15 Haziran 2009

Yaratma tutkusu...Adnan Binyazar



RODİN


Yaratma tutkusu...

Kimileri yazı yazmayı oyalayıcı bir edim sayıyor. Böyle algılayanlar; sözcüklerden düşünce üreten, sesleri duygu süzgecinden geçırip melodiye dönüştüren, çamuru yoğurup sanatsal kılan, fırçanın ucuna buladığı renkle sevdalar yaratan... biri değilse, bunun bir yazara söylenmiş en aşağılayıcı söz olduğunu akıllarından bile geçirmezler.
Stefan Zweig, dostu Rodin'i görmeye gider. Rodin, yontusunun başındadır. Zweig'i başını sallayarak selamlar, "Omzunda bir fazlalık var, onu tıraşlayıp geliyorum," der.
Bu görüşmeye ilişkin anlattığı yazısını şöyle bitiriyor Zweig: "Rodin, işini tamamlayıp döndüğünde aradan kırk sekiz saat geçmişti..."
Sanat, varlığı sonsuzluğa erdirme edimidir. Yaratma tutkusu, dostu da zamanı da öteler. Bunun bilincinde olmayanlar, tutkuyla hevesi birbirine karıştırır, sanatı oyalanma sayarlar.
Raffaello, sevgilisini sonsuzlaştırma tutkusuyla, Papa'nın, kardinallerin onu yok edeceğini bile bile, o güzelliğin ardına düşmüştür.
Vermeer'in gözü, çevresini saran onca soylu kadını görmemiş, o da hizmetçisi "İnci Küpeli Kız"ın üzüm tanesi yüzünü güzelliğin duygu tarihine işlemiştir.
Sanatsal çaba, yalnızca sıradan insanlarca değil, heveslilerce de oyalanma sayılıyor. Böyle algılamada sıradan insanın bir kaybı olmaz, ama bir şey yapacağım diye emeğini yele savuranlar, en başta kendilerini aldatırlar.
Öyleleri var ki, şiirden haberi yok şiir yazıyor, resmin ne olduğunu bilmiyor resim yapıyor, sesi kargaları güldürüyor, şarkı söyleyeceğim diye bedeninde sallamadık yer bırakmıyor...
Doğada her nesne birbirinin üreticisidir, tamamlayıcısıdır. Bu bağlamda her varlık birbirini tamamladığı oranda yok da eder. Tohum bitkiyi tamamlıyor, bitki tohumu; toprak ağacı tamamlıyor, ağaç toprağı; yağmur suyu tamamlıyor, su yağmuru...
Börtü böceğin toprak altında ne yapıp ettiğini bilen var mı?..
Varoluş, nesneler arası etkileşimin yarattığı dengeler düzeneğidir; denge bozuldu mu, yok olanın yeri boş kalıyor; yapay, doğalın yerini alıyor...
Böyle giderse, yapaylaşa yapaylaşa, dünya, dengesini yitirip batacak mı, yoksa, insanın aklı başına gelip bozgunu önleme çareleri mi arayacak?..
Sanatsal üretimin dengesi daha ince ölçülü; kötü, iyinin yerini aldı mı; çoğunluk, karınca gibi, kötünün üstüne çok çokuşup* onu öne çıkarıyor. Yazdıklarını "şaheser" diye yutturmaya kalkan şairimsilerin her dönemde çoğunlukta oluşunun nedeni bu...
İyi şiir, söz incisidir; kötünün sürüsüne bereket! Güneşin önüne gelen el kadar bulutun, aydınlığı körelttiği gibi kötü de, güzelliğe gölge düşürür.
Şairin sahtesi güzellik bozguncusudur, gerçekten uzaktır. O, kendi yazdığından başka şiir tanımaz; gerçeği ise, her iyi şairle, şiirin temellerine sağlam bir taş koyar.
Kötünün iyinin yerini alması, şiir okurunun silinip gitmesine yol açtı. Her olay anlatanın yazar sanıldığı romanda, müzikte de öyle değil mi?
Şu unutulmamalı; sanat, kalabalığın değil, bireysel yaratıcılığın ürünüdür. Ne denli gölgelense, sanatsal yaratıcılık, güneşini özünde taşır.
20.yüzyılda hapislerde çürütülen Nâzım Hikmet'i 21.yüzyıla taşıyan, daha da ötelere götürecek olan, ondaki bu güç, o yaratma tutkusu değil midir?..

