25 Mart 2010

Bana Gel Diyorsun...Güler Ataş


Bahar özgürdür, dostlara "GÜLER"...
Fotoğraf, Ayhan Görür


***
Bana Gel Diyorsun

Bana gel diyorsun
Aklım gidip gidip geliyor
Dudaklarının arasında
Kabullenemediğim,
Bir tünelden çıkıyorum
Sözcüklerinle
Kışkırtma en insan duygularımı

Bana gel diyorsun
Biliyor' musun çoktan geldim
Düşe kalka kesişiyor yollar
En karanlık zamanlarında
Hücrene yoldaştım
Bendim en yitik günlerinde
Diren diren diren diyen kulaklarına
Belki bir mermiye yenik düştüm
Belki sözlerine

Bana gel diyorsun
Yırt gecenin mavisini
Güneşten turuncu topladım
Ondan aydınlık odan
Ormanlardan yeşil çaldım
Ondandır gözündeki renk
Bahçende boynu bükük zeytinleri
Gözlerimi unutma diye bıraktım

Bana gel diyorsun
Aklım gelip gelip gidiyor
Geçmişe tutsak yüreğine
Kışkırtma en insan duygularımı
Düşebilirim sözcüklerine

Bana gel diyorsun
Çoktan geldim
Bilmiyor' musun

15/05/2006

Güler Ataş
***
"facebook" dostlarından
Neslihan Dağlı'nın gönderisidir...
Derleyen: Ayhan Görür

20 Mart 2010

Paraya tapanlar...Adnan Binyazar




Frigya Kralı Midas


Paraya tapanlar

Frigya kralı Midas’ın akıllı biri olmadığı söylenir. Bunun öyküsü de var...
Midas’ın adamları bir gün sarayın gül bahçesinde yaşlı bir adam gördüler. Zil zurna sarhoştu. Bir ağacın altında sızıp kalmıştı. Sorunca, Dionysos’un öğretmeni bilge Silenos olduğunu öğrendiler onun. Dionysos’a giderken yolunu şaşırmıştı.
Silenos’u yıkayıp arındırdılar, her yanını güllerle donatıp Midas’a görürdüler. Midas, sarhoşlar sarhoşu Silenos’u karşısında görünce çok sevindi.
Dionysos’un, iyi işler yapanı ödülsüz bırakmadığını duymuştu Midas, Silenos’un önüne düşüp, onu Dionysos’un bulunduğu yere götürdü.
Eski dostuna kavuşan Dionysos, Midas’a “Dile benden ne dilersin...” diye sordu.
Büyük yerden “küçük” istemek gözü toklara özgüdür. Midas, Dionysos’tan büyüğün de büyüğünü istedi: “Dokunduğum her şey altın olsun!” İkiletmeden, “Olur,” dedi, kıs kıs gülerek. Midas’ı büyüledi:
Dokunduğu her şey altın olacaktı! Silenos ise, önünde güz üretimi taze şarap; önce tadına bakıyor, sonra başına dikiyordu...
Sevincinden deliye dönen Midas, eski dostları baş başa bırakıp, sarayına döndü. Saraylılar, krallarını hiç böyle sevecen görmemişlerdi. Hemen sofraya oturdu. Midas lokmayı ağzına yaklaştırınca bakışları taş kesildi.
Ekmeğe uzandı, altın! Tasta su altın! Testide şarap, altın!.
Ertesi sabah Dionysos’a koştu. “Bahar olup etrafı yeşerten de sen, güz gelip sarartan da...Dün akşamdan beri boğazıma altın iğneler saplanıyor; büyünü boz da kurtar beni altından da altında da, olanca servetimden de!..” diye yalvardı.
Tanrı bu, verdiği derdin çaresini bilmez mi; “Git, Paktolos ırmağında yıkan...” dedi.
Bunlar olurken, altın nedir bilmeyen Silenos, içkisini yudumluyor, alaylı bakışlarla onları izliyordu.
Midas ırmağa koştu, tepeden tırnağa yıkanıp arındı. Büyü bozulunca sarayına koşup aç karnını doyurdu.
Acaba, o sırada torbalar dolusu altının bir lokma ekmeğin yerini tutmadığını düşünmüş müdür Midas?..

Adı yolsuzluğa karışanlara, arazi kapatanlara, vurgunculara ibret olsun bu öykü! Bu tür adamların hangi tanrıya taptıklarını merak mı ediyorsunuz; öyleyse, yalaka takımından kurtulmak için canını dağlara atan Atinalı Timon’un, toprağın altında altın bulunca neler söylediğini Shakespeare’in ağzından dinleyelim...
Aman bu ne? Altın! Sarı, pırıl pırıl, halis altın!
Ben kök istedim sizden, cömert tanrılar, kök!
Altının bu kadar karayı ak, çirkini güzel,
Yanlışı doğru, soysuzu doğru, yaşlıyı genç;
Korkağı yiğit etmeye yeter de artar bile.
Bu sarı köle dinleri yıkar da yapar da:
Cehenlemliği cennetlik eder;
İğrenç cüzzamlıları sevdirir insana;
Hırsızları başköşelere oturtup
Şanlar, şerefler, alkışlarla senatörler arasına sokar.
Yıpranmış dullara koca bulduran budur,
Hastaneyi, çıbanlı hastaları tiksindiren kadına
Gül kokulaı sürer, nisan kokuları getiren bu!
Hadi git, adı batası çamur!
Seni bütün insanlığın ortak orospusu seni!
Sen değil misin millet sürülerini birbirine düşüren?

Benjamin Franklin
’in şu özdeyişi de kulaklara küpe olsun:
“Para her şeyi yapar diyen, para için her şeyi yapar!”

