Paradoks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paradoks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2009

İşleyen Ekonomi Çarkı: Tam Bir Paradox Örneği...




EKONOMİ ÜZERİNE !...

  • Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı. Riviera kıyısında küçük bir kasaba, yaz sezonu, ancak yağmur yağıyor, yani kasaba bomboş.

  • Herkesin borcu var ve kredi ile yaşıyorlar.

  • Şans eseri bir otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 $ bırakıp, odaya bakmaya çıkıyor.

  • Otel sahibi parayı hemen alıp, et marketine olan borcunu ödüyor.

  • Market sahibi 100 doları kaparak, hemen toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor.

  • Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren son defa birlikte olduğu fahişeye götürüyor.

  • Fahişe parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu ödüyor...

  • Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor ve odayı beğenmediğini söyleyip 100 $ parasını alarak kasabayı terk ediyor.

  • Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor, ancak:

  • TÜM KASABA BORÇLARINDAN KURTULUYOR
    VE
    GELECEĞE ÜMİTLE BAKIYOR!!!


  • Paradoks nedir?
    Türkçe'ye Fransızca paradoxe sözcüğünden türeyerek giren paradoks sözcüğünün, etimolojik anlamda kökeni Yunanca paradoxos yani "karşıt/çelişen (düşünce)"dir. Paradoxon, paradoks (karşıt düşünce) içeren iddia anlamındadır. (Yunanca para: Yan(ında), boyunca; üzerinden, dışa; karşı. Yunanca doxa: Düşünce; niyet. Ayrıca Yunanca dogma: Düşünce; karar; tez.) Bu Yunanca kökenli sözcüğün Latince'ye paradoxus olarak girmesi, sözcüğün daha sonra (17. yüzyılda) Batı dillerinde yer almasını sağlamıştır. Kökende sözcük 'kabul görmüş bir düşünceyle çelişen, karşıt bir ifade' anlamında kullanılırken, bugün bu anlamdan ziyade yukarıda belirtilen felsefi ve mantıki anlamda kullanılmaktadır.

    Can dostlarımdan Orhan Kılıç gönderisidir...

Çarşı Kültürünü ve Ekonomisini Bilen Kadın
ve
İktisat Profesörü
*
Diğer bir yol:
Ekonomik kriz nasıl atlatılır?
http://ayhangorur.blogspot.com/2009/01/ekonomik-kriz-nasl-atlatlrve-sava.html


Derleyen: Ayhan Görür

14 Aralık 2006

Özgürlük...Jiddu Krishnamurti


" Perhaps you may come upon that mystery which
nobody can reveal to you and nothing can destroy. "
Jiddu Krishnamurti

Jiddu Krishnamurti

Krishnamurti 1929 yılında 34 yaşında kendisine yüklenen kurtarıcı imgesini büyük bir kararlılıkla yadsıyarak Doğu Yıldızı Örgütü’nü dağıttığını açıkladı. Ommen’de 3000 örgüt üyesinin önünde yaptığı konuşma radyodan da binlerce kişi tarafından dinleniyordu. Krishnamurti sayıları o tarihte 6.000’e varan üyeye şöyle sesleniyordu :

"


Bu sabah Doğu Yıldızı Örgütü’nü dağıtma kararını tartışacağız. Pek çoğunuz sevinecek, diğerleri de oldukça üzülecek. Bu sevinilecek ya da üzülünecek bir durum değil, çünkü açıklayacağım gibi kaçınılmaz bir durum...

Hakikat ülkesinin yolu yoktur ve ona ne olursa olsun hiçbir dinle, hiçbir mezheple ulaşamazsınız. Benim görüşüm bu ve bunda kesinlikle, koşulsuz olarak ısrarlıyım. Hakikat sınırsız, koşulsuz ve herhangi bir yolla ulaşılamaz olduğu için örgütlenemez de; insanları belirli bir yolla yürümeye yönlendirecek ya da zorlayacak bir örgüt de kurulmamalıdır. Önce bunu anlarsanız, bir inancı örgütlemenin ne kadar olanaksız olduğunu görürsünuz. İnanç kuşkusuz bireyseldir ve onu örgütleyemezsiniz, örgütlememelisiniz. Örgütlediğiniz anda ölür, durağanlaşır; başkalarına dayatılacak bir mezhebe, bir dine dönüşür.

