1 Mart 2008
Sarayımız...Cahit Sıtkı Tarancı
Göztepe, Özgürlük Parkı...Sana öyle bir saray yaptırmak isterim ki
Bir eşi henüz daha yapılmamıştır belki.
Henüz keşfedilmemiş, meçhul kalmış bir ada
Gibi sahilden uzak, dalgalar arasında
Bir saray, hem vücudun gibi beyaz mermerden;
Sema, deniz ve güneş girer pencerelerden.
Ve pencere camları gözlerinin renginde,
Mis kokusu duyulur bu sarayın içinde.
Bu sarayın içinde herşey her şey güzel, temizdir,
Çünkü her şey aksimiz veyahut gölgemizdir.
Burda yalnız biz varız, ne inler ne de cinler,
Yanan alınlarımız yalnız burda serinler.
Cenneti bulmuş gibi bu sarayın içinde
Ellerin saçlarımda ve başım dizlerinde,
He şeyden, her insandan, bütün dünyadan ırak,
Tâ içimizden gelen bir ahenge uyarak,
Ve bu ahenkle sarhoş, ister misin sevgilim,
Hiç sonu gelmeyecek bir ömür geçirelim?
(Cumhuriyet Gazetesi, 5.11.1932)
Göztepe, Özgürlük ParkıPhotograph by Ayhan Görür
Şubat 2008
Memleket...Cahit Sıtkı Tarancı
by Nurullah Berk Memleket
Bir yanda Anadolu bir yanda Rumeli'dir
Hepsi bizden yolcusu olsun hancısı olsun
Efkâr ettiğimiz şey memleketin hâlidir
Sanmam hemşerim sanmam bundan acısı olsun
Köylümüz efendimiz tarlasında perişan
İşçimiz kardeşimiz kavgasında perişan
Anam bacımdır bahtı karasında perişan
Hemen Allah cümlemizin yardıcısı olsun
Cahit Sıtkı Tarancı
İstanbul,Caddebostan'dan Maltepe Sahilleri...Photograph by Ayhan Görür
Ocak 2008
26 Şubat 2008
Stres Ölçer...

Yukarıdaki resiminsanların ne kadar stresli olduklarını anlamak için
kullanılmaktadır. Stres ölçer...
Resimler
ne kadar hareketli görünüyorsa
o kadar streslisiniz
demektir...
FB: 6 -- GS:0
Galatasaraylılarakesinlikle
tavsiye edilmez!

Derleyen: Ayhan Görür
25 Şubat 2008
Renkler..Cahit Sıtkı Tarancı/Mehmet Bayram Türköz
Renkler
Gündüze alışan renkler,
Her gece perişan renkler,
Eşyada bakış mısınız,
Zamanda akış mısınız,
Gözümde hatıralar mı?
Yekpâre varlığımı
Siz misiniz parçalayan,
Farksız kırık aynalardan?
Sizde mi yaşamaktayım,
Gülmekte, ağlamaktayım,
Gündüze alışan renkler,
Her gece perişan renkler?
Derleyen: Ayhan Görür24 Şubat 2008
İnsanın Anlam Arayışı-Man's Search for Meaning...Viktor E.Frankl
İnsanın Anlam ArayışıMan's Search for Meaning
Viktor E.Frankl......
Sigmund Freud
bir keresinde
"Birbirinden son derece farklı bir dizi insanı aynı şekilde açlığa terkedin. Kaçınılmaz açlık dürtüsünün artışıyla birlikte, bütün bireysel farklılıklar bulanıklaşacak ve bunun tersine doyurulmamış bir güdünün tekbiçimli dışavurumu görülecektir."
demişti.
Şükürler olsun ki Sigmund Freud toplama kamplarını içerden tanımaktan kurtuldu. Onun hastaları, Auschwitz'deki kuru tahtaların üzerine değil, Viktorya kültürünün pelüş tarzı sedirlerine uzanıyordu. Toplama kamplarında "bireysel farklar bulanıklaşmıyordu," tam tersine daha bir farklılaşıyordu; orada insanların, hem domuzların, hem de azizlerin maskesi iniyordu. Artık "aziz" sözcüğünü kullanmakta tereddüt etmeniz gerekmiyor: Auschwitz'de önce aç bırakılan, sonra da karbonik asit enjeksiyonuyla öldürülen ve 1983 yılında kilise tarafından kutsanarak aziz ilan edilen Peder Maximilian Kolbe'yi düşünün.
( ama büyük olan her şey ender bulunduğu gibi kavranması da zordur)
diye yazıyor Spinoza Ethic'in son cümlesinde.
"Azizlere" gitmeye gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını elbette sorabilirsiniz. Sadece onurlu insanlara gitmek yeterli olmaz mı? Bu insanların azınlıkta olduğu doğrudur. Dahası, hep azınlık olarak kalacaklar. Ama ben burada, azınlığa yönelik bir çağrı olduğunu anlıyorum. Çünkü dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek.
Hiroşima'dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz.
Öteki/Psikoloji,Öteki Yayınevi
Sayfa 143, 144
Çeviri: Selçuk Budak
Derleyen: Ayhan Görür
21 Şubat 2008
Anlayışlı Bir Kadın...Helen Rowland

