5 Mayıs 2011

"Gnothi Seauton!-Kendini bil!..Sokrates/Prof.Dr.Yıldız Tümerdem



Atina, Delphi'deki Apollon Tapınağı

***


Gnothi Seauton!
Delphi’deki Apollo Tapınağı’nın girişinde bu söz yazılıdır:
“Gnothi Seauton!”
“Kendini Tanı! - Kendini bil!”


Sokrates

* * *


DELPHİ Tapınak Yazıtları Esin Kaynağım Oldu
Prof.Dr.Yıldız TÜMERDEM



Yeniden yenicesine
öğrenebilmek ve öğretebilmek...
Her gün bir bilinmeyeni öğrenmeyi
becerebilenler, uzun ve sağlıklı yaşarlar.

Yıldız Tümerdem


Yıllar öncesinde bir kitabın sayfaları arasında okuduğum, o güne kadar duymadığım bir tapınağın, Delphi Tapınağının kapısında yazılı olan, Sokrates'in, “ KENDİNİ BİL” öz deyişi yaşam felsefem oldu. O günden sonra, çevremdekiler arasında “kendini bilmezleri, haddini bilmezleri” görüp tanıdıkça sımsıkı sarılır oldum bu iki sözcüğe. Ne zaman yeni bir karar almaya kalkışsam, yeni bir adım atmayı düşünsem ciddi anlamda “ sakin olmalı, iyice düşünmelisin, kendini ve gücünü bilmeden hareket etmemelisin” derim kendi kendime. Yaşamımın her anında; “Ani kararlarım ve bu kararlardan kaynaklanabilecek yanlış-larımı, bu iki sözcükte gizli olduğunu düşündüğüm, gerçekleri görmemi sağlayan sihirli bir güç önlüyor” diye düşünür, ona göre de davranırım bir bakıma…
Bu nedenle, yaşamımdaki gizemli bir güç olan bu iki sözcüğün nereden geldiğini, yazılı olduğu tapınağın nerede olduğunu öğrenme isteğimi yitirmedim hiçbir zaman. Hekimlik ve eğitimsel çalışmalarımın yoğunluğu biraz azalınca, biraz soluk alınca,
İstanbul’un cıvıltılı Beyoğlu ve tarih kokulu sahaflar semtlerindeki eski kitapçılar sıklıkla uğrak yerlerim oldu. Hemen her gün yeni bir kitapla tanışmak öylesine hoş ve çocukça bir duygu idi ki benim için. Bu duygu anlatılmaz yaşanır kanımca. Öte yandan bilgisayarla dost olmanın ve dünya ile kolayca iletişim kurmanın şansını yakalamanın da keyfi göz ardı edilemez elbette. Delphi Tapınağı’nın nerede olduğu araştırmaya karar verdiğim günlerde, bir sitenin içinde kutsal tapınakların duvarları arasında saklanırken buldum onu. Dünyada çok sayıda kutsal tapınak var kuşkusuz. Yıllar öncesinde katıldığım Uluslararası bir kongrenin ardından Bankok sokak-larında dolaşırken, her evin bahçesinde kuş yuvasına benzeyen minik, tahtadan yapılmış tapınakları gördüğümde hem çok gülmüş hem de “aferin, Buda her an onlarla” diyerek buluşlarına hayran olmuştum. Rengarenk boyanmış bu tapınaklar yetiyordu insanlara ibadet etmeleri için. Önemli olan inançları idi, tanrıları her yerde onlarla beraberdi nasılsa…
Dünyada gerçek anlamda bilinen üç kutsal tapınak vardı. İkisi
Anadolu’da, Türkiye’de, Didim ve İzmir yakınlarında idi. Üçüncüsü de Atina yakınında Delphi Tapınağı idi. Tapınağın giriş kapısının sol tarafına öğretiler yazılmıştı eski yunan alfabesi ile. Bu sözler; o gün olduğu gibi, bu gün de, yeni bir yüzyıl insanı için yol gösterici nitelikte idi. Büyük düşünür Mevlana Celalettin Ruminin, her yıl yüz binlerce insanın ziyaret ettiği Konya’daki Türbesinden içeri girildiğinde; "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” yazısındaki yol gösterici sözcükler ziyaretçiler tarafından beğeni ile okunuyordu. Bu veciz sözlerin yıllar önce, Delphi Tapınağı'nın kapısında; “olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol, sevmi-yorsan sever gibi yapma ” sözleri ile benzeşmesi Tanrısal bir rastlantı mı idi?Nasıl düşünülürse düşünülsün, bu benzerlik hem şaşırtıcı hem mutlu edici idi. Anadolu topraklarımızdaki düşünürlerin ileri görüşlerini ve çağdaşlığını anlatıyordu bütün bunlar. Tapınağın diğer yazıları da bir birinden değerli ve yol gösterici idi. Çıkınımdaki kutsal sözcükleri her zamanki gibi yazarak paylaşmayı düşündüğümde, kalbimdeki çizgili kaslarımın telaşlı hücreleri teşekkür etti. Beynimdeki dingin hücrelerim de her zamanki gibi alkışlayarak ama ciddi duruşlarla kutladılar. Gelin birlikte değerlendirelim Delphi Tapınağı'nın kapısında insanlığın iyiliği, mut-luluğu ve dingin yaşamı için yazılan aşağıdaki sözleri;
Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilenmelisin. İşin yaşam dayanağının önceliği ve temelidir…




  • Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilenmelisin. İşin yaşam dayanağının önceliği ve temelidir...