Bütün dünyada insanların yapmaya çalıştıkları bu
. Hakikatin alanı daraltılıyor ve güçsüzlerin, yalnızca o an için hoşnutsuz olanların bir oyuncağı durumuna sokuluyor. Hakikat indirilemez, bireyin ona yükselmek için çaba göstermesi gerekir. Dağın tepesini vadiye indiremezsiniz... İşte benim görüşüme göre, Yıldız Örgütünün dağıtılmasını gerektiren nedenlerden ilki bu. Buna karşın, büyük olasılıkla başka örgütler kuracaksınız, hakikati arayan başka örgütlere üye olacaksınız. Ben istemiyorum; lütfen bunu hiçbir tinsel örgütün üyesi olmak anlayın.

Eğer bu amaçla örgüt kurulacak olursa, bir engel, zayıflık, köstek halini alır ve bireyi sakatlar, onun büyümesini, özgün biri olmasını engeller, oysa bu, insanın saltık, koşulsuz hakikati keşfetmesinde temeldir. Örgütün başkanı olarak dağıtma kararı almamın başka bir nedeni de bu.

Bu olağanüstü bir iş değil, çünkü kimsenin beni izlemesini istemiyorum ve bunda ciddiyim. Birini izlenseniz onda Hakikati izlemiyorsunuz demektir. Söylediğime dikkat edip etmediğinizle ilgilenmiyorum. Bu dünyada yapmak istediğim belli bir şey var ve bunu gerçekleştirmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.




Yalnızca bir tek temel şeyle ilgileniyorum,
o da
insanı özgürleştirmek.


Onu bütün kafeslerden, bütün korkulardan özgürleştirmeyi ve yeni dinler, yeni mezhepler, yeni kurumlar ve felsefeler oluşturmamayı arzuluyorum. Neden sürekli dünyanın dört bir yanını gezip konuşmalar yaptığımı soracaksınız doğal olarak. Size bunu ne için yaptığımı açıklayayım; beni izleyen özel bir grup istediğim için değil. Ne bu dünyada ne de tinsel dünyada hiçbir havarim, öğrencim yok.

Beni çeken para ya da rahat bir yaşam sürme arzusu da değil. Rahat yaşamak isteseydim bir kampa gelmez ya da nemli bir ülkede yaşamazdım. Açıkca konuşuyorum, çünkü bunun bir kerede ve sonsuza dek anlaşılmasını istiyorum. Bu çok çocukça tartışmaların her yıl yinelenmesini istemiyorum.

Benimle söyleşi yapan bir gazeteci binlerce üyesi bulunan bir örgütü dağıtmanın olağanüstü bir iş olduğunu söyledi. Ona göre bu çok büyük bir işti, çünkü şöyle diyordu: “Peki daha sonra ne yapacaksınız, nasıl yaşayacaksınız? Sizi izleyen biri olmayacak, insanlar artık sizi dinlemeyecek.” Dinleyecek, yaşayacak, yüzünü sonsuzluğa çevirecek beş kişi olsa, o da yeter, yeniyi istemem. Anlamayan, bütünüyle önyargılara batmış, yeniyi istemeyen, ama yeniyi kendi kısır, durağan benliklerine dönüştürmeyi yeğleyen binlerce insanın olmasının ne yararı var?..

Özgür, koşulsuz, eksik ve göreli değil ama bütün, sonsuz bütünsel Hakikat olduğum için, beni anlamak, özgür olmak isteyen, beni izlemeyen ve beni kendilerine sonunda bir dine, bir mezhebe dönüştürecek bir kafes yapmayan insanlar istiyorum. Bütün korkulardan özgür olsunlar yeter - din korkusundan, kurtuluş korkusundan, tin korkusundan, aşk korkusundan, ölüm korkusundan, yaşamak korkusundan. Bir ressam nasıl resim yapmaktan zevk alıyorsa, resim yapmak onun kendini dışavurma biçimiyse, sevinç kaynağıysa, iyi olmasını sağlıyorsa, bu da benim için aynı; yoksa hiç kimseden hiçbir şey istemiyorum. Siz yetkeye alışıksınız, ya da sizi tinselliğe götürecek bir yetkenin ortamına alışıksınız. Bir başkasını sizi olağanüstü güçleriyle- mucizeyle - Mutluluk denen o sonsuz özgürlük diyarına götüreceğini sanıyor ve umuyorsunuz. Bütün yaşam görüşünüz bu yetkeye bağlı.