Adnan Binyazar

Cumhuriyet Gazetesi,
Pazar Yazılarından derlenmiştir...

***
Derleyen: Ayhan Görür

26 Şubat 2010

Akdeniz İstiridyesi Gibi Aşk Yeniden...Kenan Can Yoldaşlar



Wermeer, İnci Küpeli Kız



AKDENİZ İSTİRİDYESİ GİBİ AŞK YENİDEN

‘’bu bir istiridye hikâyesidir’’...


derler ki
istiridyenin bir yönü yoktur
deniz sürükler onu
yerden yere götürür nereye isterse…

bu yüzden aynıdır onun kaderi kum tanesi ile
mahkûmdur sürüklenmeye
dev dalgalar daha da dalgalanıp yorsa da bedenini
yinede kimseye açmaz kendini
istiridye
ölümün bir sonuç olduğunu düşündüğünden değil
böyle bir korkuya kapıldığından da değil
süt köpüğü bulut renginde
kurumuş denizyıldızlı
derin yaralı
yolunu bulamamış martılar kaldığında sadece
kaybolmayacakmış gibi baktığı
eski bir bedel hikâyesinde

ölü değildir…
bir tek özüne giren bilir yaşadığını

kimseyi almaz
içeri
inatçıdır istiridye
kabuğundan içeri bir tek kum tanesi girebilir…
bir de seven…
bir de o kum tanesini severse


ve derler ki
başka bir bedenin yardımı olmadan yapabileceği tek şeyi keşfettiğinde
kendini aydınlatan bir lamba gibi dolaşırken etrafta
inci yapar istiridye isterse…


Kenan Can Yoldaşlar


Derleyen: Ayhan Görür

20 Şubat 2010

Ben Türküm. Bağımsızlık, bana atalarımdam miras kaldı...Mustafa Kemal Atatürk



ATATÜRK



KURTULUŞ SAVAŞINDA:

SESSİZ, DURGUN, BAŞI EĞİK KALMAYINIZ.
UYANINIZ.
MİLLİ BAĞIMSIZLIĞIMIZI ÇİĞNİYORLAR.
HAKLARINIZI SAVUNMAK İÇİN BİRLEŞİNİZ.
DÜŞMANIN KARŞISINA DİKİLİNİZ.
SESİNİZİ DUYURUNUZ.


BÜTÜN DÜNYAYA;

"
BEN TÜRKÜM.
BAĞIMSIZLIK,
BANA ATALARIMINDAN MİRAS KALDI.
ONU SANA VERMEM.
"

DİYE HAYKIRINIZ.

MAYIS 1919, HAVZA


Gâzi Mustafa Kemal ATATÜRK

***

Veda

Senaryo: Zülfü Livaneli
Atatürk'ü oynayan aktörlerden:
Sinan Tuzcu

Derleyen: Ayhan Görür

13 Şubat 2010

The Ballad of Reading Gaol/ Reding Hapishanesinin Baladı...Oscar Wilde


Oscar Wilde


REDİNG HAPİSHANESİNİN BALADI

Oscar Wilde

(C.T.W’nun Hatırasına
Kraliyet Atlı Muhafızlarının Bir zamanki Süvari Eri
Reding, Berkşiyr Kraliyet Hapishanesinde 7 Temmuz, 1896 günü öldü)

I
Kırmızı ceketini giymedi,
Çünkü kırmızıdır şarap ve onun kanı,
Ve şarap ve kanı onun ellerindeydi
Ölüyle bulduklarında onu,
Sevmişti zavallı ölü kadını,
Ve öldürdü yatağında onu.

Yürüdü mahkeme adamlarının arasında
Gri pejmürde bir elbiseyle;
Bir kriket şapkası başındaydı,
Ve hafif ve neşeli gözüktü adımı;
Fakat ben hiçbir zaman görmemiştim daha önce
O kadar dalgın gözüken bir adamı.

Hiçbir zaman görmemiştim ben bakan bir adamı
O kadar dalgın bir gözle
O küçük mavi çadırın üstünde
Mahkumların gök dediği,
Ve her giden sürüklenen bulutda
Gümüşten yelkenlerle geçti.

Yürüdüm başka acı duyan kişilerle,
Başka bir halkanın İçinde,
Ve merak ediyordum ne yapmış olduğunu adamın
Büyük mü yoksa küçük bir şey miydi,
Arkamda bir ses fısıldadığında alçak sesle
‘SALLANMASI GEREK O ADAMIN.’

Vay canına! Aynı hapishane duvarları
Aniden yalpalanmış gibi gözüktü,
Ve kafamın üstündeki gökyüzü
Kavrulan çelik bir miğfer gibi oldu,
Ve, olsam da acı içinde olan birisi
Duyamadım acımı.

Bildiğim tek şey hangi avlanan düşüncenin
Hızlandırdığıydı adımını ve neden
Bakmıştı o gösterişli günün üzerine
O kadar dalgın bir gözle;
Adam öldürmüştü sevdiği şeyi,
Ve bu yüzden mecburdu ölmeye.

Yine de her adam öldürür sevdiği şeyi,
Bunu işitsin her birisi,
Kimisi sert bir bakışla yapar bunu,
Kimisi yaltaklanan bir sözcükle,
Korkak adam bir öpücükle yapar bunu
Cesur adam bir kılıçla!

Bazısı gençken öldürür aşklarını,
Ve bazısı ihtiyarladığı zaman;
Bazısı elleriyle boğar Şehvetin
Bazısı elleriyle Altının:
Bazısı eliyle Tanrının:
Bir bıçak kullanır en iyi kalplisi, çünkü
Cansız o kadar çabuk soğur ki.

