13 Kasım 2008

Ne kadar bilirsen bil... Kısadan Hisse


Brett Whiteley

Kıssadan hisse:

Profesör
ve Seyis

Bir profesör konferans vermek üzere salona girmiş. Ama bakmış ki salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör sonunda seyise sormuş:
-Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?

Seyis cevap vermiş:
-Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.

Bu sözlere hak veren Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan sonra da kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylanmasını isteyerek sormuş:
-Konuşmamı nasıl buldun?

Seyis
cevap vermiş:
-Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelir, biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim; ama elimdeki tüm yemi ona verip de hayvanı çatlatmazdım.

Kissadan hisse:

"Ne kadar bilirsen bil,
söylediklerin karşıdakinin anladığı kadardır."

Mevlâna


Can Dostlarımdan
Tevfik Akıncı
Gönderisidir
Derleyen: Ayhan Görür

12 Kasım 2008

...(so that) he sees every one (else) from the circle of his own self-existence/Herkes, âleme kendi görüş dairesinden bakar...Mevlâna Celâleddin Rumî



Sinan Tuzcu
MEVLÂNA, AŞKIN DANSI

"Herkesin hareketi, görüşü, bulunduğu makama göredir. Herkes, âleme kendi görüş dairesinde bakar. Mavi cam, güneşi mavi gösterir; kızıl cam kızıl. Camların rengi olmazsa beyaz olurlar. Beyaz cam, öbür camların hepsinden daha doğru gösterir, hepsinin de başı, imamı odur."

Mevlâna Celâleddin Rumî
Mesnevi I, s.190
Çeviri: Veled İzbudak
Gözden geçiren: Abdülbaki Gölpınarlı


"Explaining how every one's movement (action) proceeds from the place where he is,
(so that) he sees every one (else) from the circle of his own self-existence: a blue glass shows thesun as blue, a red glass as red, (but) when the glass escapes from (the sphere of) colour, it becomes white, (and then) it is more truthful
than all other glasses and is the Imam (exemplar to them all )."


The Mathnawi of Jalalu'ddin Rumi
Translation, Reynold A.Nicholson

Siste,Fenerbahçe Parkı
Fotoğraf,
Ayhan Görür

5 Kasım 2008

OBAMA- NOW! O'BABA ( Turkish)!/ABRAHAM LİNCOLN/HZ.MUHAMMED




American Eagle

OBAMA, 44.New President!
NOW! O'BABA (Turkish)!


Seventy six American Nobel Prize winners endorsed Barack Obama in a strongly worded letter rebuking the Bush Administration's contempt for science.


Abraham Lincoln and Slaves

* * *
Abraham Lincoln'den oğlunun öğretmenine...
"Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa
dimdik dikilip savaşmasını öğret."



PEYGAMBER EFENDİMİZİN
Son Hac Ziyareti Sırasındaki Söylevi
"VEDÂ HUTBESİ"

.."Ey insanlar!"
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın arab olmayana, arab olmayanın da arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahında kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.
"Azası kesik siyahi bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "
Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz....