çokuşup*, yerel bir sözcük,"üzerine üşüşme" anlamına geliyor. Eğer "karıncaların toplaşması" kastediliyorsa, Anadolu -özellikle Seyhan bölgesi - ona "köreleme" diyor.
Adnan Binyazar

"İnci Küpeli Kız" -VERMEER

Yaratma tutkusu...

Kimileri
yazı yazmayı oyalayıcı bir edim sayıyor. Böyle algılayanlar; sözcüklerden düşünce üreten, sesleri duygu süzgecinden geçırip
melodiye dönüştüren, çamuru yoğurup sanatsal kılan, fırçanın ucuna buladığı renkle sevdalar yaratan... biri değilse, bunun bir yazara söylenmiş en aşağılayıcı söz olduğunu akıllarından bile geçirmezler.
Stefan Zweig, dostu Rodin'i görmeye gider. Rodin, yontusunun başındadır. Zweig'i başını sallayarak selamlar, "Omzunda bir fazlalık var, onu tıraşlayıp geliyorum," der.
Bu görüşmeye ilişkin anlattığı yazısını şöyle bitiriyor Zweig: "Rodin, işini tamamlayıp döndüğünde aradan kırk sekiz saat geçmişti..."
Sanat, varlığı sonsuzluğa erdirme edimidir. Yaratma tutkusu, dostu da zamanı da öteler. Bunun bilincinde olmayanlar, tutkuyla hevesi birbirine karıştırır, sanatı oyalanma sayarlar.
Raffaello, sevgilisini sonsuzlaştırma tutkusuyla, Papa'nın, kardinallerin onu yok edeceğini bile bile, o güzelliğin ardına düşmüştür.
Vermeer'in gözü, çevresini saran onca soylu kadını görmemiş, o da hizmetçisi "İnci Küpeli Kız"ın üzüm tanesi yüzünü güzelliğin duygu tarihine işlemiştir.
Sanatsal çaba, yalnızca sıradan insanlarca değil, heveslilerce de oyalanma sayılıyor. Böyle algılamada sıradan insanın bir kaybı olmaz, ama bir şey yapacağım diye emeğini yele savuranlar,
en başta kendilerini aldatırlar.
Öyleleri var ki, şiirden haberi yok şiir yazıyor, resmin ne olduğunu bilmiyor resim yapıyor, sesi kargaları güldürüyor, şarkı söyleyeceğim diye bedeninde sallamadık yer bırakmıyor...


  • Doğada her nesne birbirinin üreticisidir, tamamlayıcısıdır. Bu bağlamda her varlık birbirini tamamladığı oranda yok da eder. Tohum bitkiyi tamamlıyor, bitki tohumu; toprak ağacı tamamlıyor, ağaç toprağı; yağmur suyu tamamlıyor, su yağmuru...
  • Börtü böceğin toprak altında ne yapıp ettiğini bilen var mı?..
  • Varoluş, nesneler arası etkileşimin yarattığı dengeler düzeneğidir; denge bozuldu mu, yok olanın yeri boş kalıyor; yapay, doğalın yerini alıyor... İtalik