  • Gürültü ve Patırtının ortasında sakin olmayı başarabilmelisin…

  • Sessizliğin, sükunetin içinde dinginlik ve mutluluk olduğunu unutmamalısın...Telaşsız, yavaş ve anlaşılır bir dille konuşmalısın…

  • Konuşurken başkalarını da dinlemelisin. Akıllı olmasalar, hatta yeterli bilgileri olmasalar bile karşındakileri dinlemelisin. Çünkü; doğru seçtiğin kitaplardan edindiğin bilgilerin yanı sıra, onlardan da çok şey öğrenebilirsin.Çünkü dünyada herkesin bilinen / bilinmeyen bir öyküsü vardır mutlaka. O öyküler başkalarında olduğu gibi senin için de yol gösterici olabilir…

  • Yaşamın anlamını bilmeli ve tadını çıkarmaya çalışmalısın. Çünkü geride kalan anlar geri dönüşümsüzdür…

  • Başka türlü davranmak gerekmedikçe, herkesle dost olmaya çalışmalısın. Fakat kimseye tam olarak güvenmemeli, teslim olmamalısın…

  • Sevgi ve aşkı değerlendirmeyi bilmelisin… Sevgi ve aşk, kıraç toprakların taze yeşili ve rengarenk çiçekleridir…

  • Sevgi ve aşk; gerçek ve mutlu yaşamın ta kendisidir…

  • Yılların akıp gitmesine öfkelenmemelisin. Gülümseyerek, hatta kahkahalarla gülebilmelisin geçmişte olup bitenlere. Çünkü her şeyi ile o yılları sen yaşadın, hesabını kimse soramaz / vermeye zorunlu değilsiniz…

  • Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek geçmişte bırakmalısın. Şimdiki seni; sana yakışır bir biçimde keyifli ve dertlerin ile çevreni sıkmadan yaşamalısın...

  • Anıların arasından en güzellerini ve seni mutlu edenlerini seçmeli, diğerlerini fırlatıp erişilmeyen uzaklara atmalısın…

  • Arada bir isyan etsen bile unutma ki içinde yaşadığın evreni yargılamak ola-naksızdır. Öyleyse önce kendini sorgulamalı, doğru olanı bulmalısın…

  • Hangi konuda olursa olsun kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde olmalısın. Görmeye çalış ki her şeye karşın dünya güzeldir. Yaşamak da öyle…Yaşam için iki şey çok önemlidir. Bunlar, var oluşunun, varlığını sürdür-tebilmenin özüdür; Kin tutmamalısın, ama olanları da asla unutmamalısın…

    Son öğüdümüz;

  • Herkesi ve her şeyi sevemezsin. Sevmeyi hak edenleri ve hak edileni sevmelisin...

  • Evrenin neresinde yazılı olursa olsun, doğru ve yol gösterici sözcüklerin kutsal olduğunu kabul etmişimdir her zaman…Yaşam çizgimi çok olumlu etkilemiştir bütün bu sözcükler. Elbette seçmek önemlidir…

* * *


Derleyen: Ayhan Görür

26 Nisan 2011

Bedri BAYKAM bıçaklandı...Hastahaneden, dost ve arkadaşlarına mesajıdır...




Bıçaklanan Sanatçı
Bedri Baykam'dan açıklama :


,,


Sevgili Arkadaşlarım,
Sevgili Sanatçı Dostlarım,

Çok teşekkür ediyorum, zahmet edip buralara kadar gelmişsiniz. Beni görebilmenizi, sizlerle kucaklaşabilmeyi isterdim . Ne var ki şu anda henüz buna sağlığım el vermiyor.
Yaşadığımız korkunç olaylar, ülkeyi her an gerenlere ve bu yıkıcı ruh haline taşıyanlara ne kadar dert onu bilmiyorum. Ama sanatı ve sanatçıları bir ülkede bu kadar hedef gösterirseniz, düşünce insanlarını bu kadar dışlarsanız
, laik demokrasiyi, aydınlanmayı ve Atatürkçülüğü savunanları bu kadar yabancı göstermeye kalkarsanız, bu yaşanan felaketlere ve cinayet teşebbüslerine hiçbir şaşırma hakkınız kalmaz.
Türk sanatçısı ve Türk aydını tüm bu planlı ve hain saldırılara karşı dimdik ayaktadır. Olayın üstüne örtülmeye çalışılan "meczup" havası sahte ve uydurma senaryodur. Herkes şunu bilsin ki, bu hazin tezgahların kimseye bir yararı olmayacak. Aydınlanma devriminin ışığa, güzelliklere, dostluğa, barışa, evrensel kardeşliğe sanatın her türlüsüne doğru yol alan okun yörüngesini değiştiremeyecektir.
Bugün buraya gelerek
Türk Sanatına sahip çıkan her kuruma, her örgüte, her sanatçıya, her sanatsevere ve her vatandaşımıza sonsuz teşekkür ediyorum, dayanışmamızı hiç kimse, hiçbir şekilde engelleyemeyecek..
21 Nisan 2011


,,


Bedri Baykam


Derleyen: Ayhan Görür

2 Nisan 2011

Yaşamak...Orhan Veli


YAŞAMAK


Biliyorum, kolay değil yaşamak, 
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; 
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, 
Gündüzleri gün ışığında ısınmak; 
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, 
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine... 
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan- 
Her şeyi unutabilmek maviler içinde. 


