

Mac Arthur ve ATATÜRK...Ayhan Görür

* * * *
* * * *
Gen. Douglas Mac Arthur
(ABD Uzak Doğu Kuvvetleri Başkomutanı)


Atatürk'le övünüyorum...

" Asker - devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi.
Kendisi, Türkiye'nin en ileri memleketler arasında
hakettiği yeri almasını sağlamıştır. Yine O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını oluşturan,
kendine güvenme ve dayanma duygusunu
vermiştir.
Ben Atatürk
'ün sadık arkadaşlarından biri olmakla büyük övünç duyuyorum. "

(10 Kasım 1963)

Derleyen: Ayhan Görür

Atatürk İlkeleri...Ayhan Görür

* * *

* * *

*

Atatürk İlkeleri


ATATÜRK'ÜN KENDİ İFADESİYLE İLKELERİNİN TANIMI

I.TEMEL İLKELER
1. Cumhuriyetçilik:
Türk milletinin karakter ve âdetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir.
(1933)
Cumhuriyet, yüksek ahlâkî değer ve niteliklere dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir....
(1925)
Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilâtıdır ki, onun adı Cumhuriyet'tir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir.
(1925)
2. Milliyetçilik:
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir.
(1930)
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
(1923)

3. Halkçılık:
İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir.
(1921)
Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir.
(1921)
Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir.
(1923)

4. Devletçilik:
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsî faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.
(1936)
Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.
(1930)
Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir.
(1937)
5. Lâiklik:
Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir.
(1930)

Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.
(1930)

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.
(1926)

6. Devrimcilik:
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların, (devrimlerin) gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.
(1925)

Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.
(1925)

II BÜTÜNLEYİCİ İLKELER:
1. Millî Egemenlik:
Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu millî egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir.
(1923)
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla millî egemenliği sağlamış bulunması ile devamlılık kazanır. Bundan dolayı; hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir.
(1923)
2. Millî Bağımsızlık:
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, İktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam seferberlik demektir. Busaydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.
(1921)
Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O, ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır.
(1923)
3. Millî Birlik ve Beraberlik:
Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz(1919)
Biz millî varlığın temelini,millî şuurda ve millî birlikte görnıekteyiz. (1936)
Toplu bir milleti istilâ etmek, daima dağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay değildir.
(1919)
4. Yurtta Barış Dünyada Barış:
Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz.
(1931)
Türkiye Cumhuriyeti'nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı âmil olsa gerektir.
(1933)

Sulh, milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur.
(1938)
5. Çağdaşlaşma:
Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.
(1925)
Biz Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.
(1926)
6. Bilimsellik ve Akılcılık:
a) Bilimsellik:
Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.
(1924)
Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir.
(1933)
b) Akılcılık :
Bizim; akıl, mantık, zekâ ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir.
(1925)
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar.
(1926)
7. İnsan ve İnsanlık Sevgisi:
İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.
(1931)
Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
(1936)

www.hayatiguney.com

Derleyen: Ayhan Görür

Kökten Değişiklik...Venizelos ve Mustafa Kemal

28 Ağustos 1933:
Yunan Başbakanı Venizelos Türkiye’yi ziyaret etti.
Eleutherios Venizelos
,
the Greek Prime Minister,
visited Turkey.

"Bir ulusun hayatında
bu kadar az sürede
bu denli değişiklik

pek seyrek gerçekleşir...


Bu olağanüstü işleri yapan Mustafa Kemal,
hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla
büyük adam niteliğine hak kazanmıştır.
Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir."

Eleftherios Venizelos
Yunanistan Başbakanı,1933

Derleyen: Ayhan Görür

29 Kasım 2006

Gerçek Dostluklar...