Hz.Muhammed

"Vedâ Hutbesi"nin tamamı
http://ayhangorur.blogspot.com/2006/05/sakn-bor.html


Özgürlük Parkı, Kadıköy
Photograph, Ayhan Görür

2 Kasım 2008

Ölmek Hakkı...Bülent Nuri Esen




ÖLMEK HAKKI

Bir
insan hakkıdır ölmek
elbet kapımızı çalacak bir gün
ve isteyecek istediğini
değişmez kader olarak hak olarak
sana vermek düşer isteneni
hak oyunudur bu
ama namuslu bir alış veriş istersen
vereceğin yaşama hakkı olduğuna göre
yaşamaya değmiş bir hayatın olmalı
bir işe yaramışsan
koruyabilmişsen savunmasını
maskesini indirebilmişsen sömürücünün
sevebilmişsen bir gerçek sevgiliyi
ve hele sevmişse sevgili seni
ve yüreklere girebilmişsen
bir zerrecik katabilmişsen
gelecek denizine
senden sonrakilerinin mutluluğu için
o zaman kapını çalacak olana
sunulmaya değer bir hayatın var demektir
ve sen kapını ilk ve son kez çalanı
korkusuz karşılayabilirsen
o güne kadar hakkın olandan
senden sonrakilerinin aynı hakları uğruna
sonsuz hakkı getirip verdiği için
sana yeni hak sağladığı için
vazgeçmek karşılığında sevinçle
henüz hiç tatmadığın
kullanmadığın
yaşama hakkını
verebilirsin
ölmek hakkını kazanabilirsin
ve hayatın kaderin olur.

Prof.Dr.Bülent Nuri ESEN
Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi

İstanbul'da Günbatımı
Fotoğraf, Ayhan Görür

1 Kasım 2008

ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ




Ortaköy Cami, İSTANBUL
Fotoğraf, Ayhan Görür

*
Balıkesir, Zağnospaşa Camii

ATATÜRK'ÜN
BALIKESİR HUTBESİ


  • Ey Millet, Allah birdir. Şânı büyüktür. Allahın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânâsı açık olan âyetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilâhi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır.


  • Arkadaşlar; Cenâbı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber'in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevab kazanacağımı ümit ediyorum.

  • Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibâdet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yâni konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Millî amaçlar, millî irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.

  • Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisânı ile medenî ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin mânâsı budur.

  • Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve mânâlar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber'in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.

  • Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi'nde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur." Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.

Gâzi Mustafa Kemal Atatürk

Balıkesir Hutbesi,
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün 7 Şubat 1923 tarihinde
Balıkesir'deki Zağnos Paşa Camii'ndeki ünlü konuşmasıdır.


http://ayhangorur.blogspot.com/2006/05/sakn-bor.html
Yukarıdaki site Hz.Muhammed'in Veda Hutbesi'dir

Derleyen: Ayhan Görür

30 Ekim 2008

On Friendship/Dostluğa Dair...Kahlil Gibran/Halil Cibran


Siste, Fenerbahçe Parkı -İSTANBUL
Fotoğraf, Ayhan Görür

On Friendship - Dostluğa Dair


And a youth said,
"Speak to us of Friendship."

Ve bir genç, bize
Dostluk'tan Söz Et dedi.
Ve o yanıtladı, dedi ki:


  • Your friend is your needs answered.
    He is your field you sow with love and
    reap with love and thanksgiving.
    And he is your board and your fireside.
    For you come to him with your hunger,
    and you seek him for peace.

    Dostunuz
    ihtiyaç duyduğunuzda size ses verendir.
    Sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.
    Ve sizin sofranız, ocağınızın başıdır.
    Çünki açlık içinde ona gelir, huzur için onu ararsınız.

  • When your friend speaks his mind you fear
    not the the "nay" in your own mind,
    nor do you withhold the "ay".
    And when he is silent your heart ceases
    not to his heart.
    For without words, in friendship, all thoughts,
    all desires, all expectations are born and
    shared, with joy that is unacclaimed.
    When you part from your friend,
    you grieve not;
    For that which you love most in him may be clearer
    in his absence, as the mountain to the cilmber
    is clearer from the plain.

    Dostunuz fikrini söylerken
    aklınızdan geçen "hayırdan" korkmaz,
    "evet"i kendinize saklamazsınız.
    Ve o sustuğu zaman,
    yüreğiniz onun yüreğini dinlemekten geri durmaz.
    Çünkü dostlukta bütün düşünceler,
    bütün arzular, bütün beklentiler
    söz söylenmeden ve alkışsız bir sevinçle
    doğar ve paylaşılır.
    Dostunuzdan ayrıldığınızda üzülmezsiniz;
    Çünkü onun en sevdiğiniz yanı
    o yokken iyice açıklık kazanır,
    tıpkı dağcıya dağın
    ovadan daha açık görünmesi gibi.