Biliyorum, kolay değil yaşamak; 
Ama işte 
Bir ölünün hala yatağı sıcak, 
Birinin saati işliyor kolunda. 
Yaşamak kolay değil ya kardeşler, 
Ölmek de değil; 

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. 











Ama seveceksen öyle sev ki...Can Yücel


***

Konuşacaksan öyle bir konuş ki, inanayım. Ağlatacaksan öyle bir ağlat ki, susmayayım. Gideceksen öyle bir git ki, ölümüne unutamayayım.

"Ama seveceksen öyle bir sev ki; konuşsanda, gitsende, ağlatsanda seni yüreğimde yaşatayım"...

Can Yücel
***

Derleyen: Ayhan Görür

27 Ocak 2011

20 Ocak 2011

Atamızı Her Zaman Saygıyla Anıyoruz...



Mustafa Kemal ATATÜRK
1881-1938

* * *
Her zaman, Saygıyla Anıyoruz...

Âşık Mahzuni Şerif -Sarı saçlım mavi gözlüm

* * *
Derleyen: Ayhan Görür

14 Ocak 2011

Sevgiyi "bir" eden yontu...İnsanlık Abidesi...Mehmet Aksoy




















İnsanlık Abidesi
-Mehmet Aksoy
***

  • Türkiye'nin en büyük anıtı, Kars'tan yükselmeye başladı. Heykeltraş Mehmet Aksoy tarafından yapılan anıtın adı; İnsanlık Abidesi. Soykırım anıtlarına bir tepki olarak yükselen İnsanlık Abidesi, barışı ve kardeşliği temsil edecek.
  • 15 Ekim 2008'e kadar bitmesi planlanan anıtın toplam ağırlığı 700 ton, genişliği 35 metre ve boyu 30 metre olacak. İnsanlık Abidesi, taş döküm olarak tasarlandı, çelik bir konstrüksiyonla bağlantısı yapılıp statiği sağlanacak. Şu anda yüksekliği 10 metreye ulaşan heykelin projesi, Kars Belediyesi tarafından Beykoz Rotary Kulübü'nün koordinatörlüğünde gerçekleştirilmiş.
  • Tarihi Kars Kalesi'ne bakan Sukapı Mahallesi'ndeki tepeye kondurulan İnsanlık Abidesini Heykeltraş Mehmet Aksoy, belleği sembolize eden ikiye bölünmüş insan ve vicdanı sembolize eden kanayan bir göz diye tasvir etmektedir.
  • Bütün dünyada kardeşlik ve barış olsun, heykel barışa, insanlığa el uzatsın. İlk olarak, bütün savaşların acısını içinde taşıyan insani bir vicdan olsun. Bu insanlık vicdanı kanıyor. O vicdanın gözyaşları olsun. Bu hissedilsin. İnsanlık vicdanını, kanayan bir gözle sembolize ettim, bunun üzerinde ortadan ikiye bölünmüş bir insan var. Bu insan ikiye bölünmüş, karşıkarşıya konulmuş, birbirine düşman edilmiş. Aslında aynı insan. Bu aynı insandan
    bir tanesi bilinçlenmiş ve bir el uzatıyor. Elin etrafındaki herşey mekanik, put gibi, duvar gibi duruyor. O el, insanlığa daveti simgeliyor, diye anlatıyor
    Mehmet Aksoy.
  • Sarıkamış'ta doksan bin kişi ölmüş. Üstelik donarak...Savaşın acımasızlığını tam da görebileceğimiz bir yerdeyiz. Buradan tüm Kafkaslara bir barış ışığı yakılsın, isteniyor. Heykelin iki yanından,gökyüzüne doğru 4-5 km yukarıda birleşen iki ışık huzmesi olacak. Bu, o iki kişinin birleştiği anlamına gelecek ve belki bütün Kafkasya'dan görülecek.(Ermenistan'dan da...)
  • Türkiye'nin en büyük anıtının inşası, yönetmen Altan Sazak tarafından film olarak çekiliyormuş. Bir ara İnsanlık Abidesi, dikildiği tepenin kültür varlıkları kapsamında olması nedeniyle Kültür ve Tabiat Varlıkları Kuruluna da takılmış.
  • Barış için yapılan tüm projelerin, atılan tüm adımların başarılı olması dileğiyle...Mehmet Aksoy ve tüm emeği geçenlere saygılar.
  • Mehtap Dalayman


İnsanlık Abidesi ve Çevresi
Kars, Sukapı Mahallesi

***

_/ "İNSANLIK ABİDESİ"...
Olan olmuştur...