Kimisi çok az sever, kimisi çok uzun süre,
Kimi satar, kimi satın alır;
Kimisi pek çok gözyaşıyla işini görür,
Ve kimisi iç çekişiyle:
Çünkü öldürür sevdiği şeyi her adam,
Bu yüzden ölmez her adam.

O ölmez utanç veren bir ölümle
Karanlık bir rezillik gününde,
Ne de bir ilmik vardır boynunda,
Ne bir bez yüzünün üstünde,
Ne de ayakları düşer en öne zeminden içeriye
Boş bir alanın içine.

O oturmaz sessiz adamlarla
Onu gece gündüz gözetleyen;
Ona bakan ağlamaya çalışırken,
Ve dua etmeye uğraşırken;
Onu sanki kendisi çalacakmış gibi gözetleyen
Hapishaneyi kurbanından.

O uyanmaz şafakta görmek için
Ürkütücü şekilleri odasına akın eden,
Titreyen hapishane papazını beyaz cüppesinde,
Polis şefini haşin üzüntüyle,
Ve hapishane müdürünü tümüyle parlak siyah elbisede,
Sarı suratıyla Akibetin.

Kalkmaz acıklı aceleyle
Mahkum elbiselerini giymek için,
Ağzı-bozuk bir doktor zevkle bakar, ve yazarken
Her yeni ve sinirle-kıpırdayan pozu,
Parmaklayarak bir kol saatini onun küçük tik-takları
Korkunç çekiç darbeleri gibi vururken.

O bilmez susuzluğu hasta eden
Birinin gırtlağını zımparalayan, öceden
Cellat bahçıvan eldivenleriyle
Kilitli kapıdan kaymadan,
Ve bağlamadan birini, üç tane kayışla deriden,
Gırtlak artık hiç susamasın diye.

Bükmez başını duymak için
Defin subayının okuduğunu,
Ne de ruhundaki korku
Ona söylerken ölü olmadığını,
Geçer kendi tabutu, o kımıldarken
İçine iğrenç barakanın.

Bakmaz üstüne havanın
Küçük bir cam çatının içinden;
Çamurdan dudaklarla dua etmez
Izdırabının geçmesi için;
Ne de titreyen yanağının üstünde hisseder
Öpüşünü Keyifıs’ın.

Çeviren: Vehbi Taşar

Çevirenin notu: Keyifıs (Caiaphas)- İncilde İsa’nın çarmıha gerilmesine karar veren Yahudilerin baş papazlarının ismidir.

THE BALLAD OF READING GAOL

Oscar Wilde

(In memoriam
C. T. W. Sometime trooper of the Royal Horse Guards
obiit H.M. prison, Reading, Berkshire
July 7, 1896)


I
He did not wear his scarlet coat,
For blood and wine are red,
And blood and wine were on his hands
When they found him with the dead,
The poor dead woman whom he loved,

And murdered in her bed.
He walked amongst the Trial Men
In a suit of shabby grey;
A cricket cap was on his head,
And his step seemed light and gay;
But I never saw a man who looked
So wistfully at the day.

I never saw a man who looked
With such a wistful eye
Upon that little tent of blue
Which prisoners call the sky,
And at every drifting cloud that went
With sails of silver by.

I walked, with other souls in pain,
Within another ring,
And was wondering if the man had done
A great or little thing,
When a voice behind me whispered low,
'THAT FELLOW'S GOT TO SWING.'

Dear Christ! the very prison walls
Suddenly seemed to reel,
And the sky above my head became
Like a casque of scorching steel;
And, though I was a soul in pain,
My pain I could not feel.

I only knew what hunted thought
Quickened his step, and why
He looked upon the garish day
With such a wistful eye;
The man had killed the thing he loved,
And so he had to die.

Yet each man kills the thing he loves,
By each let this be heard,
Some do it with a bitter look,
Some with a flattering word,
The coward does it with a kiss,
The brave man with a sword!

Some kill their love when they are young,
And some when they are old;
Some strangle with the hands of Lust,
Some with the hands of Gold:
The kindest use a knife, because
The dead so soon grow cold.

Some love too little, some too long,
Some sell, and others buy;
Some do the deed with many tears,
And some without a sigh:
For each man kills the thing he loves,
Yet each man does not die.

He does not die a death of shame
On a day of dark disgrace,
Nor have a noose about his neck,
Nor a cloth upon his face,
Nor drop feet foremost through the floor
Into an empty space.

He does not sit with silent men
Who watch him night and day;
Who watch him when he tries to weep,
And when he tries to pray;
Who watch him lest himself should rob
The prison of its prey.

He does not wake at dawn to see
Dread figures throng his room,
The shivering Chaplain robed in white,
The Sheriff stern with gloom,
And the Governor all in shiny black,
With the yellow face of Doom.

He does not rise in piteous haste
To put on convict-clothes,
While some coarse-mouthed Doctor gloats,
and notes
Each new and nerve-twitched pose,
Fingering a watch whose little ticks
Are like horrible hammer-blows.

He does not know that sickening thirst
That sands one's throat, before
The hangman with his gardener's gloves
Slips through the padded door,
And binds one with three leathern thongs,
That the throat may thirst no more.

He does not bend his head to hear
The Burial Office read,
Nor, while the terror of his soul
Tells him he is not dead,
Cross his own coffin, as he moves
Into the hideous shed.

He does not stare upon the air
Through a little roof of glass:
He does not pray with lips of clay
For his agony to pass;
Nor feel upon his shuddering cheek
The kiss of Caiaphas.