Böyle giderse, yapaylaşa yapaylaşa, dünya, dengesini yitirip batacak mı, yoksa, insanın aklı başına gelip bozgunu önleme çareleri mi arayacak?..
Sanatsal üretimin dengesi daha ince ölçülü; kötü, iyinin yerini aldı mı; çoğunluk, karınca gibi, kötünün üstüne çok çokuşup* onu öne çıkarıyor. Yazdıklarını "şaheser" diye yutturmaya kalkan şairimsilerin her dönemde çoğunlukta oluşunun nedeni bu...
İyi şiir
, söz incisidirİtalik; kötünün sürüsüne bereket! Güneşin önüne gelen el kadar bulutun, aydınlığı körelttiği gibi kötü de, güzelliğe gölge düşürür.
Şairin sahtesi güzellik
bozguncusudur, gerçekten uzaktır. O, kendi yazdığından başka şiir tanımaz; gerçeği ise, her iyi şairle, şiirin temellerine sağlam bir taş koyar.
Kötünün
iyinin yerini alması, şiir okurunun silinip gitmesine yol açtı. Her olay anlatanın yazar sanıldığı romanda, müzikte de öyle değil mi?
Şu unutulmamalı; sanat, kalabalığın değil, bireysel yaratıcılığın ürünüdür. Ne denli gölgelense, sanatsal yaratıcılık, güneşini özünde taşır.
20.yüzyılda hapislerde çürütülen Nâzım Hikmet'i 21.yüzyıla taşıyan, daha da ötelere götürecek olan, ondaki bu güç, o yaratma tutkusu değil midir?..

çokuşup*,yerel bir sözcük,"üzerine üşüşme" anlamına geliyor. Eğer "karıncaların toplaşması" kastediliyorsa, Anadolu -özellikle Seyhan bölgesi - ona "köreleme" diyor.

Adnan Binyazar

Can Dostumun
PAZAR YAZILARI
Cumhuriyet Pazar'da

Derleyen: Ayhan Görür

11 Haziran 2009

Allah var mı?...



Adamın biri her zaman yaptığı gibi, saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti.
Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar.

Değişik konular üzerinde konuştular.

Birden Allah ile ilgili konu açıldı…

  • Berber: ” Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.”
  • Adam: ” Peki neden böyle diyorsun?”
  • Berber: ” Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimseye acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum…”


Adam bir an durdu ve düşündü; ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi.

Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda, caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam, bu kadar dağınık göründüğüne göre, belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.

  • Adam: ” Biliyor musun ne var; bence, berber diye bir şey yok”
  • Berber: ” Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”
  • Adam: ” Hayır, yok; çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”
  • Berber: ” Hımmm… Berber diye bir şey var; ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”
  • Adam: ” Kesinlikle doğru! Püf noktası da bu! Allah var; insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!”

Can Dostlarımdan
Sakar Filozof
'un
gönderisidir...

Voltaire: Allah nedir?
http://ayhangorur.blogspot.com/2006/10/tanri-allah-dieu-voltaire.html
(Lütfen Tıklayınız)

Mevlâna: Tanrı ve İnsan...
http://ayhangorur.blogspot.com/search/label/Mevl%C3%A2na-Tanr%C4%B1%20ve%20%C4%B0nsan
(Lütfen Tıklayınız)

Kadıköy Özgürlük Parkı'nda Bahar...
Fotoğraf, Ayhan Görür

Derleyen: Ayhan Görür

6 Haziran 2009

Yaşamak için bir nedeni olan kişi..Nietzsche


PARADOXE

"
Yaşamak için bir nedeni olan kişi,
hemen her nasılsa yaşayabilir.
"

" Bu da dahil tüm genellemeler yanlıştır. "

Nietzsche
Nietzsche Ağladığında...
http://video.google.com/videoplay?docid=8558314145089183904
(Lütfen Tıklayın)

Derleyen: Ayhan Görür

Bilsem ki...Rıfat Ilgaz



Rıfat Ilgaz "Beyazlığı"...
Fotoğraf, Ayhan Görür

Bilsem ki...

Bu ayaklar benden hesap soracak,
Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım
Sokak sokak.
Bu baş, bu eğilmez baş da öyle...
Bazı sarhoş bazı, bazı yorgun
Her zaman bir yastığa hasret!
Bu ciğer de hesap soracak,
Esirgedim, güneşini, havasını.
Bu ağız,bu dişler, bu mide...
Ne ikram edebilirim ki bol keseden!
Bu bilekler de hesap soracak,
Göz yumdum çektikleri eziyete.
Bilsem ki kimsenin parmağı yok
Bu sürüp giden işkencede;
Kılım bile kıpırdamadan bir sabah
Çekerdim darağacına kendimi
Bilsem ki suç bende!..