Eser tamamlanmadan tamamlanmıştır...

"İnsanlık Abidesi" gönlümüzün eseridir artık...
Zamanın sonsuzluğunda,
zamansızlığa göç etmiştir;
başka bir mekanda da
sergilenemez,
y
inelenemez...
Esere "ucube" diyen
ve
mahkeme kararı ile yıkılan eser
Sayın Başbakanımıza (!)
sevgi hisleriyle,
el vererek
elveda diyor,

Mehmet AKSOY'un
"İNSANLIK ABİDESİ"...
_/

Ayhan Görür

13 Ocak 2011

Sevgi ve Şefkat Üzerine...Jiddu Krisnamurti


Sevgi ve Şefkat:
Kuş,
yaralı kuşa yardım etmek için çırpınıyor...
***

Jiddu Krishnamurti
ON MIND AND THOUTH
Zihin ve Düşünce Üzerine



Madras, 2 Ocak 1983
Ölçüye Gelmeyen Zihin’den

Şefkat*nedir?–herhangi bir sözcükte bulabileceğiniz bir tanım değildir. Sevgi ve şefkat arasındaki bağıntı nedir? Yoksa bunlar aynı bir hareket midir? Bağıntı sözcüğünü kullandığınız zaman bu bir ikilik, bir ayrım ima eder. Ama biz şefkatin içinde sevginin nasıl bir yer tuttuğunu soruyoruz. Yoksa sevgi, şefkatin en yüksek bir ifadesi midir? Eğer herhangi bir dine bağlıysanız, herhangi bir guruyu izliyorsanız, herhangi bir şeye inanıyorsanız, kendi kutsal yazılarınıza inanıyorsanız, bir sonuca bağlanmışsınız, nasıl şefkatli olabilirsiniz? Kendi gurunuzu kabul ettiniz zaman, bir sonuca varmışsınızdır; Tanrı’ya ya da bir kurtarıcıya, şuna ya buna kuvvetle inandığınız zaman şefkat olabilir mi? Sosyal hizmetler yapabilirsiniz; acıma, duygudaşlık, hayırseverlik duygularıyla yoksullara yardım edebilirsiniz. Ama bütün bunlar sevgi ve şefkat midir? Sevginin doğasının anlaşılmasında, kalpteki zihin olan o niteliğe sahip olunduğunda, o zekadır. Zeka sevginin ne olduğunun anlaşılması ve keşfedilmesidir. Zekanın düşünceyle, akıllılıkla, bilgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Çalışmalarınızda ve işinizde çok akıllı ve mantıklı tartışabilirsin, ama bu zeka değildir.

Zeka, sevgi ve şefkatle birlikte bulunur ve ve bir birey olarak bu zekâyla karşılaşamazsınız. Düşünce için seninki ya da benimki söz konusu olabilir, ama şefkat için seninki ya da benimki diye bir şey söz konusu olamaz. Zeka var olduğu zaman, ben ve sen ayrımı yoktur. Zeka en yüce olandır, her yerdedir. Yeri, gökleri yıldızları hareket ettiren o zekadır, çünkü o rahmaniyettir.

*Şefkat: bütünsel, bölünmeyen, ayırmayan
şefkat: rahmaniyet (ç.n.)



Kuşun Ölümü ve Üzüntü

***
Ayna Yayınları
Çeviri: Cengiz Erengil
s, 174-175

Derleyen: Ayhan Görür

2 Ocak 2011

Gelecek avuçlarımda olmalı...Yıldız Tümerdem



İpek Görür
Fotoğraf, Onur Görür

Gelecek avuçlarımda olmalı

Gülüyorsun
mutlusun
gelecek için güvendesin
demektir..
işte benim istediğim de bu çocuk..
ağlıyorsan
sesini duyurabiliyorsan
başın dimdikse eğer
güçlüsün demektir..
işte benim istediğim de bu çocuk..
susuyorsan
boynun bükükse
açsan susuzsan
bilgisizsen eğer
yitiksin, yokluksun
geleceğin ışıksız
demektir..
işte beni kahreden
ağlatan
isyan ettiren de bu çocuk..

böyle olmamalısın..
geleceğin
avuçlarının içinde olmalı
sımsıkı tutmalısın
kaybetmemelisin…

Prof.Dr.Yıldız Tümerdem

İpek Görür
Fotoğraf, Onur Görür

Derleyen: Ayhan Görür

26 Aralık 2010

A tribute to Michael Jackson.The Earth Song by Andre Rieu and Carmen Monarcha


A tribute to Michael Jackson.
The Earth Song by Andre Rieu and Carmen Monarcha

Derleyen: Ayhan Görür

3 Aralık 2010

Memleket İsterim...I would like to countries/ Cahit Sıtkı Tarancı/Onur Akın

Onur Akın -Memleket İsterim

***

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı
***

I WOULD LIKE TO COUNTRIES

I would like to countries
Sky blue, green branches, get a yellow field;
Whether the land of flowers, birds.

I would like to countries
What is particularly heartfelt yearning to get what you worry;
Brothers finally get a fight.