Oscar Wilde

Derleyen: Ayhan Görür

26 Ocak 2010

Bir yerde gölgeler uzuyorsa/ Orada güneş batıyor demektir...Erdal Atabek


Erdal Atabek
Cumhuriyet
25 Ocak 2010 Pazartesi

2000'Lİ YILLARDA
ERDAL ATABEK


Bir Yerde Gölgeler Uzuyorsa
Orada Güneş Batıyor Demektir...
Özdeyiş
Bir yerde,
Katiller kahraman,
Kahramanlar suçlu sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Çalamayanlar aptal,
Çalanlar aptal sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Zenginler haklı,
Yoksullar haksız sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Namussuzluk olağan,
Namus başa bela sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Haklılık hiçbir şey,
Güçlülük her şey sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Yerlere kapanmak efendilik,
Omurgayı bükmemek asilik sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
Gerçeklere gözünü kapamak olgunluk,
Gördüğünü açıklamak işgüzarlık sayılıyorsa.
***
Bir yerde,
İki kere iki dört etmiyorsa,
Kaç ettiğine efendiler hükmediyorsa.
***
Bir yerde,
Artık soru sorulmuyorsa,
Orada sadece yanıtlar varsa.
***
Orada,
Artık sadece gölgeler varsa,
Orada,
Güneş çoktan batmış demektir.
***
Orada,
Artık hep gece olacak sananlar,
Karanlıkta el oğuşturanlar.
***
Orada,
Güneş yeniden doğduğu zaman,
Elbette şaşıp şaşıp kalacaklardır.

Erdal Atabek
***

Derleyen: Ayhan Görür

1 Ocak 2010

Seni arzulayan kadını reddetmek ayıp mı?...Ayşe Arman /Dişi köpek kuyruk sallayınca...Mehmet Y.Yılmaz


İstanbul; Fotoğraf, Ayhan Görür


Aldatmak!Ortala

Seni arzulayan kadını reddetmek ayıp mı?


Tiger Woods golfü bıraktı.
Çünkü karısını aldattı, yakalandı.
O da ilişkisini kurtarmak için şimdi 30 takla atıyor.
Golfü bırakıyor, "Aileme lâyık biri olmaya çalışacağım" diyor.
Vesaire vesaire.
Ben samimiyetine inanmıyorum.
Ben ilgilendiren adamın sevgili sayısı.Bir, iki, üç...
Zannnediyorduk...
Bir düzine çıktı...
Oha yani!
Ama belki de suç, Tiger Woods'ta değildir.
Tiger Woods olmak böyle bir şeydir.
Kadınlar peşini bırakmıyorlar.
Porno yıldızlarından ünsüz kadınlara kadar
bir sürü güzel kadın tepesine biniyordur,
orasından burasından çekiştiriyorlardır.
O da "Ulan! Bu kadın beni bu kadar arzuluyorsa
reddetmem şimdi ayıp olur!" diye düşünüyordur...
Sevgilime sordum
"Tiger Woods olsan ve dünyanın bütün güzel kadınları seninle yatmak için sıraya girse..."
"Çok isterim"
dedi.
Sinir oldum.
"Kafanı kırmayayım" dedim.
"Bu mevzu, erkeğin zaafı...Ve gerçekten çok güzel bir kadın, bir erkeği kafaya taktı mı, o erkek yandı" dedi.
"Nasıl yani?" dedim, "Bu kadar zavallı yaratıklar mısınız! İstemiyorum kardeşim, ben karıma, evime gideceğim diyemez mi?"
"Hoşuna gidecek cevabı mı istiyorsun, gerçeği mi?" dedi.
"Gerçeği!" dedim.
"Al sana gerçek: Kadın güzelse ve bir erkeği baştan çıkarmaya kararlıysa, öyle ya da böyle bunu başarır" dedi.
"Ben küsüyorum ve galiba sizden iğreniyorum!" dedim.
Arkamdan bağırdı...
"Ama sen çok şanslısın, Tiger Woods'la evli değilsin!"

Ayşe Arman

***


Dişi köpek kuyruk sallayınca!

GOLFÇÜ Tiger Woods'un her önüne gelen kadınla eşini aldattığı ortaya çıkınca Ayşe Arman bir yazı yazarak sevgilisiyle arasında geçen bir diyaloğu aktardı.
Ayşe, "Tiger Woods olsan seni her isteyen kadına gider misin" diye sormuş, "Bu konu erkeğin zaafı. Ve gerçekten çok güzel bir kadın, bir erkeği kafaya taktı mı, o erkek yandı" yanıtını almış.
Ayşe'nin yanıtı:
"Bu kadar zavallı yaratıklar mısınız? İstemiyorum kardeşim, ben karıma, evime gideceğim diyemez mi?"
Yazıyı okuyunca Ayşe Arman'a, Kazancakis'in "Zorba" isimli romanını göndereyim diye düşündüm. Filme de çekilmiş, Anthony Quinn "Aleksi Zorba" rolüyle unutulmayacak bir performans sergilemişti.
Aleksi Zorba'nın şöyle bir sözü vardı:
"Bir kadın seni çağırıyor da gitmiyorsan, en büyük günah odur!"
İşin şakası bir yana sorun esasen kadınlar ile erkeklerin zihin yapılarından kaynaklanıyor.
Erkeklerde duyular, düşünceler sanki bir trenin kompartımanı gibidir. Birlikte hareket ederler ama her biri diğeriden ayrıdır. Dolayısıyla kompartmanlardan birinde olup bitenlerin diğeriyle ilgisi de yoktur. Kadınlarda ise tam tersidir. Duyular ve düşüncelerin tümü sanki tek bir yerdedir ve hepsi birbirinin içine geçmiş, karşılıklı etkileşim içindedir. Erkeklerin, kadın davranışlarını "karmaşık" bulmaları da bundan ileri gelir.
Böyle olduğu içindir ki Angelina Jolie bile aldatılabilir, Tiger Woods her önüne gelenle yatabilir!
Bunun istisnası elbette vardır. İnsan davranışları, her durumda aynı şekilde tepki vermeyebilir çünkü.
Bunun çözümü de vardır elbette: Bir erkeği başka kadınların cinsel çekimlerinden koruyan güç aşktan başka bir şey değildir.
Bir kadına âşık bir erkeğin
, başka kadınların açık-kapalı davetlerini fark edebilmesi bile söz kokusu değildir.
Ayşe'nin sevgilisinin "Ama sen şanslısın" sözleri sanırım bu anlama geliyor!