Rıfat Ilgaz


Rıfat Ilgaz
" Bu ayaklar benden hesap soracak
Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım
Sokak sokak..."
diyor...
*
Bana göre;
Rıfat Ilgaz,
düşüncenin peşinden koşmamakta,
genelde,
hakkın,
aşkın ve doğrunun peşinden koşmakta,
evrensel değerler O'nu
güçlü kılmaktaydı.

Derleyen: Ayhan Görür

1 Haziran 2009

Hayat Bir Gölgedir...Adnan Binyazar/William Shakespeare




"Hayat dediğin ne ki; yürüyen bir gölge,
bir zavallı kukla gölgede.

Bir saat boy gösterecek,
boyun kırıp gidecek!"

William Shakespeare


Erguvan Ağacı ve Çiçeği
Fotoğraf, Ayhan Görür

*

Can Dostlarımdan
Adnan Binyazar'ın
Ölümün Gölgesi Yok
Romanından
Esinlenerek düzenlenmiştir.


_/ Kızın, rüyasında yoksul bir derviş gördüğünü,
elinden aşk şarabını alıp yudumladıktan sonra
dervişe tutulduğu içime doğmuştu.
_/

Adnan Binyazar

Derleyen: Ayhan Görür

28 Mayıs 2009

Eş yitirmenin yarattığı oyuk hiç sağalmıyor...Adnan Binyazar



Dinsel Hitit Sancağı... (M.Ö.2100 - 2000)

ADNAN BİNYAZAR


MASALINI YİTİREN DEV
ANI ROMAN


DIRANAS'IN SORUSU

Hem de bir ölüm gününde, Bedrettin Cömert'in
gök ekin gibi biçilip sonsuz yolculuğuna çıkarıldığı
cami avlusunda, yaşlı ve hastalıklı bir adam yanıma yaklaştı,
"Gerçekten, yazdıklarınızı yaşadınız mı?" diye sordu.
...
Ağır hastalıkla, ilk gördüğüm günlerindeki o görkemini
gerilerde bırakmış
Ahmet Muhip Dıranas'ı tanıyamamış,
sıradan biri sormuşçasına, yalnızca "Evet!" deyivermiştim.
...
Bedende yaratılan oyuklar sağalıyor da,
yürek oyukluğu hep işliyor.
Eş yitirmenin yarattığı oyuk ise hiç sağalmıyor.
Büyük ozanlara büyük şiirleri,
yüreği depreme uğratan içsel acılar yazdırtıyor olmalı.
Eşimim artık yaşamadığı
bir İstanbul yazında
beni sabahlara kadar dinleyen Fazıl Hüsnü Dağlarca,
"Eş Ağıdı -Gömüt Taşında Söylemler
" şiiriyle,
acıma ağıt yaktı:

Eş Ağıdı -Gömüt Taşında Söylemler

O Çorumda doğmuş Hititli bir kız
Ben Hititli bir genç
Sevgimizi kıskanan ölüm
Bütün ölümlerden iğrenç

Gömüldü ya Çorum toprakları hep açar
Nice çiçekleriyle onu
Ben gece gündüz sevgisini açarım
Yadsırım ölüm denen sonu

Hitit karanlıklarında
Sesin gecemizi aydınlık ederdi
Sanki güzelliğin:
"Sen beni benden çok yaşayacaksın "
derdi.

Karımı çok sevdim ben binlerce yıl
Seviyorum da
İşte gece bir gündüz bir çiçek
Hitit yeli evliliğimizi büyütür Çorum'da.

Ne yazar deme karısı ölmüş de
Acısından dev olmuştır işte:
Gök ağzımda leblebi
Bakışları Hitit elleri Çorum
Yazar yüreğine Adnan - Binyazar
(Temmuz 1991)
Fazıl Hüsnü Dağlarca


Eş ağıtı yaşayıp acısını içine gömene sorusu ne olurdu Dranas'ın?...

Eş yitiren, zamanın anahtarını elinden düşürür; kalan yaşamında, yürekte bilince dönüşen acının adaletsizliğiyle boğuşur durur.