I would like to countries
What no you and me get rich and poor;
Winter on the bark to get everyone home.

I would like to countries
Live, love it, such as heart;
If you get a complaint from the dead.

"google" çeviri...
Can dostlarımdan Orhan Kılıç'ın teknik bilgisi sayesinde oluşturuldu...

Derleyen: Ayhan Görür

26 Kasım 2010

Bir sitemin zehriyle içimden yaralandım...Dürrü Turan


DÜRRî TURAN...Bir sitemim zehriyle içimden yaralandım


Beste
:
Dürrî Tûran
Güfte
:
Mustafa Nafiz Irmak
Makam
:
Bûselik
Usûl
:
Düyek
Söyleyen
: Berrin Şener Ersoy


Bir sitemin zehriyle içimden yaralandım
Gözünün ateşiyle tutuşmuş gibi yandım
Bitti ümmid rüyası bir uykudan uyandım
Gözünün ateşiyle tutuşmuş gibi yandım

Derleyen: Ayhan Görür

1 Ekim 2010

Tam Zamanında Yaşamak...Can Yücel


Bedri Rahmi EYÜBOĞLU
***

Tam Zamanında Yaşamak

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.

Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensenSana emanetse çoluk çocuk

Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.

Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,

Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin

Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..

Can YÜCEL
Derleyen: Ayhan Görür

4 Temmuz 2010

Bir Şey...Cahit Sıtkı Tarancı



Bir Şey

Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi
Lâzım insana lâzım onsuz yaşanılmıyor
Ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi
Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.

Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz
Aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz
Adını çocuklarımıza bellettiğimiz
Bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.

Bir şey daha var yürekler acısı
Utandırır insanı düşündürür
Öylesine başka bir kalp ağrısı
Alır beni tâ Bursa'ya götürür.

Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş
Otur denmiş oracıkta oturmuş
Tâ yüreğinden bir türkü tutturmuş
Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.

Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin
Hey kahpe felek ne oyunlar ettin
En yavuz evlâdı bu memleketin
Nâzım ağbey hapislerde çürür.

(Yaprak, 1.5.1950)
Cahit Sıtkı Tarancı

Derleyen:Ayhan Görür

11 Haziran 2010

Bill Gates'ten gençlere 10 öneri...Bill Gates


Bill Gates'ten gençlere 10 öneri
Bill Gates'ten hayat dersleri




















Bill Gates
yalnızca dünyanın en zengin insanlarından biri olarak anılmıyor. Aynı zamanda gençlere ve eğitime verdiği destekle de biliniyor. Aşağıdaki öneriler kendisinin çeşitli zamanlarda gençlere yaptığı konuşmalardan derlendi. Hem yatırımcı hem de bir hayırsever olarak edindiği tecrübeye dayanarak söylenen bu sözler sırf "Bill Gates söyledi" diye bile
akılda tutmaya değer.




















Hayata alış

Hayat âdil değil, buna alışsan iyi olur.

Kendini iyi hisset
Dünya senin kendine saygınla ilgilenmez. Dünyanın ilgisini asıl çeken şey, senin kendini iyi hissetmek için ne yaptığın olacaktır.

Sabırlı ol
Liseden mezun olur olmaz yılda 60 bin dolar kazanacağın bir iş edinemezsin.

Ders al
Çakılıp kaldığınızda bu ailenizin suçu değildir. Hata yaptığınızda sızlanmak yerine, onlardan ders alın.

Okul iyidir
Öğretmeninizin gerçekten sert biri olup olmadığına karar vermek için, bir patronla tanışana kadar bekleyin.

Yerini bil
Siz doğmadan önce, ebeveynleriniz için hayat şimdiki kadar sıkıcı değildi. Yollarını sizin faturalarınızı öder, çamaşırlarınızı yıkar ve size nasihat ederken yeniden çizdiler. Bu yüzden yağmur ormanlarını ebeveynlerinizin ait olduğu neslin parazitlerinden temizlerken, kendi odanızı derli toplu tutmayı da unutmayın.

Televizyona inanma
Televizyon gerçek hayat değildir. Gerçek hayatta insanlar kafelerden kalkıp işlerine gitmek zorundadırlar.

Zamanını iyi kullan
Hayat sömestrler halinde yaşanamaz. Bütün yaz boyunca tatil yapamazsınız ve çok az işveren size kendinizi bulmak için yardım etmeye hevesli olacaktır. Bu yüzden zamanınızı iyi kullanın.

İneklere iyi bak
İnek arkadaşlarınıza iyi davranınız. Bir gün onun çalışanı olabilirsiniz.