güzel bir kadın onu büyüler
anlayışlı bir kadın ona sahip olur.
Helen Rowland
Server Gürbüz, Sabah GazetesiDererleyen: Ayhan Görür
20 Şubat 2008
Sabah Duası...Cahit Sıtkı Tarancı
Sabah Duası
Sen doğmana bak güzel gün
Gözümü alan aydınlık
Dağlar seninle heybetli
Ovalar seninle sonsuz
Şükür sayabildiğime
Şehrimin bacalarını
Duası anacığımın
Her bacada duman gerek
Bir neşedir ağaçlarda
Yaprak yaprak ışıldayan

Uçan kuşa güle güle
Gönlüm kanatlarındadır
Artık ayırt edemiyorum
Fabrikayı mezarlıktan
Meydan şimdi meydan oldu
Yollar şimdi yola benzer
Kulak ver ne musikidir
Her doğan günle beraber
Şehirden gelen uğultu
Dinlemeye doymadığın
Dilerim ulu Tanrıdan
Bu mübarek sabah vakti
Okula giden çocuğa
Zihin açıklığı versin
İşçisine memuruna
Cümlesine cesaret sabır
Açılan pencerelere
Kalkan kepenklere selâm
Sen doğmana bak güzel gün
Gözümü alan aydınlık
Trenler seninle gider
Vapurlar seninle gelir
Senden her beklediğimiz
"Şafak" ta...
Caddebostan, İstanbul
Photograph by Ayhan Görür
17 Şubat 2008
Gönülden Bilime...Ahmet İnam
Raffael, School of Athens
Ahmet İnam
Vallahi Hoca, verdiğiniz, vermekte olduğunuz felsefe derslerinin tadı damağımda kaldı. Bu dersler hayatımda çok büyük ufuklar açtı. Ben bir müzisyenim. Konservatuvar okudum. Hançerem çok iyidir. Hele 'O Sole Mio'yu Pavatotti'den daha iyi söylediğimi çok saygın müzisyenler bana ilettiler.
Luciano Pavarotti -O Sole Mio
Bildiğiniz gibi "O Sole mio", "benim güneşim?" demek. Nedir şimdi güneşim? Felsefe! Hem de nasıl bir güneş! Fikrimi anlatabilmem için bu güzel eserin ilk dörtlüğünü İtalyancayla yazayım:
Che bella cosa na jurnata'e sole,
n'oria serena doppo na tempesta!
Pe'll'aria fresca pare gia'na festa...
Che bella cosa na jurnata'e sole.
Ne güzel şeydir güneşli bir gün,
Fırtınanın ardından soğuk hava!
Taze bir esinti siler hepsini ama...
Ne güzel güneşli bir gün.
Şunu söylüyor: Çevirimi biraz serbest havayla yaptım, neden dersiniz, siz derslerinizde serbestliğin felsefenin en önemli özelliği olduğunu söylediniz. İnsan kendini hür hissetmedikçe felsefe yapabilir mi? Güneşli bir gündür felsefe, ağır bir havanın ardından gelen. Derslerinizde içime öyle bir güneş doğdu. Şimdi karşılaştığım tüm müzisyen arkadaşlarıma felsefe öğrenmelerini öğütlüyorum. Sebebi de benim o güzel 'sole mio'mda var.
ma n'atu sole
chiu' bello, oi ne'.
'O sole mio
sta'n fronte a te!
'o sole, 'osole mio
sta'n fronte a te!
sta'n fronte a te!
Oysa öteki güneş
Hâlâ daha parlak olan
Benim güneşim
Senin yüzünde!
Güneş, benim güneşim
Senin yüzünde
Senin yüzünde!