Adnan Binyazar
Masalını Yitiren Dev

s,11-19
Can Yayınları

Hitit (Hasanoğlan, Ankara) Kadını

*
Ahmet Muhip Dıranas

Büyük Olsun

_/ İnsan bir yanınca Kerem misâli yanmalı,
Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı. _/

http://ayhangorur.blogspot.com/2007/01/byk-olsunahmet-muhip-dranas.html
(Lütfen Tıklayınız)

Derleyen: Ayhan Görür

18 Mayıs 2009

Sonsuzluğa Doğru...Türkan Saylan



Hak Yolunda Güle Güle

13 Aralık 1935 - 18 Mayıs 2009
Dr.Türkan Saylan

KARANLIKTAN AYDINLIĞA


Kendini Bilen
İnsan Dostu
Hak Yolunda Bir Savaşçı

Ölümsüzler

Burda
Dağ ve ses
Duyulur uğultusu
Gökyüzünden

Burda zaman ve su.

Burda toprak toprak
İlk insanlardan beri gücü yaradılışın,
Burda
kanatları kopan kuş
Uçmakta
Yıldızlarla yellerle yok olmuş.

Nasıl da belli
Güzelliğinden,
Karanlıkta sıcakta nurda
Özdeklerden özdeklere geçen şey
Burda.


Karşı koymuş tutsaklığa
Çirkinliğe geriliğe hep
Burda
doğar yüce gün
Burda
Bütün ölümsüzleri
yeryüzünün.


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
Türkan Saylan hakkında...
http://ayhangorur.blogspot.com/2009/04/karanlktan-aydnlgahak-yolunda-bir.html

Derleyen: Ayhan Görür

6 Mayıs 2009

İşleyen Ekonomi Çarkı: Tam Bir Paradox Örneği...




EKONOMİ ÜZERİNE !...

  • Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı. Riviera kıyısında küçük bir kasaba, yaz sezonu, ancak yağmur yağıyor, yani kasaba bomboş.

  • Herkesin borcu var ve kredi ile yaşıyorlar.

  • Şans eseri bir otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 $ bırakıp, odaya bakmaya çıkıyor.

  • Otel sahibi parayı hemen alıp, et marketine olan borcunu ödüyor.

  • Market sahibi 100 doları kaparak, hemen toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor.

  • Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren son defa birlikte olduğu fahişeye götürüyor.

  • Fahişe parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu ödüyor...

  • Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor ve odayı beğenmediğini söyleyip 100 $ parasını alarak kasabayı terk ediyor.

  • Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor, ancak:

  • TÜM KASABA BORÇLARINDAN KURTULUYOR
    VE
    GELECEĞE ÜMİTLE BAKIYOR!!!


  • Paradoks nedir?
    Türkçe'ye Fransızca paradoxe sözcüğünden türeyerek giren paradoks sözcüğünün, etimolojik anlamda kökeni Yunanca paradoxos yani "karşıt/çelişen (düşünce)"dir. Paradoxon, paradoks (karşıt düşünce) içeren iddia anlamındadır. (Yunanca para: Yan(ında), boyunca; üzerinden, dışa; karşı. Yunanca doxa: Düşünce; niyet. Ayrıca Yunanca dogma: Düşünce; karar; tez.) Bu Yunanca kökenli sözcüğün Latince'ye paradoxus olarak girmesi, sözcüğün daha sonra (17. yüzyılda) Batı dillerinde yer almasını sağlamıştır. Kökende sözcük 'kabul görmüş bir düşünceyle çelişen, karşıt bir ifade' anlamında kullanılırken, bugün bu anlamdan ziyade yukarıda belirtilen felsefi ve mantıki anlamda kullanılmaktadır.

    Can dostlarımdan Orhan Kılıç gönderisidir...

Çarşı Kültürünü ve Ekonomisini Bilen Kadın
ve
İktisat Profesörü
*
Diğer bir yol:
Ekonomik kriz nasıl atlatılır?
http://ayhangorur.blogspot.com/2009/01/ekonomik-kriz-nasl-atlatlrve-sava.html


Derleyen: Ayhan Görür

2 Mayıs 2009

Söz...Chief Sattle...