Kazananlar-kaybedenler
Okulunuzda da kazananlarla ve kaybedenlerle karşılaştınız. Gerçek hayattaki karşılaşmalar böyle olmayacak. Kimi okullarda sınıfta kalan öğrenciye defalarca yeni fırsatlar verilir dersini geçmesi için. Ancak gerçek hayatta durum böyle değildir.

http://aktif.tr.msn.com/tuyo-gallery.aspx?cp-documentid=153566547

Derleyen: Ayhan Görür

23 Mayıs 2010

Aydınlanmanın erdemi...Adnan Binyazar


Don Quijote

Aydınlanmanın erdemi

Aydınlanma çağı, aydınlatıcı ışığını yaymadan önce, karanlığın gizlediği pislikleri temizlemeye yöneldi. Yapıyı sağlam temele oturtmanın kuralı da budur: Kayalar parçalanacak, bataklıklar kurutulacak, cüruf kaldırılacak, çatı çatıldıktan sonra odaların döşenmesine geçilecektir.
Cervantes'in Don Quijote'si aydınlanma olgusuna iyi bir örnek oluşturur. Don Quijote, aydınlanma düşüncesinin bol alüvyonlu anlatı ırmağıdır, beyni safsatalarla doldurup insanlığı eylemsiz kılan boş hayalcilğin sonunu getiren ironisidir.
Kendini hayallere kaptıran insan, yanlışı doğru, doğruyu yanlış görür. Hayalcilik, ruhsal sarsıntıdan da kötüdür; kişinin gözünde, ömrü domuz ahırlarında geçen sıradan bir köylü kadınını kontes yapar, yel değirmenlerini devlerin ordusuna da dönüştürür...
Öyle ki, Don Quijote, karanlıkta düşman baskısına uğradığı korkusuyla kılıcını sağa sola sallarken, tavandaki şarap tulumlarından birini delip, oradan, kan sandığı şarabın aktığını görünce, en büyük düşmanını ortadan kaldırdığı düşlerine kapılır. Bu yanılsamayla, hayalci bir dünyanın sona erişinin anlatı tarihi başlamıştır.
Başta köyün rahibiyle berberi, Don Quijote'nin yakınları bir araya gelip, beynini çürüten kitaplardan kurtarmak isterler onu. Rahip az çok bilgisiyle, berber ve yakınları onun dediklerine inanarak, sakıncalı buldukları kitapları yakılmak üzere avluya atarlar. Yararına karar verdiklerini de yakmayıp bir yere gizlerler.
O günün koşullarında kitap, kişinin bilgiyle donatılmasını öngören aydınlanma düşüncesinden intikam almak için yakılıyordu. Kuşkusuz kitap yakmak insanlık suçudur. Hiçbir çağda bir çözüm de getirmemiştir. Nazi Almanya'sında, kitapları yakılan yazarların bile, Hitler'in Kavgam (Mein Kampf) adlı eserini yakmayışları, aydınlanma hoşgörüsünün sonucudur.

Bu örnek, özellikle 12 Mart'ın tarihe nasıl bir utanç sayfası eklediğini açıklamaya yetiyor! Yine de, 12 Mart sonrası iyi kitaplar yok edilirken, çöplük malı kitapların devlet eliyle kitaplıklara gönderildiği o kara günlerde, okumanın erdemine inanmış kişiler, ekmeğinden kesip parasını kitaba yatırmıştır.
Bireysel bilinçlenme budur. Şu günlerde, yasama-yürütme-yargı erkinin birbiri içinde etkisiz kılınıp tek kişi yönetiminin devreye sokulmak istendiği günler yaşanıyor. İnsanımızın, aklını kılavuz eyleyerek cesaretle arayışa yönelmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu, kişinin kendini bireysel bir varlık olarak algılamasına, bilgiyle donatarak aydınlanmanın erdemine ermesine bağlı bir olgudur.
Aydınlanma da, "kişinin, kendi aklınını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanması" değil midir?
Kant'ın şu saptamasını derinliğine kavrama sorumluluğu, sanırım, ülkemizde hiçbir dönemde bugünkü kadar önem taşımamıştır:
"Doğa, insanı, dışardan yönlemdirmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmıştır. Buna karşın, korkaklık ve tembellik nedeniyledir ki, çoğunluk, yaşamları boyunca yetkinleşmemeyi kendi gönlüne yeğlemiştir. Bu yetkinleşmeme durumu, onların başına niteliksiz gözetici ve yöneticilerin gelmesini daha da kolaylaştırıyor."
Yetkinliğe erememiş bireyler, ne yazık ki, onu her alanda düşünsel eylemsizliğe sürükleyen en kötü durumların ayrımında bile olamıyorlar...


Adnan Binyazar
Cumhuriyet Gazetesi PAZAR, 2 Mayıs 2010

Derleyen: Ayhan Görür

18 Mayıs 2010


Posted by Picasa


Alçakgönüllü ol

8 Mayıs 2010

Kıvranan Ülkemiz...Mısır Şiiri



KIVRANAN ÜLKEMİZ

Çoluk çocuğumuzu, evimizi barkımızı
Koruması gerekenler diyor ki:

"Hadi gidelim, çalıp çırpalım."
Kuşçular bile çete kurmuş,
Delta köyleri takmış takıştırmış.
Babalar düşman gözüyle bakıyor çocuklarına.
Dürüst kişiler kan ağlıyor ülkenin durumuna.
Çift sürmeye gidenlerin elinden
Kılıç kalkan düşmüyor.
Kim yay tutmuşsa ok atmaya hazır
Dört bucağa yayılmış kötü kişiler.
Nil taşkın, tam kıvamında topraklar,
Ama tarlalarda çalışmaya giden yok.
Yalnayak, başı kabak birtakım adamlar
Servet içinde yüzüyor şimdi.
Yüreği sızlıyor kölelerin,
Soylular katılmaz oldu halk eğlentilerine.