***

***

Bir gün, bir bilge,
kendi türleriyle
uçmayı reddeden
iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında.
Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın

nasıl olup da kendi aileleriyle,
ait oldukları yerlerde
yaşamak istemediklerine,

nasıl olup da bir "yabancı" yı
kendi kardeşlerine yeğlediklerine.
Biri karga, biri leylek...
O kadar farklıdır ki kuşlar

ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine,
kardeşleriyle değil de

birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine.
Öyle ya,
karga dediğin kargalarla
uçmalıdır,

leylek dediğinse leyleklerle.
Yaklaşır ve merakla inceler kuşları.
Ta ki her ikisinin de topal olduğunu

keşfedinceye kadar.
O zaman anlar ki, birlikte kaçar,
birlikte uçar,
birlikte yaşarlar
beklenenlerin yanında tutunamayanlar.
O zaman anlar ki, sahip oldukları değil,

sahip olmadıkları
kimilerini birbirlerine yakın kılan.
Topal kuşlar
birbirlerinin
'arıza'larını bilir ve

sömürmek ya da örtmek yerine
kabullenirler öylesine.
En sahici dostluklar
ortak varlıklar üzerine değil,

ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.
Aynı şekilde zengin,

aynı şekilde mesut olanların
ortak paydaları

sabun köpüğü gibidir uçar, söner.
Ortak acı,
ortak hüzün,
ortak pürüzdür
esas yaklaştıran, yakınlaştıran...

Eğitimci meslektaşım
Ayhan Okutan 'dan alınmıştır...

Derleyen: Ayhan Görür

26 Kasım 2006

Karakter ve Kader... Şükrü Kızılot

* * *



* * *
LÜTFEN
DİKKAT EDİNİZ!


Söylediklerinize dikkat edin,
düşüncelerinize dönüşür.

Düşüncelerinize dikkat edin,
duygularınıza dönüşür.

Duygularınıza dikkat edin,
davranışlarınıza dönüşür.

Davranışlarınıza dikkat edin,
alışkanlıklarınıza dönüşür.

Alışkanlıklarınıza dikkat edin,
değerlerinize dönüşür.

Değerlerinize dikkat edin,
karakterinize dönüşür.

Karakterinize dikkat edin,
kaderinize dönüşür.

Şükrü Kızılot
Hürriyet Gazetesi'ndeki yazısından...

Derleyen: Ayhan Görür

25 Kasım 2006

Sorunların Çözümü...Albert Einstein

***

* * *



Yaşadığımız önemli sorunları

onları yaratan düşünce
düzeyinde kalarak çözemeyiz.




Sorunlar
kendini oluşturan
aynı düşünce kalıpları ile
çözülemez.

Albert Einstein
***
Derleyen: Ayhan Görür
Sevgili eşim Fulya Görür
bu özdeyişi
Op.Dr.Murat Akçar'ın
Siyami Ersek Hastahanesindeki
yazı sehpasında okumuştur...

Peşin Hüküm...Albert Einstein

* * *

* * *

Peşin bir hükmü ortadan kaldırmak
bir atomu parçalamaktan daha zordur!


Albert Einstein: Albert Einstein (14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955) , Alman asıllı fizikçi.20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü'nün ve Nobel Komitesi'nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)

Albert Einstein
Derleyen: Ayhan Görür

4 Kasım 2006

Şah...Bülent Ecevit













Mahabharata

ŞAH
önce piyadeler vuruştular
herbiri halk gibiydi
şahlar çevrelerinin kalesinde
güvenlik içinde tutsak gibiydi
vezirler atlar filler
şahları uğruna seferber
her biri şahından özgürdü
ne var ki özgür olan
savaşta erken ölürdü

şah denildi sonunda şahlardan birine
dikildi kaldı kazanan şah
daracık dörtgenine
mat olan şah ise sürüldü dışarı
son verildi şahlığına
son verildi tutsaklığına
bırakıp ardında akları karaları
yürüdü gitti özgür
yürüdü gitti bir başına
1975
Bülent Ecevit
Derleyen: Ayhan Görür

Bülent Ecevit





özgeçmiş

bir boşluktan bir boşluğa
bir cam bardağa dolmuşum
cam bardakta su olmuş
sudan içmiş cam olmuşum

görünmezden cana
bir kumaş örülmüş
kumaşa bürünmüş
beden olmuşum

bir varmış bir yokmuş
iki boşluk arası
bir rüyalık alemde
sen ben olmuşum

bülent ecevit
Derleyen:Ayhan Görür

Seviyorum Seni...Nâzım Hikmet

* * *
* * *

Seviyorum Seni


Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi.

Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi.

Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz
telâşlı,sevinçli, kuşkulu açar gibi.

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan bir şeyler gibi.

Seviyorum seni
yaşıyoruz çok şükür der gibi.

Nâzım Hikmet

Derleyen: Ayhan Görür

Hoş Geldin...Nâzım Hikmet

* * *
* * *
Hoş Geldin

  • Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
    Yorulmuşsundur,
    nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
    ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
    Susamışsındır,

    buzlu şerbetim yoktur ki, ikram edeyim.
    Acıkmışsındır,
    sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
    memleket gibi esir ve yoksuldur odam.
  • Hoş geldin, kadınım benim, hoş geldin!
    Ayağını bastın odama
    kırk yıllık beton çayır çimen şimdi.
    Güldün,
    güller açtı penceremin demirlerinde.
    Ağladın,

    avuçlarıma döküldü inciler,
    gönlüm gibi zengin
    hürriyet gibi aydınlık oldu odam,
    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!

Nâzım Hikmet

Derleyen:Ayhan Görür

Kapalıçarşı...Orhan Veli Kanık

* * *
* * *
Old Bazaar,İstanbul

KAPALIÇARŞI


Giyilmemiş çamaşırlar
nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında;
Senin de dükkânın
öyle kokar işte.

Ablamı tanımazsın,
Hürriyette gelin olacaktı,
yaşasaydı;
Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu cemakândaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı...
Geceleri de ayakta mı
dururlar böyle?
Ya bu bembeyaz gömlek?
Onun da bir hikâyesi yok mu?

Kapalıçarşı deyip geçme;
Kapalıçarşı,
Kapalı kutu.

Orhan Veli Kanık

Derleyen: Ayhan Görür

Fatih Sultan Mehmet...Ayhan Görür

* * *













* * *
By Bellini
Fatih Sultan Mehmet
İstanbul'un Fethi - 14 Mayıs 1453

üsküdar, bir ulu rüyâyı görenler şehri!
seni gıbta ile hatırlar vatanın her şehri.
hepsi der: “hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
bizim istanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”
elli üç gün en mehabetli temâşa idi o!
sanki halkın uyanık gördüğü rüyâ idi o!
şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hâtıradan;
eli üç günde o hengâme görülmüş buradan;
canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayal;
o zaman ortada, her saniye gerçek bir hal.

gürlemiş topkapı’dan bir yeni şiddetle daha
şanlı nâmiyle ‘büyük top’ denilen ejderha.
sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece,
karadan sevkedilen yüz gemi geçmiş haliç’e;
son günün cengi olurken ne şafakmış o şafak,
üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak,
görmüş istanbul’a yüz bin meleğin uçtuğunu;
saklamış durmuş asırlarca hayâlinde bunu.

yahya kemâl beyatlı

Derleyen:Ayhan Görür

ATATÜRK


* * *

* * *
1881 - 1938


ULUSAL BİRLİĞİ YENİDEN KURAN
DEVLETİ YAŞATAN
KENDİNİ BİLEN
GERÇEK DEVRİMCİ
ÖLÜMSÜZLÜK ANI
TI
ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK SAVAŞÇISI


Tek Adam
Gâzi Mustafa Kemâl
ATATÜRK


***
Sakarya zaferinden sonra sonra Büyük Millet Meclisi'nce kendisine
Gâzi unvanı verildi (19 Eylül 1921).


Kadirbilir ATATÜRK'ün
kendi el yazısı ile ordu mensuplarına hemen yazdığı yazı:

NEFERLERE
Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim.
Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği
seninkinden daha temiz; daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Kanaatinle, imânınla,
itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pak kalbinle düşmanı nihâyet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükrânını söylemeyi nefsime en aziz bir borç bildim.
Sizin gibi kumandanları,
zâbitleri, neferleri olan bir millete yâd elleri altında köle olmak mümkün değildir. Bu defa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hakkımda yeni bir rütbe ve Gâzi unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü, doğrudan doğruya size râcidir.
Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en şerefli ve
en ulu bir gaza ile mümtaz olan gene ordudur. Sizin kahramanlığınızla, sizin gösterdiğiniz nihâyetsiz fedakârlıklar pahasına kazanılan büyük muzafferiyetin millet tarafından takdirine delâlet eden bu unvanı ve rütbeyi ancak size izâfe ederek, bütün askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftihar olarak taşıyacağım.
Cenabı Hak giriştiğimiz kurtuluş
mücadelesinde şerefli silâh arkadaşlarıma kendilerine temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kâfi halası nasib etsin.

20 Eylül 1921
Başkomutan
Mustafa Kemâl

* * *

NEFERLERE bölümü

Prof.Dr.Muazzez İlmiye Çığ 'ın
Epsilon Yayınları arasında çıkan

ATATÜRK adlı kitabından alınmıştır
Derleyen: Ayhan Görür

Osmanlı Arması...Ayhan Görür

OSMANLI DEVLET ARMASI

Osmanlı armasının anlamı nedir? Arma kimliği anlatan, bir işarettir.
Resimler, harfler ve şekillerden oluşur. Bir devleti, hanedanı ya da şehri anlatır.
Devletlerin insanları tarafından benimsenen armaları vardır. Osmanlı armasının üzerindeki sembolleri en tepeden başlayarak şöyle sıralayabiliriz: En tepede bir güneş şekli ve onu çevreleyen güneş ışıkları vardır. Güneş şeklinin ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarlarının tuğrası yer almakta. Onun altındaki yukarıya açık hilalin üzerinde Arapça “Osmanlı devletinin hükümdarı olan … han, Allah’ın Muaffak kılması ve yardımına dayanır ve öylece hüküm sürer.” anlamına gelen bir söz yazılı. Onun altında, armanın tam göbeğine gelecek şekilde aynalıklı kalkan motifi var. Bu kalkanın çevresinde yıldızlar bulunuyor. Bu yıldızların sayısı çok zaman 12 adet ile sınırlandırılmış olup 12 burcu temsil eder. Böylece Osmanlı, kâinatın merkezine yerleştirilmiş olur. Kalkanın hemen üzerinde de devletin kurucusu Osman Gazi’yi temsil eden bir sorguç vardır ki Osmanlıların köklerine ne kadar bağlı olduğunu anlatır. Kalkanın sağ yanında Osmanlı sancağı yer alır. Renkli armalarla kırmızı ile gösterilir. Onun karşısında ise hilafet sancağı bulunur. Hilafet sancağının rengi aslında siyah iken, arma üzerinde hemen daima yeşil renkte gösterilmiş ve bazen üzerinde üç hilal kondurulmuştur. Merkezdeki kalkandan Osmanlı sancağı yönüne doğru uzanan şekiller ise şöyle sıralanmaktadır: Sancağın üzerinde bir ok var. Sancak alemini altında baltacıklar ocağının kullandığı tek taraflı bir çift yüzlü teberler (balta) bulunur. Sonra mızrak ve altında el sperlikli tören kılıcı vardır. Sonra ağızdan dolma bir top ve altında savaş kılıcı yer alır. Hemen altında bozdoğan (gürz) görülür. Top ile bozdoğanı sancaktan ayıran boynuzdan yapılan boru ise savaş ilanını ve sonra da mehterhaneyi temsil eder. Armanın sol yanında, yani hilafet sancağı yönünde uzanan semboller yine yukarıdan aşağıya şöyle sıralanırlar: Sancak aleminin altında süngü takılmış bir tüfek, altında tek yüzlü teber (balta), sonra toplu tabanca ve topuz başlı asa mevcuttur. Asanın şeşper (savaş araçlarından altı dilimli topuz) topuzu kenarına asılı olan terazi adaleti temsil eder. Terazinin kitap şekilleri üzerine oturtulmuş olup bu kitaplardan üstteki Kuran-ı Kerim, alttaki ise diğer hukuk metinleri yerine geçen kanun kitabıdır. Hilafet sancağının altındaki çiçek şekilleri Osmanlı’nın estetik yönünü gösterir. Buket arasında ki güller hilafet sancağı üzerinde manevi ilhamlar sebebiyle bulundurulur. Buketin hemen altında bir çapa (gemi demiri) yer alır ki denizciliğin sembolüdür. Arma göbeğindeki kalkanın hemen alt yanın da dik duran bir borazan mızıka takımını; onun altında çaprazlama duran tirkeş (ok kuburu, sadak) ile meşale de gece donanmalarını ve ok müsabakalarını hatırlatır. Armanın alt tarafını boydan boya süsleyen inci defne yaprakları, çiçek motifleri arasından beş tane madalya sarkar. Bu madalyaların isimleri şöyledir: İmtiyaz nişanı, Mecidi nişanı, İftihar nişanı, Osmanlı nişanı ve Şefkat nişanı. Alıntıdır.
9/7/2006 - Osmanlı Devleti arması
Yazan Kadir Algül
Arma üzerindeki semboller adeta devletin geleceğe ait şifreleri sezdiriyor