  • And let there be no purpose in friendship
    savethe deepening of the spirit.
    For love that seeks aught but the disclorsure
    of its own mystery is not love but a net cast
    a netr cast forth: and only the unprofitable is caught.
    And let your best be for
    your friend.

    Ve dostlukta ruhu daha da derinleştirmekten
    başka bir amaç olmasın.
    Çünkü kendi sırrına ermekten başka amaç güden sevgi,
    sevgi değil geleceğe atılmış bir ağdır;
    bu ağa sadece zararsız şeyler takılır.
    Ve siz de en iyi yanlarınızı dostunuza ayırın.
    Eğer suların çekilişini bilmesi gerekliyse dostunuzun,
    bırakın kabarışını da bilsin.

  • For what is your friend that you should seek
    him with hours to kill?
    Seek him always with hours to live.
    For it is his to fill your need,
    but not your emptiness.
    And in the sweetness of friendship let there be laughter,
    and sharing of pleasures.
    For in the dew of little the heart finds
    its morning and is refreshed.


    Dostunuz
    ne içindir ki onu zaman öldürmek için arayasınız?
    Onu hep yaşanası zamanlarla arayın.
    Çünkü o sizin ihtiyacınızı karşılamak için vardır,
    boşluğunuzu doldurmak için değil.
    Ve hoşluğunda kahkalar çınlasın, zevkler paylaşılsın.
    Çünkü küçük şeylerin şebnemiyle sabahına erip tazelenir yürek.
Kahlil Gibran-Halil Cibran
The Probhet - Ermiş

Çeviren; Ayşe Berktay
Alkım Yayınları

Siste, Fenerbahçe Parkı
Fotoğraf, Ayhan Görür

29 Ekim 2008


Cumhuriyet "aydınlıktır"...


"Benim nâçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,
ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar olacaktır."

Gâzi Mustafa Kemal ATATÜRK

Taksim Meydanı, 29 Ekim 1944

*

Engellere rağmen,
Cumhuriyet çoşkusu devam ediyor...
*

29 EKİM

ÜRÜNLERİ BİTMEZ TÜKENMEZ
ERDEM VERİR
UYGARLIK VERİR
YİĞİTLİK VERİR
ORMAN VERİR
BUĞDAY VERİR
SEVGİ VERİR
ÇALIŞKANLIK VERİR
AYDINLIK VERİR
YAZ EKİMİ KIŞ EKİMİ DEĞİL

TÜRKİYE'NİN 29 EKİMİ

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Fotoğraf, Ayhan Görür

16 Ekim 2008

Ölümsüzler...FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Ölümsüzler

Burda
Dağ ve ses
Duyulur uğultusu
Gökyüzünden
Burda zaman ve su.

Burda
toprak toprak
İlk insanlardan beri gücü yaradılışın,
Burda kanatları kopan kuş
Uçmakta
Yıldızlarla yellerle yok olmuş.

Nasıl
da belli
Güzelliğinden,
Karanlıkta sıcakta nurda
Özdeklerden özdeklere geçen şey
Burda.

Karşı koymuş tutsaklığa
Çirkinliğe geriliğe hep
Burda doğar yüce gün
Burda
Bütün ölümsüzleri yeryüzünün.


Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
26 Ağustos 1914 - 15 Ekim 2008
Hak Yolunda Güle Güle...


Derleme:Ayhan Görür

12 Ekim 2008

Foto Kritik: GÖKHAN CORAL, armadillo



Melanargia larissa
Foto Kritik
-GÖKHAN CORAL-armadillo
Orijinalini görmek için:
http://www.fotokritik.com/1218541

Mükemmel Bir Site
Lütfen Üye Olunuz
Derleyen: Ayhan Görür

Şairce Nasihat...Can Yücel




Caddebostan Sahili, KADIKÖY
Fotoğraf, Ayhan Görür

( CAN YÜCEL'den)
ŞAİR'CE NASİHAT


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle.
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık!
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle lâf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi?
Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden âlâ misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illâ ki sağlık olsun !