Hırsla öfkeyle kuduruyor insanlar,
Dertler veba gibi kırıp geçiriyor ülkeyi.
Kan fışkırıyor her yerden, ölüm kol geziyor;
Mumla sargıları hazırlanmadan geliyor ecel.
Irmağa atılıyor sürü sürü ceset,

Akarsular mezarlık oldu artık.
Kan revan içinde mumya yeri...
Duygulu insanlar hıçkırırken
Umursuzların kılı kıpırdamıyor.
İktidardakiler, zenginleri devirelim
Diyenler var kentlerde.
Balçığa saplanmış kuşları andırıyor insanlar,
Her yer pis, herkes hırpani.

Çömlekçi kasnağı gibi boş dönüyor ülkemiz.
Hırsızlar zengin ve zenginler hırsız.
İnim inim inleyen yoksullar diyor ki:
Nasibimiz felaketmiş, ama elden ne gelir?
Irmak baştan sona kan, insanlar içiyor o kanı
Susuz kalmış gibi.
Yanıp kül oluyor evler bahçeler,
Ama saraylar yerli yerinde, şen şakrak.

Gemiler gelmez oldu güneyden;
Kentler yıkıldı,
Yukarı Mısır baştan başa çöl.
Timsahların karnı tok:
Yaşamaktan bezenler kurban ediyorlar kendilerini.
Topraklarımız alabildiğine çorak:
Taşra beylikleri perişan.
Yabancı askerler kol geziyor Mısır'da.
Dört bucaktan insanlar akın ediyor insanlar,
Mısırlıların nesli tükeniyor artık.
Köylü kadınlar takmış takıştırmış:
Altın, lacivert taş, gümüş, firuze,
Akik, tunç, ülkenin en değerli taşları...
Bol bol yiyecek var ama, zengin hanımlar
"Nerde eski günlerin bolluğu!" diye iç çekiyor.
Ehramları kuran hünerli taş işçileri
Irgat oldu çiftliklerde.
Tanrının teknesini onarıp temizleyenler
Hep bir arada sabana koşuluyor şimdi.
Biblos'a giden kalmadı artık,
Mumyalar için sedir ağacını nerden bulacağız?
Ya rahiplerin tabutları ne olacak,

Nerden gelecek mumyalar için yağ?
Hiçbiri bulunmuyor, dışarıdan da gelmiyor.

El sanatları ölüp gitmekte...
Neye yarar tamtakır hazine?
Baştan başa yıkım. Kahkaha öldü. Gülen yok.
Ülkenin dört bucağında çığlık ve inilti...
Anayurtta yabancı oldu Mısırlılar.
Keller fodullar sürü sürü...
Soyluyu baldırı çıplaktan ayırmak zor.

Herkes, "Ah ölüp gitsem!" diyor.
Çocuklar "Babamız niye bizi bırakıp gitti?" diye üzgün.
Yerden yere vuruluyor şehzadeler.
Sevgiden doğan çocuklar çölün ortasına bırakılıyor.
Kıvranıyor bedenlere can veren tanrı.

Asyalılar, Delta'da işçi oldu.
Soylu kadınlarla köle kızlar aynı çileyi çekiyor.

Eskiden şen türküler söyleyen
Kadınlar ağıt okuyor şimdi.
Köle kadınlar, ağızlarına geleni söylüyor:
Öfkeleniyorlar hanım karşılık verecek olsa.
Hükümdarlar aç, hüngür hüngür ağlıyorlar.
Canından bezen bir adam diyor ki:
"Tanrı'nın yerini bilsem kendimi kurban ederdim."
Kardeş, kardeşi vuruyor. Sonumuz neye varacak
Koyunlar, sığırlar ağlaşıyor ülkenin durumuna.
Yollar tutmuş haydutlar, pusuda yatıyorlar da
Karanlığa kalan yolcuları soyuyorlar.
Önce varını yoğunu alıyorlar hepsinin,
Sonra yatırıp sopa atıyorlar öldürünceye kadar.

Keşke insanlık yok olup gitse:
Rahimlere tohum düşmese, analar doğurmasa...
Ah, huzura kavuşsa yeryüzü, ayaklanmalar bitse.

Otla suyla yaşıyor nice insanlar,
Kuşlara bile yem yok.
Domuzun lokmasını ağzından alanlar var.
Tahıl hak getire,
Ne yiyecek ne merhem, ne yağ.
Herkesin feryadı; "Yok! Hiçbir şey yok!"
Ambar, yerle bir oldu, bekçisi yatıyor yüzükoyun.

Belgeler çalınıyor devlet dairelerinden,
Tapınaklar alan talan....
Güçlü sözlerin foyası çıktı,
Sıfıra indi büyüler.
Köleler kendi başlarına buyruk artık.

Yargıçların yetkisine aldırış eden yok.
Kanunlar çiğneniyor gözler önünde,
Yoksullar hukuka meydan okuyor sokaklarda.
Görülmemiş işler yapılıyor şimdilerde.
Birtakım hınzır adamlar devirdi hakanı.