Beni üç yıldır dinliyorsunuz, birkaç kişi dışında kimsede bir değişim olmadı. Şimdi söylediğimi çözümleyin, eleştirin, öyle bir bütünüyle, kökten anlayın...

On sekiz yıldır bu olay için, Dünya Öğretmeninin gelişi için hazırlanıyordunuz. On sekiz yıl kalbinize ve zihninize yeni bir tat verecek, bütün yaşamınızı dönüştürecek, size yeni bir anlayış getirerek, sizi yeni bir yaşam düzeyine taşıyacak, yüreklendirecek, özgürleştirecek birini aradınız, bunun için örgütlendiniz – şimdi bakın ne oldu! Düşünün, uslamlayın ve bu inancın sizi nasıl farklı biri yaptığını bulun – rozet takmanız gibi yüzeysel bir farklılıktan söz etmiyorum, bu çok boş, çok saçma. Böyle bir inanç hangi açıdan yaşamda özsel olmayan şeyleri silip götürdü? Değerlendirmenin tek yolu bu: Yanlış ve özsel olmayan şeylere dayalı öteki topluluklardan hangi açıdan daha özgür, daha büyük, daha tehlikelisiniz. Bu örgütün üyeleri hangi açıdan farklı üyeler oldular?..

Hepiniz tinsellik için, aydınlanmak için bir başkasına sırtınızı yaslıyorsunuz... Aydınlanmak için, mutluluk için kendi içinize bakın dediğimde, hiçbiriniz buna istekli değilsiniz. Az sayıda kişi olabilir, ama çok, çok az. Öyleyse örgüte ne gerek var?

Dışarıda hiç kimse sizi özgürleştiremez; örgütlenerek tapınmak kendinizi bir davaya adamak da özgürleştiremez; kendinizi bir örgüte göre biçimlendirmek işe vermek de özgürleştiremez. Mektup yazmak için daktilo kullanırsınız, ama bir sunağın üstüne koyup ona tapmazsınız. Ama örgütler sizin için başlıca ilgi alanı durumuna geldiğinde yaptığınız bu. “Kaç üyeniz var?” Bütün gazetecilerin bana ilk sordukları soru bu. “ “Sizi izleyen kaç kişi var” Sayılarına göre sizin söylediklerinizin doğru olup olmadığına karar vereceğiz.” Kaç kişi olduğunu bilmiyorum. Bununla ilgilenmiyorum.

Özgürleşmiş bir tek insan bile olsa,
bu yeterli olurdu
.

Bundan başka, Mutluluk Krallığın anahtarlarının yalnızca belli kişilerin elinde olduğunu düşünüyorsunuz. Kimsenin elinde değil. O anahtarı elinde tutmaya kimse yetkili değil. O anahtar siz kendinizsiniz ve Sonsuzluk Krallığı ancak sizin gelişiminize, arınmanıza ve yozlaşmamanıza bağlı...

Ne kadar ilerlediğinizin
, tinsel düzeyinizin ne olduğunun söylenmesine alıştınız bugüne kadar. Ne kadar çocukça! Dürüst olup olmadığınızı size sizden başka kim söyleyebilir?... Ama gerçekten anlamayı isteyenler, başı sonu olmayanı arayanlar hep birlikte yürüyecekler; özsel ve gerçek olmayan her şeye, gölgelere karşı birer tehlike oluşturacaklar. Ve toplanacaklar, ateş olacaklar, çünkü anlayacaklar. Böyle bir birlik oluşturmalıyız ve benim amacım bu. Gerçek dostluk sayesinde – bunu siz pek bilmiyor görünmüyorsunuz – hepsinin arasında gerçek bir işbirliği oluşacak. Bunun nedeni yetke. Bunun nedeni kurtuluş olmayacak, çünkü anlayacak ve böylece sonsuzda yaşayabileceklerdir. Bu bütün hazlardan, bütün kendini adayışlardan daha büyük bir şeydir.