Felsefenin güneşi, derse katılan güzel hanımların yüzüne vuruyor hocam! Lütfen, sözlerimi yanlış anlayıp hemen kaşlarınızı çatmayın! Siz değil misiniz, sizle Platon'un Şölen'ini okurken, "felsefe erotiktir" diyen! Gerçekten de öyleymiş hocam. Derslerinizde üç hanım benim aklımı aldı. Hani siz konuşuyordunuz, sizle birlikte bizler de konuşuyorduk ama benim gözüm hanımlara yansımış felsefe güneşinden bir türlü ayrılmıyordu. Eminim, onları başka bir ortamda görsem, bu kadar etkilenmezdim. Onlar felsefe gibi ilahi bir güzelliği dinlerken güzelleşiyorlardı. Onlardaki güzellik felsefe güneşinin aydınlattığı güzellikti.
Bu güzellikleri seyrederken, hanımlar bendeki güzelliği gördüler. Güzelleştik hocam. Felsefe bunun için değil midir? Size bu hanımlardan cep telefonuma gelen mesajları okusam şaşarsınız. Bu güzel ilan-ı aşkları ancak felsefe terbiyesi alanlar yapabilirler. Felsefelenmiş aşkın zevki başka hocam. Size teşekkür ediyorum. Üç hanımla yaşadığım aşk ile güzel besteler yapıp birinin adını La mia filosofia (Felsefem) koyacağım saygıyla,
Hüsnü Hoşses
Sizi hatırlamıyorum. Hangi dersimde bulundunuz? Güzel sesinizi, dinlemek isterdim. Doğrusu anlattıklarınız beni şaşıttı, felsefenin bir "çöpçatan" olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Açık konuşmak gerek. Sizin felsefe dediğiniz, biraz sizin gözlerinizle La vostra filosofia, sizin felsefeniz olmuş. Platon'un Şölen'inde Diotima (Sözcük anlamı, "yüksek rahibe" demektir!) Eros'u hakikate götüren güç olarak anlatır, bir yorumla; sizin anladığınız anlamda "erotik" olanla ilgisi, bu bağlamı göz önüne almadan anlaşılamaz.
Güneşle felsefenin ilgisine gelince. Sevgili hocam Nermi Uygur'un Güneşle adlı kitabı var. "Işık", "aydınlık", "aydınlatma" felsefede batıdaki başlangıcından beri çok kullanılan metaforlardır. Felsefenin gölgelerle dolu bir etkinlik olduğunu da görmek gerek. Aydınlığı anlamak için karanlıktan geçmek gerek. "Felsefe yolda olmaktır!" der, ustam Jaspers. Siz yolda kalmışsınız Hüsnü Bey. Şölen'i bir daha okuyunuz! Tek tek bedenlerde kalmış güzellik, felsefenin ardında olduğu güzellik değildir. O bedenlerdeki güzelliğin felsefeden geldiğini söylüyorsunuz. Peki, felsefenin güzelliği nereden geliyor? Eski Yunanlı'nın to kalon dediği güzellik, bir ideal olan değerdi, örneğin Platon'da, Aristoleles'te. Hazza ve çıkara dayanan dostluk değersiz bulunurken to kalon'a dayanan dostluk, yetkin, ideal dostluktu. Siz güzeli hanımlarla sınırlıyor, üstelik üçünü sanırım birbirlerinden habersiz idare ederken, bu "beceri"nizi felsefeye atfediyorsunuz. Felsefe elbette bu davranışlarınızdan incinmiştir.
Sevgiyle...
Cumhuriyet, Bilim ve TeknikDerleyen: Ayhan Görür
16 Şubat 2008
Çocukluk...Cahit Sıtkı Tarancı ve Sevgililerim...