Chief Seattle

Beyaz adam
annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne,
alıp satılacak,
yağmalanacak bir şey gözüyle bakar.

Onun
bu ihtirasıdır ki,
toprakları çölleştirecek ve
her şeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın
kurduğu kentlerde
huzur ve barış yoktur.
Bu kentlerde bir çiçeğin
taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler
ve
bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz.

Beyaz adam
paranın yenmeyen bir şey olduğunu,
son ırmak kuruduğunda,son ağaç yok olduğunda,
son balık öldüğünde anlayacak…

Kızılderili Şef Seattle
1853

Fotoğraf, Ayhan Görür

Derleyen: Ayhan Görür

29 Nisan 2009

Atatürk'e Mektup...Albert Einstein


Mustafa Kemâl ATATÜRK

'Ben, sâdık hizmetkârınız
Prof. Albert Einstein
"Ekselânsları,

  • 'OSE' Dünya Birliği'nin şeref baskanı olarak,
    Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve
    tıbbi rica ediyorum. Sözü edilen kişiler,
    Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar
    nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler.
    Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakât sahibi
    bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları
    takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.
  • Ekselânslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına
    devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda
    bulundugumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin
    akademisyen olan bu 40 kişi,
    birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir.
    Bu ilim adamları, bir yıl müddetle,
    hükümetinizin talimatları dogrultusunda
    kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca
    hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.
  • Bu başvuruya destek vermek maksadıyla,
    hükümetinizin talebi kabul etmesi hâlinde
    sadece yüksek seviyede bir insanî faaliyette
    bulunmuş olmakla kalmayacağı,
    bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi
    ifade etme cüretini buluyorum.
Ekselânslarının sâdık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,

Prof. Albert Einstein

Türkiye Cumhuriyeti,
değerli profesörleri ülkesine davet etmiş,
üniversitelerin yapılanmasında ve
gelişiminde başarılar sağlamştır.

Derleyen: Ayhan Görür

23 Nisan 2009

Karanlıktan Aydınlığa/Hak Yolunda Bir Savaşçı...Türkân Saylan



KARANLIKTAN AYDINLIĞA
Hak Yolunda Bir Savaşçı


Türkân Saylan

  • Bugün Genel Merkez, benim evim ve çok sayıda şubemiz, suçla bağlantılı olduğuna ilişkin en küçük bir kanıt olmadığı hukukçularımızca ifade edilen bir arama emri ile aranmaktayız. Bir çok yönetim kurulu üyemiz tutuklanıyor.

  • Ben çok hastayım ve hastanede yatıyorum; hafta sonu izinli çıkmıştım. Kan değerlerim çok düşük. Ağır bir kemoterapi alıyorum.

  • Herkesin bildiği gibi ÇYDD hem darbeye hem de şeriata karşıdır. Ülkenin eğitim yoluyla kalkınması için çalışır. Ergenekon vb. oluşumlarla hiçbir ilgisi yoktur, olamaz da.

  • Özetlersek, ÇYDD olarak Türkiyemizde bir hukuk devleti, Atatürk ilkeleri doğrultusunda bir yönetim istiyoruz. Evrensel hukuk kurallarının herkesin beyninde, yüreğinde yer etmesini ve âdil yargılama kurallarının egemenliğini beklemek bir yurttaş olarak hepimizin hakkıdır diye düşünüyoruz. Biz de hakkımızı arayacağız.

Yukarıdaki Mesaj
Can Dostlarımdan Mine Selen'in

iletisinden alınmıştır.

Mücadelenin, umudun ve iradenin simgesi:
Türkân SAYLAN...