Can Yücel

Şiir
Can Dostlarımızdan
barbaros-banu
gönderisidir...

Derleyen: Ayhan Görür

2 Ekim 2008

Tiryaki Sözleri...Cenab Şahabeddin



Boğaziçi, İSTANBUL
Fotoğraf, Ayhan Görür
Ağustos, 2008

TİRYAKİ SÖZLERİ




  • Seven için sevdiği daima gençtir.
  • İnsana en güzel sıfatı fâni olarak vermişler.
  • Karga ne kadar sesini değiştirse sesinden tanınır.
  • İlim yalnız zekâyı değil, ahmaklığı da artırır.
  • Tatlı hatıra mes'ut hayatın fâizidir.
  • Altın dolu avuç, daima az çok kuvvetli bir yumruktur.
  • Parasızlık hiç yalan söylemeyen kara habercidir.
  • Yüzümüzdeki bugünkü gülümseme,
    yarınki buruşukluğu hazırlar.
  • Allah'ın büyüklüğü varlığında mı, yokluğunda mı?
    Kesdiremiyorum.
  • Din ölse bile, it canlı taassub yaşamakta devam eder.
  • Din, hiç olmazsa, felsefesi olmayan zavallıların felsefesidir.
  • Beşeriyet (insanlık) yalana o kadar alışıktır ki,
    kabul ettirmek istediğiniz hakikati
    biraz yalanla salçalamalısınız.
  • Avam, yalanla avutanı hakikat ile korkutana tercih eder.
  • Avam, en az anladığına en ziyade kuvvetle inanır
  • Avamın (halkın), her kusurundan
    havas (seçkinler) mes'uldür ( sorumludur).
  • Avamın, şan ve şerefi yoktur;
    ama şanların ve şereflerin çoğunu
    avam tevcih etmiştir (vermiştir).
  • Yarasaya güneşi göstermek bir saygısızlıktır.
  • Sürüden ayrılanı sürü sevmez.
  • Akarsu ne güzel hayat dersidir:
    Küçük mâniaların üzerinde köpürür;
    büyüklerin yanından sesizce geçiverir.
  • Kanun yoktur ki, size adalet hissi verirken,
    hasmınızda kuvvetin suistimali gibi görünmesin.
  • İşimize yarayan yalan, her hakikatten üstündür.
  • İstibdat her tembel milletin kürek cezasıdır.
  • Kafalar boş durdukça kalınlaşır.
  • Kumarbaz odur ki, kumarı paradan çok sever.
  • İnat iradenin eşekliğidir.
  • Gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler.
  • Dini yaşatan bilhassa ölümdür.
  • Hayat fırtınalarında din, çok kişi için
    şamandra olur.
  • Tam dindar yahut tam dinsiz olmak:
    Her ikisi de müstesna (eşsiz) kuvvet ister.
  • Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür.
  • Ölüme çare bulunmadıkça din ölmez.
  • Bir adamın efkârını (fikirlerini)
    sözleri değil, hayatı gösterir.
  • Kadın erkekten aslan yüreği içinde kuzu itaati ister.
  • En kıymetli kadın, eşini
    batan diğer kadınlardan müstağni kılandır.
  • Kokmuş yumurtayı ezen, kokusuna dayanmalı.
  • Bizim hakikat dediğimiz beşeri hakikatlerdir, mutlak değil.
  • Boş mide haykırır, derler. Biz de ilâve edelim: Dolu ağızların sesi çıkmaz.
  • Parasız kalmamak istiyorsan
    ihsandan (bağıştan) değil,
    ikrazdan (borçtan) kork.
  • Yaşlıların merhamet hissi azdır;
    beyin yumuşadıkça kalp katılaşır.
  • Hakiki san'at âşığı, hiçbir zaman siyasî bir hırs besleyemez;