Sarmanımız ve Nûrûmuz İPEK
Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşam var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olup bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!
Santa Barbara SwansDerleyen: Ayhan Görür
Kuşlar ve Gemiler...Cahit Sıtkı Tarancı

Kuşlar ve Gemiler
Şeffaf bir aydınlık içinde, semaya,
Yükseklere doğru kuşlar kanat açtı.
Ümidi, kuştüyü gibi bir yere saçtı,
Kuşların, kavuştuğu dünya.
Pırıl pırıl yanan denizdeki hulya,
Gemileri aldı, uzaklara kaçtı.
Bir yol -ki bir beyaz yelken onu açtı-
Gider gemilerin gittiği adaya.
Eğilip topladım o kuştüylerini;
Sahilde kalanın duydum kaderini.
Lâkin ben yerimden kımıldamasam da,
Kaçmanın zevkini içim bana söyler;
Kuşlar ve gemiler yaşıyor hulyamda,
Hulyam gemilerle, kuşlarla beraber.
Cahit Sıtkı Tarancı
Kadıköy, İstanbulPhotograph by Ayhan Görür
15 Şubat 2008
Boğaz Gezintisi...Özdemir Asaf

İstanbul, TÜRKİYE
Boğaz Gezintisi
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen;
Boğaz'dan yalılar geçiyor,
Toplamış buralardan eteklerini...
Dairesine çekilen bir saraylı gibi
Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor
Bırakıp bu sessiz gecelerini.
Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar.
Ortaklığı ayrılmış kıt'aların
Anadolu günden güne Rumeli'ye küsmüş...
Bugün biz değiliz bakan yalılara;
Yalılar boynu eğik bize bakıyor
Biz değiliz sarkan hatıralara..
Göğüs gererek dalgalara
Yalılar bir hayal için denize sarkıyor
Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor.
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Özdemir Asaf
Photograph by Ayhan Görür
Ocak 2008
Güven...Cahit Sıtkı Tarancı
İstanbul, TÜRKİYE
Güven
Bayramdı
Orhan Veli'le beraberdik
Boğaziçi vapurunda
Âşiyana gidiyorduk
Fikret'in elini öpmeye
Bir baktım üzgün koca şair
Bir baktım güneşler içinde
Hiç söz açmadı Halûk'tan
Dilinden de düşürmedi
"Bu memlekette de bir gün sabah olursa Halûk"
Ekim 1933)
İstanbul ve Martıları...
Photograph by Ayhan Görür
14 Şubat 2008
Ey Oğul! Beysin! Bundan böyle...Şeyh Edebâli
Şeyh Edebâli, Türbe ve Camii
Ey Oğul! Beysin!
Bundan böyle:
Öfke bize;
uysallık sana...
Güceniklik bize;
gönül almak sana...
Suçlamak bize;
katlanmak sana...
Âcizlik bize, yanılgı bize;
hoş görmek sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlazmazlıklar bize;
adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize;
bağışlamak sana...
Bundan böyle bölmek bize;
bütünlemek sana...
sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Şeyh Edebâli
شيخ ادب علي Derleyen: Ayhan Görür
13 Şubat 2008
9 Şubat 2008
Kara Kuvvet...Nâzım Hikmet