Derleyen:Ayhan Görür

Padişah Tuğrası...Ayhan Görür

* * * * * *

( Kanuni Sultan Süleyman/Suleyman the Magnificent )


Süleyman - Suleyman, şah - shuh, bin (oğlu) - the son of,
Selim - Selim, şah - shuh, han - han,
el-muzaffer daima - victorious,
tamamlayıcı işaretler - complementary signs

Tuğraların Okunuşu
Reading of Tugra


TUĞRANIN BÖLÜMLERİ 1- Sere (Kürsü): Tuğranın en altında bulunan ve asıl metnin yazılı bulunduğu kısımdır. 2- Beyze’ler (Arapça: yumurta) : Tuğranın sol tarafında bulunan iç içe iki kavisli kısımdır. 3- Tuğ’lar: Tuğranın üstüne doğru uzanan “elif” harfi şeklindeki uzantılardır. Her zaman elif değillerdir. Bazen harf de değillerdir. Yanlarında yer alan flama şeklindeki kavislere “zülfe” denir. 4- Kollar (hançere): Beyzelerin devamı olarak sağa doğru paralel uzanan kollardır.
Bazı tuğralarda sağ üst boşlukta ilgili padişahın “mahlas”ı da görülür.

Anonim olarak üç tuğ Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hakimiyetini, küçük beyze Karadenize hakimiyetini büyük beyze Akdenize hakimiyetini temsil eder.


Derleyen: Ayhan Görür

Ferman...Ayhan Görür


FERMAN

Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra İlhanlılar tarafından kullanılan bu kelime, Osmanlılar'a da onlardan geçmiştir. Kısaca ferman; herhangi bir konuda Sultan'ın "Alamet-i Şerif" denilen tuğralı emri demektir. Üzerinde padişahın kendi el yazısı ile bir ibare de bulunan fermanlara "Ferman-i Hümayun" denir.
Osmanlılar'da divanı hat ile yazılmasi gelenek olan fermanlar kısaca şu sırayla kaleme alınırlardı:
En üst kısma davet, ki bir dua metninden oluşur. Bunun altında tuğra kısmı, onun altinda ise esas metin kısmı bulunur. Bu kısım ferman gönderilen kişinin isim ve sıfatlarını taşıyan övgü sözleri, konuya giriş cümlesi, fermanın çıkarılma sebebi, padişahın yapılması istenen şeyi emrettiğinin ifadesi, işin açıklanması, ihtar ve israr sözleri, son satirda ise tarih bölümlerinden oluşur.
Özcan Özcan
Derleyen: Ayhan Görür

3 Kasım 2006

Beşiktaş



1903



YER SİYAH GÖK BEYAZ
ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ



Nostalji - Hayali Cihan Değer
Beşiktaş- Demirspor
12 EKİM 1942
4 - 0

Derleyen: Ayhan Görür