Mehmet Y.Yılmaz
***


Derleyen: Ayhan Görür

28 Aralık 2009

Leoparla fare...Adnan Binyazar



Pablo Picasso

Adnan Binyazar

Windows Live

FW: Hungry mouse‏
Kimden:Ayhan Gorur (ayhan.gorur@hotmail.com)
Gönderme tarihi:26 Aralık 2009 Cumartesi 21:40:39
3 ek Tüm ekleri karşıdan yükle (513,9 KB) image0011...jpg (155,5 KB), image0022...jpg (163,2 KB), image0033...jpg (195,2 KB)
From:
ayhan.gorur@hotmail.com
To: Adnan Binyazar binyazar@gmail.comSubject: FW: Hungry mouseDate: Tue, 15 Dec 2009 20:49:15 +0200

Eski bir Çin atasözüdür:
Savaşmayanla savaşılmaz... Ayhan Görür

Go Mouse Go !!!


The extraordinary scene was captured by photography student Casey Gutteridge at the Santago Rare Leopard Project in Hertfordshire.
The 19-year-old, from Potters Bar, Hertfordshire, who was photographing the leopard for a course project, was astounded by the mouse's behaviour.
He said: 'I have no idea where the mouse came from - he just appeared in the enclosure after the keeper had dropped in the meat for the leopard.
'He didn't take any notice of the leopard, just went straight over to the meat and started feeding himself.
'But the leopard was pretty surprised - she bent down and sniffed the mouse and flinched a bit like she was scared.
'In the meantime the mouse just carried on eating like nothing had happened.

.....but even a gentle shove does not deter the little creature from getting his fill...
'It was amazing, even the keeper who had thrown the meat into the enclosure was shocked - he said he'd never seen anything like it before.
' Project owner Jackie James added: 'It was so funny to see - Sheena batted the mouse a couple of times to try to get it away from her food.
'But the determined little thing took no notice and just carried on.
' Sheena was brought in to the Santago Rare Leopard Project from a UK zoo when she was just four months old.
She is one of 14 big cats in the private collection started by Jackie's late husband Peter in 1989.
The African Leopard can be found in the continent's forests, grasslands, savannas, and rainforests
.

...so the mouse continued to eat the leopard's lunch and show the leopard who was boss !

***




Cumhuriyet Gazetesi
22 ARALIK 2009 SALI
Sayfa
16
AYNA
ADNAN BİNYAZAR

Leoparla Fare
  • Ayhan Görür avukat, Kasımpaşa'da doğup büyümüş. Şimdi bir ayağı İstanbul'da, bir ayağı Dalaman'da işini sürdürüyor. Kırk yıllık eşi, çocukları, torunlarıyla mutluluk yansıtan bir tablonun ressamı!
  • Durağanlık, insanı günlük yaşamında ne yapacağını bilemez duruma düşürür. Eylemsizlik tuzağına düşmemek için kıl kadar yeteneği olan, yapabileceğinin ardına düşmeli. Köşeye çekilmektense oyalanmak bile "iş"tir.
  • Görür, yeteneklerini üretice alanlara yönelterek emeğini insanların yararına sunuyor. Bunu gönüllü yapması, kişiliğinin ayrı bir yanı.
  • Sitesine giren, geçmiş çağlardan bu yana sağlam bilginin, gerçek sanatın, en özgün edebiyat ürünlerinin örnekleriyle karşılaşacaktır.

***

  • Yalnız bu değil; hemen her gün iletiler göndererek, bulduğu güzellikleri, ibret alınacak özdeyişleri, toplumsal olayların nabzını tutan yazıları, sanatsallığına inandığı güzellikleri dostlarıyla paylaşması az iş mi?..
  • Bunları yalnızca aktarmıyor, ilettiğine ilişkin izlenimlerini yorumlayarak bir düşünce ortamı da yaratıyor. Görür, çağdaş aydın olmanın gereğini böylece yerine getirmiş oluyor.

***

  • Berlin'in ısırıcı soğuğu sonunda bu sabah ürününü verdi. Sözde kar yağıyor! Oysa nerde şimdi, Villon'un dediği "bıldır yağan karlar?" Dışarıda kar diye kedilerin ak tüyleri uçuşuyor...
  • Bilgisayarımı kar düşünceleriyle açıp internete girince, Görür'ün ilettiği birbirini tamamlayan fotoğraflar dizisinden gözümü alamadım.
  • Sinema, TV teknikleri ilerler de, ikisinin de atası sayılan fotoğraf yerinde mi durur! Üstelik şimdinin fotoğrafları, belge gerçekçiliğinin yanında sanatsallığıyla, özgünlüğüyle de ilgi çekiyor. Çağımızda, kimi karikatürler gibi, düşünceyle de beslenen ne değerli fotoğraflar var!
  • Sözünü edeceğim fotoğraflar dizisi böyle bir nitelik taşıyor. Sunumun adı "Aç Fare". Altta yer alan espririli bir sözle fare uyarılıyor da: "Kaç, fare kaç!" Sunumun düşünsel özünü ise, erdemle söylenmiş şu Çin atasözünden çıkarıyoruz: "Savaşmayanla savaşılmaz!"