Kara Kuvvet
Asırlar vardır ki bu memleketin,
En sade, en temiz gönüllerine,
Göklerin ezeli nuru yerine
Zulmeti siniyor "kara kuvvet"in.
Asırlardan beri bu kara kuvvet,
Bir yara ki ruhumuzda kanıyor.
Susuz bir kurt gibi homurdanıyor,
Bu nura koşarsa memleket.
Bu kara kuvvetin kara elleri
Böyle sarılırken boğazımıza,
Gönüllerimizde biz bu hırsıza,
Hâlâ veriyoruz en kutsî yeri.
Nankördür imanlı gönüller bütün,
Şükranla secdeye varmazsa eğer,
Gençliğin nurunu çalan bu eller,
Hırsız eli gibi kesildiği gün!
Derleyen:Ayhan Görür 7 Şubat 2008
Tâhirle Zühre Meselesi...Nâzım Hikmet
PirayeBursa Hapishane
Bak, 49-11-11'miş bugün. Hani benim bir şiirim vardır, sana yazılmış, 33-11-11, Bursa, Hapisane diye başlar. Demek ki aradan 16 yıl geçmiş, on altı yıl önce bugün sana şiir halinde ve belki de en güzel şiirlerimden biri halinde bir mektup yazmışım. On altı yıl, dile kolay. Her şeye rağmen, on altı yıl önce sen nasıl benim bir tanem idiysen yine de öylesin, bir tanemdin, bir tanemsin, bir tanem kalacaksın. Ben istediğim kadar seni inkâra kalkışayım, sen istediğin kadar beni inkâra kalkış, bana büyük dostum de, büyük sevgilim diyecek yerde, ben istediğim kadar sana artık sadece arkadaş kalacağız diye mektup yazmış olayım, bir şey var ki onu değiştiremeyiz. Türk dili konuşulduğu
- ki ebediyen konuşulacak yeryüzünde, bu yeryüzünün en güzel dillerinden biri olan bizim dilimiz - 33-11-11 tarihinde yazılan o şiir okunacak ve sen Nâzım Hikmet'in bir tanesi olarak kalacaksın, istesen de istemesen de, çatlasan da patlasan da, ben seni boşamaya kalkışsam da, sen bana büyük dostum desen de.
Bir tanem. Bana ne güzel bir mektup tazmışsın. Işığım benim, son sözüm, son hasretim, son hayalim benim, Piraye'm. Mektubunu ard arda belki yirmi defa okudum. Sen bana tekrar şiir yaz dersen elbette ki tekrar yazarım, fakat temenni ederim ki, elimde olamyarak, geç kalma. Geç kalabilirsin, insan dediğin bu yeryüzünde rüzgâr gibi gelip geçen şey, sen bana yaz artık dediğin zaman ben geçmiş giymiş olabilirim. Yarına sağ çıkacağımızı kim temin edebilir? Resmim beğenilmiş olmasına memnun oldum. Ömrüm vefa etse de sana ondan daha güzel, çok daha güzel resimler yapabilsem. Hastalığımı geçirmiştim. Ateş iki gün sürdü. Savcımız ve Müdürümüz bilhassa alâkadar oldular, Adliye doktoru getirdiler, tedavi oldum, bir şeyciğim kalmadı. İyiyim. Seni ne kadar az gördüm. Ne tuhaf, zaman zaman, olan haklı öfkeni unuttun, senin için eski günlerin, güzel günlerin Nâzım'ı oldum, zaman zaman, öfken aklına geldi, kendini zorladın, suratını astın. Ne kadar şirindin Piraye'ciğim. Gözümün önündesin. Hiç bozulmamışsın, keder seni bir kat daha manalılaştırmış. Halbuki ben ne kadar ihtiyarlamış, göçmüşüm, değil mi?
Bana haftada bir kere olsun mektup yaz. Ben yüz verince astarını isteyen bir herifim. Bak, içimden neler geçiyor, şu havalar iyice soğumadan, diyorum, ona yalvarıp yakarsam, şu kırk dokuz yıl içinde, meselâ bu ayın sonunda, yahut gelecek ayın ortasında beni yine, bir saatliğine olsun, görmeğe gelmez mi? Kapısını şimdiden yapayım da, sen kendini bu fedakârlığa alıştır. İşte böyle, Piraye. Seni, çoluğumu çocuğumu hasretle kucaklar, mektubunu beklerim, karıcığım.
(İmza)
25-11-49
Bursa Hapisane
...
İşte böyle karıcığım. İşte böyle büyük dostum. Günler geçiyor. Geçedursun.
(imza)
Tâhir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
bütün iş Tâhirle Zühre olabilmekte
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
Tâhir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yâni sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yâni Tâhir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tâhir ne kaybederdi Tâhir'liğinden?
Tâhir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

nâzım ile piraye
Derleyen "de" Memet Fuat
Derleyen: Ayhan Görür
2 Şubat 2008
Küçük Kız...Nâzım Hikmet/Fazıl Say...Hiroşima Küçük Kız Çocuğu
Nazım Hikmet - Küçuk Kiz
Kız Çocuğu
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
Fazlı Say -Nâzım Hikmet Oratoryası
Nâzım Hikmet Ran
Derleyen: Ayhan Görür
Ceviz Ağacı...Nâzım Hikmet/Cem Karaca...Ben Bir Ceviz Ağacıyım
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis.
Nâzım Hikmet
Cem KaracaDerleyen: Ayhan Görür