"Türkân Saylan koca bir hayat çınarı. Güçlü, iradeli, çalışkan, her şeye vakit bulabilecek kadar da zamanın hâkimi.Yaşama her neyle tutunuyorsa, öyle berrak, öyle özendirici ki...Onun yanında daha bir güvende, daha bir güçlü hissediyor insan kendini. Etrafındakilere umut saçıyor, umutsuzluğun tüm bulaşıcılığına inat. Kanserle mücadelesinde hep bir adım önde: Çünkü ondan da korkmuyor, hayatta hiçbir şeyden korkmadığı gibi. Yaşama bağlılığının mayasını insanlara duyduğu sevgiden, sağlıklarına kavuşturduğu hastalarından, hayata kazandırdığı gençlerden ve eğittiği öğrencilerinden alıyor. Çalışmalarına sıkı sıkıya bağlı. Yaşlılığını üretkenliği ile ölçüyor...

O, yaşarken iz bırakan kadınlardan. Ne profesör unvanını, ne akademik kariyerini umursuyor. Onlar sadece insanlara daha iyi hizmet edebilmek için birer araç. Lider olmak gibi bir derdi yok....Korkuların hayallerini boğmasına izin vermedi. O yüzden hâlâ ayakta ve muhalif..."


(Ali Deniz Uslu/Cumhuriyet Pazar/22 Mart 2009)

Türkân Saylan hakkında Genel Bilgi
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkan_Saylan

Fotoğraf ve Derleyen
Ayhan Görür

13 Nisan 2009

Günün Sözleri...



Boğaziçi, İstanbul
Fotoğraf, Ayhan görür


GÜNÜN SÖZLERİ...

  • Siz, hiç sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
  • Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
  • Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
  • Eskici bağırır, ama antikacı bağırmaz.
  • İnsan bağırırken düşünemez.
  • Düşünemeyenler ise, hep kavga içindedir.
  • Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
    Ama.. Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.
  • İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.

Can Dostlarımdan
Orham Kılıç'ın Gönderisidir...

Derleyen: Ayhan Görür

12 Nisan 2009

Kerhâne-Meyhâne üzerine...


Harem


Kerhâne ve Meyhâne

  • Bu dünyada dört kardeş varmış.
    Bu kardeşlerin üçü doğru yolu seçmişler
    namazını niyazını orucunu tutup
    Allah için hayırlı işler yapmışlar.
    Diğer bir kardeşleri ise kendini şaraba
    vermiş,
    hergün içip günah defterini rekorlar kitabına doğru
    sokmaya çalışıyormuş.

  • Uzun süre sonra bu dört kardeş ecelleri gelip ölmüşler.
    Kardeşler bir arada toplanıp sorguya çekilmişler.

  • Doğru yolu seçen kardeşlerden ilkine sormuşlar;
    "Allah için dünyada ne yaptın?"
    "Orucumu tuttum namazımı kıldım zekatımı verdim;
    Allaha layık olabilmek için kulluk görevimi
    iyi güzel bi şekilde yapmaya çalıştım.
    "Bunun üzerine sorgucu melekler yolu göstermiş;
    "Tamam o zaman sen al bi hûri çık yukarı cennete."
    Doğru yolu seçen ikinci
    kardeşe gelmiş sorgu sırası.
    "Allah için ne yaptın?"
    "Orucumu tuttum, namazımı kıldım, zekâtımı verdim.
    Allaha lâyık olabilmek için kulluk görevimi
    iyi güzel bi şekilde yapmaya çalıştım"
    diye cevaplamış o da.
    "Sende al bi huri çık yukarı"
    demişler.
    İyi yoldaki üçüncü
    kardeşe de sormuşlar ve
    aynı cevabı almışlar.
    "Hadi bakalım sen de al bi huri çık yukarı" demişler.


  • Son sıradaki şarapçıya sormuşlar:
    "Allah için ne yaptın?"
    "Valla ben bişey yapmadım, ha bire şarap içtim,
    karılarla yattım kalktım, günah işledim."
    "Sen in aşşağıya, doğru cehenneme, yanacaksın."
    "Verin bir şişe şarap, ineyim" demiş bizimki.
    Melekler bozulmuş:"Aşşası
    meyhane mi lan?"
    "Niye? Yukarsı kerhane mi ? *mına koyum...

    Al hûri çık yukarı! Al hûri çık yukarı."


Can Dostlarımızdan
Nazan Clohesy iletisidir...

Derleyen :Ayhan görür