***

  • Fotoğraflarda görülen şudur: Hayvanat bahçesinde bir leopar barınağı. Bakımına özen gösterildiği, leoparın duruşundan, yaşadığı ortamın düzeninden belli. Leoparın önünde yoksul sofralarının bayramda bile görmeyeceği tazelikte kıpkırmızı lop et parçaları var.
  • Leopar, yiyeceğine ortak olacağı yanaşışından anlaşılan, başparmağından da küçük bir fareye uzun uzun bakıyor. Sonra burnunu yaklaştırıp kokluyor onu. Ağzını açsa, fareyi soluğuyla yutar! Farede hiçbir ürkeklik belirtisi yok. Leopar koklamasını kısık gözlerle sürdürüyor.
  • Yırtıcının gözü kısık mı, ondan korkmayın. Kedilerden bilirim; kuş avlama pususunda fincan gibi açılan gözleri, dişlerine göre bir yiyeceği yerken hep kısıktır. Belki o sırada kendini çevresine kapayan görünüşünden dolayı da kediye nankörlük yakıştırılıyor...

***

  • Çinli bilgenin "Savaşmayanla savaşılmaz" sözü ise, dünyadaki gidişatın tam tersini yansıtıyor. Çağımızda güçlünün savaşlar çıkararak milyonları ölümcül açlıklara sürüklemediği gün yok!
  • Leoparla fareye yeniden bakıyorum. Acaba insanlar leopar kadar paylaşımcı, bir paydan yararlanmayı düşünecek fare kadar cesur olsalardı Afrika'da, Asya'da, hatta Avrupa'da onca çocuk, daha dünyaya gözünü açmadan açlığın pençesinde can verir miydi hiç?..
Adnan Binyazar
binyazar@gmail.com

***
_/ Savaşmayanla savaşılmaz..
Fare gibi...Gandi gibi...
Savaşanla savaşılır...


Gerektiğinde dişe diş; Mustafa Kemal gibi... _/
Ayhan Görür

19 Aralık 2009

Ay üşüdü yüreğimde...Fügen Gülgör



Ay üşüdü yüreğimde...! ! !


Hicrandı
mevsimlerden..
kış bakışlı bir yüreğe sevdalı
ve kadın
üşüyerek yaşlandı..

ay ışığında akşamın rengi
zifiri kırışıklıkta
Binbir çığlığa gebeyken gece
suskun ninniler söylerken zebanilerin
bilmezsin
kendimi nasıl hicranlara doğradım
yarıldı karanlıklar
hicranıma bulutlar ağladı
yalnızlığımda demlenme vakti bilirim..

kahrın sazıdır gönlümde yaram
suyunda vurgun yemiş
en koşulsuz
en çaresiz
en bitimsiz sevdam..

semalarında bir yağmur bulutu yüreğim
yakarışım duamla mevlaya
ölüm en kolayı
oysa zordur seni senle yaşayışım..
bir şiirdi varken yokluğun
sen ve sensizlik vazgeçilmez bilirim...

ne zaman seni haykırsam
yan/sam,
kana/sam,
ağla/sam
kendi hesaplaşmaların içinde
seni sana bıraksam
mahşerinde bu hayat
seni canından edecek bilirim..

ay üşüdü göğsümde,
ayazım yakın
son demlerindeyim hayatın
sarardı yokluğunda yeşillerim
can bitti
yitti
incindi sırça köşküm, dilim lal
akşamlar şimdi grupta hicranım
acımda demlenme vakti artık bilirim...

bir yalnızlık senfonisi söyler yüreğim...


İzmir - 17.01.2009

Fügen Gülgör
Fotoğraf, Ayhan Görür

18 Aralık 2009

Baltamızı bilemek...Hanifi Özdemir/Okyanus


Kadıköy, Özgürlük Parkı
Fotoğraf, Ayhan Görür

Baltamızı Bilemek ...

İki arkadaş, bir ormanda ağaç kesiyorlardı. Birincisi sabahları erkenden kalkıyor, ağaçları kesmeye başlıyor, bir ağacı devirir devirmez, hemen ötekini kesmeye başlıyordu. Dinlenmek bir yana, öğle yemeği için bile kendine zaman ayırmıyordu. Akşamları ise, arkadaşı eve döndükten sonra da çalışmasını sürdürüyor, ondan birkaç saat sonra evine dönüyordu.

İkinci adam, ağaç keserken zaman, zaman dinleniyordu. Akşam hava kararmaya başladığında ise, daha fazla çalışmaya gerek duymuyor, gecenin karanlığı bastırmadan evine dönüyordu. İkisi de çalışmalarını bir hafta bu biçimde sürdürdükten sonra, ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başladılar.Sonuç, ikinci adam için değil ama birinci adam için çok şaşırtıcı çıktı. Çünkü arkadaşı, kendisinden daha çok ağaç kesmişti.

Birinci adam öfkelenerek "Nasıl olabilir bu, böyle?" dedi. "Ben senden daha çok çalıştım. Senden daha erken başladım işe, senden daha geç döndüm eve… Üstelik gün boyu sen durup, durup keyfine bakarken, ben soluk almaksızın sürdürdüm çalışmamı… Nasıl oluyor da, sen benden daha çok ağaç kesebiliyorsun?"

İkinci adam, öfkeli arkadaşını gülümsemeyle yanıtladı:
"Ortada anlaşılmayacak bir şey yok ki" dedi. "Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinleniyor, bu arada da bir yandan baltamı biliyordum. İnsanın baltası keskin olunca, daha az çabayla kesebiliyor ağaçları…"

Kişisel yaşantımızda "baltamızı bilemek", kendimizi geliştirmemizdir. Dış dünyanın koşuşturmacaları arasında kendimize zaman ayırıp, kısaca da olsa, yaşamımızı gözden geçirmemiz, bizi günün ilerideki saatlerinde daha güçlü ve daha etkin yapacaktır. Çünkü bu süre içinde kendimizi daha iyi tanıyabilme olanağına sahip olabileceğiz ve… Eksik ya da zayıf bulduğumuz yanlarımızı tamamlayıp, geliştirebileceğiz. Kendimize zaman ayırmak, kişiliğimizin güçlenmesi için "olmazsa olmaz" bir koşuldur.