İşte iki yıl enine boyuna düşündükten sonra, bu nedenlerden dolayı dağıtma kararı aldım. Anlık bir tepki değildi. Kimse beni buna inandırmadı- böyle konularda kimse beni inandıramaz. İki yıl boyunca bu konuyu yavaş yavaş, dikkatle, sabırla düşündüm ve artık Başkanı olarak Örgütü dağıtmaya karar verdim. İmdi başka örgütler kurabilir, başka birinin sizi kurtarmasını bekleyebilirsiniz. Ben bununla ilgilenmiyorum, kendinize yeni kafesler örüp bu kafesleri yeni biçimlerde süslemenizle de ilgilenmiyorum.

Benim tek ilgilendiğim
insanın,
kesin olarak,
koşulsuz olarak
özgürleşmesi.


Jiddu Krishnamurti
Yaşam Öyküsü

Deniz Demirdöven
Nurgül Demirdöven
Sayfa: 20-30

Ayna Yayınları
Sunan: Ayhan Görür

8 Eylül 2006

Diyet, Kore'ye asker gönderen Menderes'e... Nâzım Hikmet


Nâzım Hikmet Ran
* * *
TURKEY'S
PREMIER
MENDERES
*
Kore'ye asker gönderen Menderes'e
karşı Nâzım Hikmet ne yazmıştı

D İ Y E T

" SEVGİLİ dostlarım. Bana gelen bir iletiyi sizlere aktarmak istiyorum. Lübnan'a asker gönderme kararı veren hükûmetin, bizim olmayan bir savaşta tek bir askerimizin burnunun kanaması hâlinde bile başının büyük belâya gireceğinden adım gibi eminim.
Bu kararı alanlara Nâzım Hikmet' in, Kore 'ye asker gönderen Adnan Menderes hakkında 25.6.1959'da yazdığı şiiri okumalarını öneriyorum." ( Metin ATAMER)

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz,
iki hayın,
ve zeytini yağlı iki gözünüzle
bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle
okşarsınız pomatlı saçlarınızı,
dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin,
iki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,
ve bütün kaygınız
iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri
halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, üniversiteli yedek subayı,
Kore'de harcadınız Adnan Bey.
elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli,
tombul elleriniz.
gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçardı bacaklarınız sizi arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da. "

Nâzım Hikmet Ran
*
Bu yazı; 28 PERŞEMBE, 7 Eylül 2006 tarihli
Hürriyet Gazetesi'nde
YETER SÖZ MİLLETİN
YALÇIN BAYER'ın
köşesinde yayınlanmıştır.

*
Adnan Menderes
27 Mayıs 1960 Devriminden sonra
yargılanmış
idamına karar verilmiştir.

*
Derleyen:
Ayhan Görür

22 Haziran 2006

PARADOKS: Hırsızlar da erdem sahibi olmalı... Chuang Tzu



* *
Büyük hırsız nasıl olunur?

_/ Haydutlar da erdem sahibi olmalı! ******
Çetebaşı Zhi'ya çetesindeki haydutlar sormuş:
"Haydutlara da erdem gerekli midir?
"Elbette" diye yanıt vermiş Zhi.

_/ Erdemleri***** olmasa ne yapar haydut.

  • Sezgisi ona neyin nerede gizli olduğunu gösterir: Bu, onun bilgeliğidir*!
  • İçeri girmesi gerekir: Bu, onun cesaretidir**!
  • Sonra çıkmasını bilmesi gerekir:Bu, onun sorumluluk duygusudur***!
  • Olur mu-olmaz mı, karar vermesi gerekir: Bu, onun ustalığıdır****!
  • Ganimeti paylaşmayı bilmesi gerekir: Bu, onun adaletidir.*****!

Bu beş erdemi taşımayan kişi, yaşamı boyunca büyük hırsız olamaz. Gördün mü işte, eski bilgelerin kurdukları erdem ilkeleri iyi insana iyiliği için ne kadar gerekliyse, haydutbaşı Zhi'ya da sanatını icra edebilmesi için aynı vazgeçilmezlikle gerekli.