    onun hayelleri, her zaman
    ihtiraslarına gıda-yı kâfidir (yeterli gıdadır).
  • Köhne (eskimiş) fikirler paslanmış çivilere benzer;
    söküp atmak çok güçtür.
  • Koyunlarını korumak isteyen çiftçi,
    ağılın kokusunu kurda duyurmaz.
  • Dostunu hemen ölecekmiş gibi sev;
    düşmanını hiç ölmeyecekmiş gibi telâkki et.
  • Ruhumuzu din pek az tâdil eder (değiştirir);
    fakat ruhumuz dinî öyle değiştirir ki
    her müslümanın yüreğinde
    başka bir islâmiyet yatar, denilebilir.
  • Taassubun (bağnazlığın) her türlüsü çirkindir;
    hatta taassuba karşı taassub bile.
  • Eşeği mektep müdürü yapan,
    dersanelerin ahıra döndüğünden
    şikâyet etmemelidir.
  • Beşerin (insanın) bütün ef'hâli (fiilleri)
    menfaat kanununa tâbidir:
  • Ucunda cennet vaadi olmasa
    hiçbir sofu nafile namazı kılmazdı.
  • Kesemediğin eli öp demişler; "hayır para doldur.
  • Aslan yelesinde kehle (bit) aranmaz.
  • Hakkı kuvvetlendirmeyenlerdir ki,
    kuvvete hak derler.
  • Kalb söze başlayınca akıl sağır olur.
  • Şimdi, hemen bütün dünyanın
    mabedi borsa ve sancağı banknot oldu.
  • Dindarlar gibi, dinsizleri doğuran da vâızlardır.
  • Din o kadar pekcanlıdır ki,
    bir kere kanınıza girdi mi,
    orada boğulsa bile ölü halinde yaşar.
  • Bir kitap ilmi var, bir de hayat ilmi:
    Merd-i kâmil (olgun insan)
    ikisine vâkıf olana olgun insan derim.
  • Zeki insan kitaptan bir hayat hissesi,
    hayattan bir kitap hissesi alır.
  • Hamal ancak yük altında güzel yürür.
  • Altından kendini gözet:
    Zehri hiçbir zaman teneke kupa içinde sunmazlar.
  • Herkese hak vereni hiç kimse haksız bulmaz;
    Herkese hak veren hiç haksız çıkmaz.
  • Kaba konuş zararı yok; yeter ki ince düşünesin.
  • Çok yaşamak elimizde değil;
    fakat adımızı çok yaşatmak elimizdedir.
  • Karnı aç olanlardan ziyade, kalbi aç olanlara acırım.
  • El şakası fena; dil şakası daha fena;
    kalem şakası hepsinden beterdir.
  • Yalnız boş durana değil,
    faydasız iş görene de tembel denir.
  • Hayat pek garip bir maidedir ( sofradır);
    anlayanlar tadamaz.
  • Hatıralar kocayan dimağların koltuk değneğidir.
  • Asil misin? Secereni kâğıt üzerinde değil,
    hayatında göster.
  • Her taassubda (bağnazlıkta) katil bir mâhiyet vardır:
    Tarihin taassubu
    hakikat-i vekayii (vak'aların gerçekliğini) öldürür,
    felsefenin taassubu fikri öldürür,
    dinin taassubu dini öldürür.
  • Bazı kadınlar düşmemek için birbirlerine tutunurlar.
  • İfratsız (aşırılıksız) gençlik yarım yahut yalancı gençliktir.
  • Eskiden kızdığına şimdi gülüyor musun?
    Aklın artmış demektir.
  • Kuvvetini hücumun ile değil, mukavemetinle ölç.
  • Kıyafet, tercümanlarından biridir.
  • Gençler ister ki, kadınların peçesi kalksın;