Facebook Dostlarımdan
Hanifi Özdemir' in gönderisidir.
Çok Teşekkürler...

22 Kasım 2009

Bir umudum sende çoban yıldızı...MUSA EROĞLU

"BİR UMUDUM SENDE ÇOBAN YILDIZI"

Musa Eroğlu

Bir umudum sende çoban yıldızı dinle.

Yönümü Kaybettim
Arar Dururum
Bir Umudum Sende Çoban Yıldızı
Geceyi Gündüze Katar Gezerim
Bir Umudum Sende Çoban Yıldızı
Göster Yollarımı Çoban Yıldızı.

Yellerinen Estim Sel İlen Coştum
Gözlerim Ufukta Yollara Düştüm
Kendi Ateşimde Kavruldum Piştim
Bir Umudum Sende Çoban Yıldızı
Göster Yollarımı Çoban Yıldızı.

***

Derleyen: Ayhan Görür

15 Kasım 2009

Zamanın Gözleri...Aslı Aydın



***

Zamanın Gözleri

masmaviydi
zamanın gözleri
süzülürdü yıldızlar
pırıltılı sularına işveli

günün fesleğen usaresi
sızardı penceremden
serseri rüzgar öperken tenimi
ürperirdim
büyüdükçe büyürdü düşlerim

şarkılar söylerdi koro halinde
dilek ağacına tüneyen isketeler
ıslığında ezgilerle okşarken yüzümü
tatlı bir meltem
zinde gülüşler yeşertirdi mevsim

taze hayaller demlenirdi
gözlerinin kahvesinde
gönlüm aşka
sevgiye secde ederdi

demir atmıştı iklim akdenize
zaman
boyun eğmişti erinçli mevsimlere
gece gözlerine sürme çekmeden önce...


Aslı Aydın


***


Datça, Knidos
Fotoğraf, Ayhan Görür

9 Ekim 2009

Körelme acısı...İbrahim Yıldız




HAYATTA EN HAKİKİ
MÜRŞİT İLİMDİR.

Mustafa Kemal ATATÜRK


ANKARA
DİL,TARİH ve COĞRAFYA FAKÜLTESİ
..İbrahim'e gelince
çok uzun geceler çok uzun
yorgunuz
bütün kapılar kapandı yüzümüze
açıl ya susam açıl diyoruz
bir inat düştü hepimize
ışıklar söndü
yol yarıda kaldı
ayı başka insanlar aldı çoktan
bu işin sonu ne olacak mavi gözlüm
bu karanlığın
ne çok güneşler battı uykudan uyanmadan

hani bir sözün vardı ankara'da
dil tarih coğrafya fakültesinde
ışır
artar
durmadan
aha
o ışık orda

(körelme acısı)
İbrahim Yıldız
Derleyen: Ayhan Görür

16 Eylül 2009

Sonludur aşk da..Metin Altıok


SONLUDUR AŞK DA

Güzel anılar biriktirdim senden

Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın,
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Bir terazinin durgun prinç kefesine

Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boş kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
Bir kefede sana hiç sezdirmeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

Mutluyum ben yine de kendimce,
Senin girdilerin, çıktılarım benim
Doğrusu uygundu birbirine,
Yanyana gelince birbirini tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgan, döşek kaçıran.

Ama inan sonludur aşk da
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.


Metin ALTIOK

KARDELEN

Metin Altıok, yanılıyor, !

Sonlu olan aşk değil, sevgidir..
Her yıl açan Kardelene ne demeli;
hiç küsüyor mu?..
Aşk
her şeyin üstündedir; sorgulanamaz!
Çavlanınız* aşk olsun!..
Çavlan*: 1- Çağlayan, şelâle; 2- Sizi coşturan şey...
Ayhan Görür

11 Eylül 2009

Her insanın Tanrı olduğu anlar vardır!..Sabahattin Eyüboğlu



Bedri Rahmi Eyüboğlu

Erimek
Erimek belirsizce her şeyde
Karışmak sulara yıldızlara
Sinmek kokusuna mor menekşenin
Yanmak damar damar nefes nefes
Yaşamak tükene tükene
Bedri Rahmi Eyüboğlu

_/ Her insanın Tanrı olduğu anlar vardır! _/

,,

Mavi ve Kara
(...)
Parasız hiçbir şey yapılamaz oldu, biliyorum.

İdeal, ülkü, mefkûre apartman adı olmaya başlayalı
gençliğin gözünden düştü, biliyorum.

Para düşünmeden sanat ve bilim derdine düşen enayi sayılıyor ya da kuşku uyandıryor, biliyorum.

Bağımsızlığı herkesden çok gerekseyen sanatçı geçinmek,
çoluğunu çocuğunu geçindirmek zorundadır, biliyorum.

Kazandıkları paraya layık olmayan insanlar arasında yaşayan
sanatçıya paraya boşver demek gülünçtür, biliyorum.

Ama
bütün bu gerçeklere
inat,
sanatı paranın, maviyi karanın
üstüne çıkaranlar var ya?
Binde bir de olsa var ya?
İşte onlar sanatçı:
Üst tarafı mamatçı!
Çok mu sert oldu bu yargı?
Yumuşatalım biraz:
Bütün mamatçıların
sanatçı olduğu zamanlar vardır.
Aynı şeyi bir başka türlü söyleyelim:
Her insanın Tanrı olduğu anlar vardır
!