_/ Yalnız küçük bir ayrıntı var: Dünyada iyilerin sayısı az, kötülerin sayısı çok. Bu yüzden de eski bilgelerin dünyaya yararı küçük olmuş hep, zararı büyük..._/

"Zhi, Cı"

Chuang Tzu

Taoculuk Üzerine, Meseller-Diyaloglar, s,96
Çeviren, Ömer Tulgan
YOL YAYINLARI


Paradoks* , is. Fr. Paradox, kökleşmiş inançlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce.

"Başından beri çevremizde biz karşı bir kalabalık, gerçek dışı bir grup olarak kaldık, toplumsal bir paradoks olarak."
- Atillâ İlhan,
TDK. Türkçe Sözlük


Derleyen, Ayhan Görür

18 Haziran 2006

Yaşamda yalnızlık yoktur; asıl olan... Ayhan Görür /Halil Cibran




Maestro Bernardo Bohórquez













Münzevi ve Hayvanlar

Bir zamanlar yeşil tepelerin ortasında bir münzevi yaşardı. Temiz ruhlu, samimi kalpliydi. Karadaki tüm hayvanlar ve havadaki tüm kuşlar ona çifter çifter gelirlerdi. Onlarla konuşur, onlar da ona zevk ve neşeyle kulak verirlerdi. Güneş batıncaya dek yanına sokulmak ve onunla birlikte olmak isterlerdi. Ancak vakit gelince onları kutsadıktan sonra onlardan ayrılır ve onları rüzgâr ve ormanlara emanet ederdi.

Bir gün sevgiden söz ederken bir panter başını kaldırdı ve münzeviye dedi:
" Bize sevgiden söz ediyorsunuz. Bize hayat arkadaşınızı anlatın, o nerede?

Münzevi dedi:
" Benim hayat arkadaşım yok."

O esnada hayvanlar ve kuşlar topluluğundan büyük bir şaşkınlık feryadı yükseldi. Ve aralarında
fısıldaşmaya başladılar:
" Kendisi bu konuda bir şey bilmiyorken nasıl olur da bize dostluk ve sevgiden bahsedebilir?"

Hepsi birden sessizce ayrıldılar. Ve onu horlayarak bir başına terkettiler.

O günün akşamında münzevi hasırının üzerine uzandı. Gözleri topraktaydı. Acı acı ağladı. İki eliyle göğsünü yumrukladı.



Cubran Halil Cubran
(1883- 1931)
KUM VE KÖPÜK, aforizmalar, AVARE, mesellers, s.95

Çeviren: İlyas Aslan-Kaknüs Yayınları



_/ Yaşamda yalnızlık yoktur,
asıl olan tek başınalıktır ( bir başınalıktır) (?) _/

Derleyen: Ayhan Görür

28 Mayıs 2006

PARADOX :Lütfen! Kuşunuza Danışınız- Please! Consult Your Bird... Ayhan Görür

* *
Lütfen!
Kuşunuza danışınız.
Onları aydınlatınız.
Câhil kalmasınlar.

Ayhan Görür

23 Mayıs 2006

PARADOX : Balıklar ve "Su"... Serhan Büyükkeçeci

*



*

Balıklar ve "Su"


Okyanusun derinliklerinde bir grup balık sohbet ediyorlardı...

Bir ara içlerinden biri:
"- Arkadaşlar. Ben "su" diye bir şeyin var olduğunu duydum. Ne olduğunu bilen var mı?"
Düşünmeye başladılar. Ancak hiçbiri de "su"yun ne olduğunu bilmiyordu.

Bir balık:
"-Benim tanıdığım akıllı ve yaşlı bir balık var. O mutlaka bilir." dedi.
Hep beraber yanına gittiler.


Aynı soruyu ona da sordular:
"-Ey bilge balık. Biz "su" diye bir şeyin varolduğunu duyduk. Bu nedir, bize gösterebilir misin?"


Bilge balık hafif tebessüm etti ve:
"-Siz bana "su"yun olmadığı bir yer gösterin, ben de size "su"yu göstereyim.

Serhan Büyükkeçeci
Paradokslar

ve
Mantık Oyunları
s,63
TİMAŞ YAYINLARI

Derleyen, Ayhan Görür

12 Mayıs 2006

El Emeğinin Değeri üzerine... Ayhan - Alain

* * *
*
Kendi kapısının mandalında,
kendi çekiçinin izini görebilen bir insan
herkesden daha mutludur.

Alain

*
Derleyen, Ayhan Görür