Kuzey ve güney hükümdarlarının sırrı çıktı ortaya.

Bir zamanlar kendine tabut alamayanlar
Türbe sahibi oluverdi.
Koskoca mezarlarda yatanlar çıkarılıp çöle atıldı.
Kulübesi olmayanlar konak sahibi şimdi.
Zengin adam, susuz kalıyor geceleyin;
Sofra artığı bulmak için dilenenler ise
Tantanalı ziyafetler veriyor.
Eskiden ipeklere bürünenler şimdi hırpani,
Çıplak gezenlerde bir giyim kuşam, deme gitsin.
Zenginler yoksullaştı, dilenciler zengin.
Soylu hanımlar, çocuklarını satıyor yatak yorgan uğruna.
Bir zamanlar geniş rahat yataklarda uyuyanlar
Yer döşeğinde kıvrınıyorlar bugün.
Soylu hanımlar, açlıktan perişan,
Kasaplar yedikçe şişiyor.

Adamın kardeşini öldürüyorlar da gözünün önünde
Kendi canını kurtarmak için kaçıyor.



Eski Uygarlıkların Şiirleri
Mısır Şiiri

Sait Talât Halman
Türkiye İş Bankası Yayınları
S.39
Derleyen: Ayhan Görür

24 Nisan 2010

It is your fear that makes them bad, your needless fear./Sizin korkularınızdır, gereksiz korkularınızdır o sözcükleri kötü yapan...D.H.Lawrence


brett whiteley

"
Accept the sexual, physical being of yourself and every other creature. Don' be afraid of it. Don't be afraid of the physical functions. Don't be afraid of the so-called obscene words. There is nothing wrong with the words. It is your fear that makes them bad, your needless fear.
"
D.H.Lawrence

(Kendinizin ve her insanın, cinsel, bedensel benliğini kabul edin. Bundan korkmayın. Bedenin fiziksel işlevlerinden korkmayın. Sözde müstencen sözcüklerden korkmayın. Hiçbir kötülük yok o sözcüklerde. Sizin korkularınız, gereksiz korkularınızdır o sözcükleri kötü yapan.

d.h.lawrence, Mîna Urgan, YKB.Yayınları )

Derleyen: Ayhan Görür

19 Nisan 2010

Korku üzerine...William Shakespeare

by Onan

KORKU

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor,
kendisini sevilmeye lâyık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor
,
sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor
,
eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor
,
reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor
, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor,
aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

Derleyen: Ayhan Görür

16 Nisan 2010

Abbas...Cahit Sıtkı Tarancı



ABBAS

Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker: Abbas oğlu Abbas. Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas
. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister. Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp, aralarında söyle bir konuşma geçer:

-Abbas oğlu Abbas
, emret komutan.
-Nerelisin?
-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
-Sen benim emir erim olur musun?
-Sen bilir komutan!..


Askere eşyalarını toplamasını ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği, sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı' ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar.Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı 'nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşam olunca Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar. Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı.
Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder.
Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas. Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif akşamında alkollü
Cahit Sıtkı
sorar:

-Sen İstanbul 'u bilir misin, Abbas?
-
Bilir komutan.
-Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
-Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.
-Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
-Elbet komutan!

Sabah olur. Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş tıraş olmuş hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar:

-Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlık yaptın?
-Ben İstanbul’a gidecek komutan!
-Ne yapacaksın sen İstanbul’da?
-Sen söyledi bana. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı
. Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.
Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kağıda döker:

ABBAS

Haydi Abbas
, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti
Cahit
,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş' tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Cahit Sıtkı Tarancı


Derleyen: Ayhan Görür

25 Mart 2010

Bana Gel Diyorsun...Güler Ataş


Bahar özgürdür, dostlara "GÜLER"...
Fotoğraf, Ayhan Görür


***
Bana Gel Diyorsun

Bana gel diyorsun
Aklım gidip gidip geliyor
Dudaklarının arasında
Kabullenemediğim,
Bir tünelden çıkıyorum
Sözcüklerinle
Kışkırtma en insan duygularımı

Bana gel diyorsun
Biliyor' musun çoktan geldim
Düşe kalka kesişiyor yollar
En karanlık zamanlarında
Hücrene yoldaştım
Bendim en yitik günlerinde
Diren diren diren diyen kulaklarına
Belki bir mermiye yenik düştüm
Belki sözlerine

Bana gel diyorsun
Yırt gecenin mavisini
Güneşten turuncu topladım
Ondan aydınlık odan
Ormanlardan yeşil çaldım
Ondandır gözündeki renk
Bahçende boynu bükük zeytinleri
Gözlerimi unutma diye bıraktım

Bana gel diyorsun
Aklım gelip gelip gidiyor
Geçmişe tutsak yüreğine
Kışkırtma en insan duygularımı
Düşebilirim sözcüklerine

Bana gel diyorsun
Çoktan geldim
Bilmiyor' musun

15/05/2006

Güler Ataş
***
"facebook" dostlarından
Neslihan Dağlı'nın gönderisidir...
Derleyen: Ayhan Görür