,,
Sabahattin Eyüboğlu

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Derleyen: Ayhan Görür

4 Eylül 2009

Ben, gerçeği yazarım, benim sevgim gerçek ya...William Shakespeare


William Shakespeare
XXI
So is it not with me as with that Muse
Stirr'd by a painted beauyt to his verse
Who heaven itself for ornament dort use
And every fairwith his dort rehearse,
Making acouplement of paoud compare
With sun and moon, with eaet and sea's rch game,
With April's first-born flowers and all things rare
That heaven's air in this huge rondure hems.
O, ley me, true in love, but truly write,
And then believe me, my love is as fair
As any mother's child, thouth not so briht
As those gold candles fixded in heaven's air.

Let them say more that like of hearsay well;
I will not praise tha purpose not to sell.

William Shakespeare

XXI
Ben, başka bir ozanım, Öbür manzumeciler
Boyalı güzel görür, kalemi alır ele,
Göğü tutup onunla, yazdıklarını süsler,
Her güzeli benzetir gönlündeki güzele.
Hem de ne şatafatlı teşbihler, çifter çifter:
Güneşle ay; toprağın, denizin cevherleri,
Nisan tomurcukları, nice bulunmaz şeyler,
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri...
Ben, gerçeği yazarım, benim sevgim gerçek ya:
İnan olsun, sevgilim, güzellerin güzeli,
Ana yavrusu gibi, pek parlak olmasa da,
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali...

Onların boş lafları olamaz benim işim:
Satacak değilim ki, niçin övecekmişim.


William Shakespeare

SONELER

Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları
Çeviri: Talât Sait Halman


Değerli Dostum
Adnan Binyazar'a

Sevgi ile...
Derleyen: Ayhan Görür

29 Ağustos 2009

Büyü Destanı...Karadeniz Yöresinden



Sema Ündeğer, Karikatürist


Büyü Destanı

İşmar eyledum oğa
Gel irmağa irmağa
Deduğumi etmesan
Siyir ederum sağa

Daha ne duruyisun
Bobağun ocağinda
Çüruyi yitecesun
Habu gençluk çağunda

Siyir eyledim oğa
Goşti geldi yanuma
Şalvarini çözmeden
Haman girdi goynuma

Ben de sarildum oğa

İstanbol Maçka'sinda
Dedi bana vollaha (vallahi )
Gözüm yok başkasinda

Senun gibi tosuni
Bulan koca ararmi
O senin siyirlerun
İşimuze yarar mi

Dedim ona e yavri
Siyir çok işe yarar
Siyiri bilen gari
Daha goca mi arar

İstanbul Maçka'sinun
Hep olur dullari
Hovarda deyi kollar
Gece gündüz yollari

Geluler biraraya
Haftanun ilk gecesi
Hovardaluk işidur
Hepsinun eğlencesi

Girbizi sarı kumral
Seç beğenduğuni al
Başka yerde bılunmaz
Onlarda bulunan mal

Kimi uç gocalidur
Kiminin sayisi yok
Fallan siyirlan mallan
Goca arayan da çok

Güzli güzli giderler
Ganlica hocasina
Çifte boynuz takarlar
Hepsi gocasina

Remezani tutarlar
Semirmeyelum deyi
Besmelesuz yutarlar
Gece canli köfteyi

İstambol dedukleri
Siyirun vetanidur
Garilari heyleyen
Patronun cüzdanidur

Altun gaplatuyiler
En sağlam dişlerini
Gel anlattayim sana
Bu siyir işlerini

Hoca alır gariyi
Geturur odasina
Sifte bismillah çeker
İfler bir su tasina

Sonra da ufak ufak
Uzanur kuşağina
Atar birden elini
Şalvarinun ağina

Bi bismillah daha der
Kovar hep perileri
Kalur garilan kendi
Sallanu gerileri

Hoca tek nefes okur
Siyirun düasini
Kurtarır merağından
Garilarun hasini

Göbeğinun istine
Yazar ince yazilar
İkinci gelişinde
Yazduklarini yalar

Siyir deyi de geçma
Birebirdur sevdaya
İnanmiyasan git bak
İstanbol'da Maçka'ya

Gocalarindan çalar
Yedururlar hocaya
Sonra da boşanurlar
Koşarlar hovardaya

Hoca okur duayi
İfler memelerine
Sonra sokar elini
Garanluk yerlerine

İstambol garilari
İnce fistan geyerler
Erterler başlarini
Tekkelere giderler

İstanbul Maçka'sida
Dul garilar duriyi
Nuska yazduranlari
İstemeden veruyi

Hanum kurban olayim
Elündeki maşaya
Siyir yapdurmak için
Gittun Kasimpaşa'ya

Kasimpaşa hocasi
Para isteyi para
Yapdi bana bi nuska
Sarildum garilara

Ordan çiktum Şişli'ye
Girdum bi toplantiya
Gözüm takıldi birden
Bi sarili gariya

Dedum ona e hanum
Gel beraber yatalum
Şimdi günler sicakdur
Yorganlari atalum

Sariduk birbirine
Yilan sarması gibi
Dedu ulan bu nedur
Gabak dolması gibi

Avustos aylarinda
Giderler Akdaniz'e
Dedum domuz garilar
Biraz da verun bize

İstanbol'da siyire
Büyü deyuler büyü
Çok kuçuksun Emine'm
Birazcuk daha böyü

Alacali fistani
Dize çikayi dize
Bu deduğum türkiler
Yadigâr galsun size


İsmet Zeki Eyüboğlu


Karadeniz Türküleri
Maçka Yaylalarından Sesler
Anadolu Sanat Yayınları
İstanbul Fotoğrafları, Ayhan Görür