    orta yaşlılar ister ki, buluzları açılsın;
    ihtiyarlar ister ki, jüpü kısalsın.
  • Her devir kendisinden sonrakini doğurmak için ağrı çeker.
  • Kartalın beğenmediğini karıncalar kapışır.
  • Bence hâl bütün hayatı kapsar ve
    istikbâl her ferd için kendi öldüğü gün başlar.
  • Kırka kadar insan yaşa basar;
    kırktan sonra yaş insana.
  • Her kavgada kocasına galebe edemeyen kadın,
    bilhakkın (hakkıyla) kadın değildir.
  • Fazla emniyet ve fazla emniyetsizlik,
    ikisi de hıyaneti davet eder.
  • Adaletin bulunmadığı yerde para en güzel silâhtır.
  • Hakikat güneşini örten bulutların en kesifi (koyusu) menfaattir.
  • Hayatlarında sesleri duyulmayanların vefatları duyulmaz.
  • Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer;
    alışkın olmayanları ürkütür.
  • İnsanı insan eden cemiyettir;
    sırtlan eden de o.
  • Hâlinden şikâyet büyük bir saygısızlıktır:
    "Elemimden bir hisse al" demektir, niçin alınsın?
  • Güzel ve ahmak bir kadına dikkat ediniz:
    Güzelliği azaldıkça hamakatı ( aptallığı) artar,
  • Para akıllıların dostu, akılsızların ise düşmanıdır.
  • Cebin delik ve cüzdanın da boşsa
    meyhude (boşuna) üzülme;
    mevzun (uyumlu) yürüyemezsin.
  • Hiç kimse kendi kokusunu duymaz;
    cihanı (dünyayı) kokutsalar bile.
  • Kainatı yaratmakla hâlik (yaratan, halk eden)
    kendini de hâlk etmiştir (yaratmıştır).
  • Ben nasıl ecdadımla (atalarımla) bir arada olabilirim ki,
    onların tepelerinden bulut ve kuş geçerdi;
    benimkinde radyo ve teyyare dolaşıyor.
  • Akl-ı âmil (amel eden akıl, iş gören akıl),
    akl-ı kâmilden (olgun akıldan) üstündür.
  • Siz meleklere hitap ederken,
    bakarsınız bazen eşekler üstüne alınır.
  • Saçına kır düşen âşık, yarım koca sayılır.
  • Dalkavuklar ne kadar yükselseler,
    kendilerini yükselten tepme izlerini
    kıçlarından silemezler.
  • Daima melek olarak ancak semada (gökte) yaşanır;
    yerde yaşamak için ara sıra şeytan olmak farzdır.
    İbadetlerin bile tuzu biberi şeytandır.
  • Hürriyet açacağı yaraya deva (ilâç) olan silahtır.
  • Her yenilik yabancıdır:
    Muhit (çevre) onu ezmeğe çalışır;
    fakat yaşamağa lâyıksa ezilmez.
  • Zekâyı hangi zindana tıksanız,
    kendisine, sıvışacak bir gedik açar.
  • Dikkat ediniz:
    İnsan, tok karnına inkâra,
    aç iken daha ziyade imâna mâildir.
  • Acıkan için lokanta camekânı en lâtif manzaradır.
  • Bülbülü bir fiske ile susturabilirsiniz.
    Fakat sopaya davransanız bile
    eşeği anırmaktan menedemezsiniz.
  • İnsan bir hayvandır ki,
    hayvan olduğunu
    her hayvandan daha çok hatırlar.
  • Zamanın, insana en büyük zulmü
    ihtiyarlık dedikleri
    gülünç hâle gelmesidir.

Cenab Şahabeddin
Tiryaki Sözleri



Derleyen: Ayhan Görür